Ümit Yazıcıoğlu

Kürt sorununa sivil çözüm

14 Ekim 2008 Salı

Mademki Kürt Sorunu var, o zaman bu çok ciddi ve ağır bir sorun, o halde  bu sorunu kardeşce siyasi olarak çözmeliyiz, çünkü şiddet merkezli anlayışların tekelini kıran ve kırabilecek tek araç siyasettir.

 

Öfkeyle kalkan zararla oturur.

 

Başbakanın da belirttiği gibi öfkeyle değil akılla hareket etmeliyiz. Dolayısıyla Hükümetin Kürt sorununu çözebilmesi için acilen siyasi açılımlar yapması gerektiğine inanıyorum, çünkü Kürt sorununu askeri oligarşinin inkar ve savaşa dayalı politikalarına terketmek yanlıştır.

 

Bu arada belirtmek isterim ki, siyasi açılımla ilgili hükümet nasıl bir çalışma yürütüyor, net ve berrak değil. Eğer meselede samimiyseniz, Başbakan"ın da kabul ettiği gibi Kürt sorununa çözüm bulmak için hükümetin uygulanabilir ve sürdürülebilir politikalar üretip hayata geçirmesi gerekir.

 

Hepimiz biliyoruz ki, yıllardır askeri kafayla sürdürülen inkâr ve savaş politikalarında ısrar, son 25 yılda hayatını kaybeden on binlerce insana her gün yenilerinin eklenmesine neden oluyor.

 

1925"ten itibaren bu coğrafyada kesintisiz olarak, hep kan aktı.

 

Ben bilakis Kürt ve Türk halklarının savaşla ve kanla değil, barış içerisinde, eşit ve insanca, beraberce mutlu yaşamayı hak ettiğine inanıyorum.

 

Kürt sorunu, TBMM"nin meselesidir.

 

Bu bağlamda değerli Ahmet Türk,  DTP"nin dünkü TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, "Bu kan artık dursun-çocuklarımız ölmesin" diyor, bir Mebus olarak haykırıyor. Diğer taraftan aydınların-yazarların-sanatçıların 'Artık yeter' dediğini vurguluyor, biran önce bu sorunun barışçıl ve demokratik yollarla çözülmesini dile getiriyor. “Halk barış istiyor, halk çözüm istiyor, halk huzur istiyor!”diye haykırıyor. Kendileri bu görüşlerinde çok haklıdır.  

 

Bu haykırışın, Sayın Erdoğan Hükümeti tarafından duyulması ve gereklerinin acilen yerine getirilmesi gerekir. Dolayısıyla hükümet hem kendilerine, hem de biz Kürtlere halklarımızın sadece kardeş olduğunu ilan etmekle yetinmemeli, Kürt sorununa siyasi ve barışıcıl çözüm getirerek,  icraatlarıyla halklarımızın kardeşliğini ispat etmelidir.

 

Bu da diyalogla mümkün.

 

Yoksa Kandil dağını bombalamak için teskere çıkarmakla bu problem çözülmez. Zira insanoğlunun var oluşundan bu yana hiçbir problem silah ile, işgal ile çözülmemiştir, eğer çözülmüş olsaydı bugün bu problem var olmazdı. Zaten hepimizin bildiği gibi 1984"ten sonra yaşanan olaylar bizlere askeri yöntemlerle PKK"nin tasfiye edilemeyeceğini gösteriyor, çünkü PKK Kürt sorununun bir ürünü ve uzantısı.

 

Kürtlerle Türkler barışmalıdır, çünkü iki tarafın da çıkarları bunu gerektirir. Dolayısıyla halkımıza her bakımdan sahip çıkarak yapılacak olan siyasi açılımlar sayesinde, İspanya'da, İngiltere'de, Fransa'da olduğu gibi Kürt meselesi siyasi alana taşınarak çözülebilecek bir sorundur.

 

Biz Kürtler genel olarak demokrasi içerisinde sorunun çözülebileceğine inanıyoruz. Elbette Kürt sorunu rahat çözülecek bir kolaylıkta değildir. Bunun bilincindeyiz. Fakat her şeye ragmen ilk etapta bir anayasa değişikliğine gidilmesi gerekir. Yapılcak olan anayasal değişiklikler sayesinde ülke içerisindeki bütün kültürlerin, demokratik bir şekilde varlığı ve kendini ifade etmesi anayasal hak olarak garanti altına alınmalıdır, diye düşünüyorum. Bu bağlamda Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Sayın Ahmet Türk"ün başbaşa oturup bu konuyu en azından iki saat karşılıklı görüşmesinin çok doğru olacağına inanıyorum.

 

Dil Tarih Coğrafya Fakültelerinde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinin açılması Kürtçe eğitim ve yayın yapılması ve bunun yanında bir genel afın çıkarılmasının zaruri olduğuna inanıyorum. Bu bağlamda artık devlet kendi üzerine düşen kardeşlik sorumluluğu için ciddi adımlar atmalı ve Kürtlere yönelik ayrımcılığı sonlandırmalı, sorunları kanlı yöntemlerle değil diyalogla çözmelidir, çünkü siyasi sorunlar askeri mantıkla çözülemez.

 

Sonuc:

 

Kürt ve Türk halkının savaşla değil, barış içerisinde, eşit ve insanca, beraberce mutlu yaşamayı hak ettiğine inanıyorum. 10 Ekim 2007"de yayınlanan makalemdede belirttiğim gibi Kürt sorununun çözümü, devlet idaresinin modernleştirilmesiyle, üniter devlet yapısı korunarak, yerel yönetimlere daha fazla yetki verilerek, büyük şehir belediyeleri birleştirilerek, bölge belediye başkanlıkları kurularak, başkanlık sistemine geçişle mümkün olabilir, kannaatindeyim.

Bu yazı toplam 6953 defa okunmuştur
Erdoğan’ın ‘Randevu vermem’ dediği DTP
 // RTE
Hocam sizin bu makalenizden sonra,
Başbakan Erdoğan’ın ‘Randevu vermem’ dediği DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk ile AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Fırat yemekte buluştu
Ankara dün akşam saatlerinde sürpriz bir buluşmaya sahne oldu. Başbakan Erdoğan’ın DTP, ‘PKK terör örgütü’ diyene kadar onlara randevu vermem” sözlerine karşın DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve Muş Milletvekili Sırrı Sakık, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat ile yemekte bir araya geldi.

Vatan’ın haberine göre yemekteki sohbette ülkenin gerginlik ve çatışma ortamı içinde bulunduğu belirtilerek, bunun aşılması için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiği vurgulandı.

Demokratikleşme sürecinin hız kazanmasının gerginliği azaltmaya yararlı olacağı belirtilirken “Şiddet üzerinden siyaset yapanlar var. Bunların oyununa gelinmemesi gerekir” değerlendirmesi dile getirildi.

İşkence vakaları da yemekli sohbetin gündemindeydi. Engin Çeber’in işkenceyle öldürülmesinin ardından Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in özür dilemesi erdemli bir davranış olarak nitelenirken bunun Türkiye’de alınan mesafenin göstergesi olduğu belirtildi.
DTP’liler sorunların aşılması için Başbakan’ın da üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiğini söyleyerek “Sorunlar konuşarak çözülmeli , diyalogdan kaçınılmamalı” dedi....
19 Ekim 2008 Pazar 01:03
TV'DE 'KÜRT SORUNU'
 // Gönl Er
Size Rıza Zelyut un bu konudaki ğörüşlerini belirteyim. "Türkiye'nin kanayan yarası olan Güneydoğu sorunu televizyonlarda tartışılırken, gerçeklerin üzeri örtülüyor. Özetle söylersek; sorunun geçmişinde, Doğu bölgemizde bulunan Kürt beylerine Yavuz Sultan Selim'in 'derebeylik' yetkisi vermesi bulunuyor. İran'da kurulan Alevi Türkmen devleti Safevilerle savaşmak için (1514) Osmanlı Sultanı Selim; Kürt güçlerini yanına çekmek istedi. Bunun için Kürt okumuşlarından Bitlisli İdris aracılık etti. Sonunda 33 kadar yerleşim, başında bulunan beylere tahsis edildi. Böylece Osmanlı toprak sisteminin (miri rejim/devlet tekelinde toprak sistemi) yerine feodalizmi yaratan bir yapı kuruldu. Bu yapı; giderek pekiştirildi. 19. Yüzyılın sonlarına doğru Kürt aşiret reislerine Hamidiye Alayları kurdurtularak onların despotizmi daha da pekiştirildi. Aşiret yapısının fikri ve ideolojik altyapısını ise şeyhlerin egemen olduğu bir kültür dünyası oluşturdu. Bu yapı; halkın serf (köle) konumunda kalmasını sağlayan özellik gösteriyordu.
Cumhuriyet rejimi, Şeyh Sait isyanından (1925) sonra bu durumu algıladı ve değiştirmek için toprak reformu çıkarmaya çalıştı ise de başarılı olamadı. (Pazar günü Akşam Gazetesi'nin ekinde bu konuyu daha ayrıntılı olarak irdeleyeceğiz.) Bilinmelidir ki Kürt sorunu diye dile getirilen sorunun temelinde feodal toprak düzeni, bu düzene dayalı üretim ilişkileri ve bunun üstündeki ağa-şeyh otoritesi bulunuyor. PKK'nın ve bizim uzmanların çözüm önerileri sadece üstyapısaldır. Dikkat ediniz; PKK'lılar da Meclis'te Kürtleri temsil iddiasında olan DTP'liler de ağızlarına hiç ağalık-şeyhlik düzenini almıyorlar.
Televizyonlarda bu tür tartışmaları yönlendirenler de (Ahmet Hakan, Can Dündar vb...) konuya üstyapı ilişkileri açısından bakıyorlar. Sorunu kültürel hak gibi göstermenin çözümsüzlük olduğunu görmeden tartışmayı verimli kılmak mümkün olmayacaktır."...
17 Ekim 2008 Cuma 00:10
kavga mı var barış olsun
 // hüsnü kaş
Türklerle Kürtler barışsın demek provakasyondur,olayları çarptırmaktır Türkiyenin her yerinde Türk Kürt kardeşçe yaşıyor akıllı olmak lzım gerçekçi omak lazım kendimizi cehaletin ve yasa dışı örgütlerin pençesinden kurtardığımız an dünyanın gerçeklerini göreceğiz ve haklarımızı elde edeceğiz....
15 Ekim 2008 Çarşamba 23:00