Ümit Yazıcıoğlu

Kürt sorununa bakış

05 Ekim 2008 Pazar

Türkiye'nin bir Kürt sorunu olduğu aşikâr. Aslına bakılırsa bu sorun hiç de yeni bir mesele değildir. Sorununu bugünlere getiren temel etken Türkiye Cumhuriyeti"nin kuruluşundan sonra izlenen ret, inkar ve asimilasyon politikalarıdır.

Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel`in, başbakan olarak 1992`de söylediği “kürt realitesini tanıyoruz” sözü ile Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan"ın Diyarbakır"da belirttiği “Kürt sorunu vardır” sözü aynı anlamdamıdır? Eğer aynı anlamda değilse bu iki değimin arasındaki fark nedir? Sorusunu irdelemek gerekiyor. Sayın Demirel"e göre , “Kürt realitesi” ile “Kürt sorunu”nu tanımak sözleri arasında önemli farklar vardır. Kendileri “Kürt realitesi” derken, Kürt diye bir insan vardır, bunu kabul ediyoruz anlamında kullandıklarını belirtmektedirler.

Dolayısıyla Demirel"e göre "Kürt realitesi yerine “Kürt sorunu” dediğiniz zaman başka yerlere gidersiniz". Yani meseleyi millet sorunu, siyasi bir sorun olarak kabul etmiş olursunuz. Bu bağlamda Demirel"in söylediği şeyle Sayın Erdoğan`ın söylediği siyaset bilmince değerlendirildiğinde aynı şey değildir. Dolayısıyla bu konuyla ilgili olarak Sayın Başbakan Erdoğan, hatırladığım kadarıyla İstanbul`da yaptığı bir konuşmada, “bugün benim söylediklerimi 15 sene önce rahmetli Özal da söyledi, Sayın Demirel de söyledi...` diyerek, bu iki cümle arasında bir fark olmadığı mesajını vermeye çalıştı.

Kanaatimce bu iki ifade arasında aslında büyük fark vardır. Demirel Kürt realitesi derken, bu ülkede yaşayan Kürt milletinin  kimliğini tanıma çabası içerisindedir. Çünkü 1990 öncesinde devlet politikası olarak herkes Türk ırkından sayılıyordu. Demirel bu tabuyu sözde yıkmaya çalıştı. Anavatan Partisi iktidarında Kürt sorununun çözümü için bir takım olumlu adımlar atıldı. Ancak, başarılı olunamadı. Rahmetli Özal sorunu siyasi sorunolarak, kabuletti, ama çözemedi, çünkü Köykoruculuğuna halkı özendirdi. Dolayısıyla bu gerçekliğin farkında olan bazı emekli siyasiler ve emekli askerler şimdi “görev sürelerinde Kürt politikasında büyük hatalar yaptıklarını” belirtiyorlar. Ama hangi hataları yaptıklarını ise halka açıklamak istemiyorlar. Aslında nerede, ne gibi hata yaptık? Bunu anlamak, tartışmak ve açık açık anlatmak lazım.

Sayın Erdoğan ise Kürt sorunu derken sorunun siyasi yanını kabulettiğini aslında indirekt olarak vurğulamakta ve aynızamanda da bu sorunun çözümü gerektiğini işaretetmektedir. Ama çözüm için ellerinde bir konsept yok. Kendileri benden daha iyi bilmektedirlerki Kürt sorunu silahla çözülmez. Bu nedenle sorunun çözümü için, hükümetin, siyasi açılımlar yapması gerekdiğine inanıyorum.  

Siyasi açılımlar neler olabilir, buna başka bir yazımda detaylı değineceğim. Ama ilk etapta, Dil Tarih Coğrafya Fakültelerindede Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünün açılması zaruridir, diye düşünüyorum. Kürtçe eğitim ve yayın yapılmasının yanında bir genelafında zaruri olduğuna inanıyorum. Bu bağlamda artık devlet kendi üzerine düşen kardeşlik sorumluluğu için ciddi adımlar atmalı ve Kürtlere yönelik ayrımcılığı sonlandırmalı, sorunları kanlı yöntemlerle değil diyalogla çözmelidir.

Kürtce eğitim ve yayın yapılması konusunda bazı düzenlemeleri Türkiye 1995"lerden sonra yapmaya çalıştı. Aslında bunları daha önce yapması gerekirdi. 1995"ten sonra yapmaya çalıştıklarınıda praktikte iyi uyğulayamadı. Ürktü. Çekindi. Ama Avrupa Birliği bunları üyelik şartı olarak Türkiye"den isteyince bu sefer de AB"ye karşı çıkmaktan ürktü. AB"ye karşı siyaset üretemedi. Dolayısıyla diplomaside hiç görülmemiş olan bir hata yaptı, parlamentoyla Kürt vatandaşlarımızın arasına AB"yi soktu.

Aydın Menderes'in de belirlediği gibi bu gelişmelerden memnun olacak olan Kürt vatandaşlarımız sadece AB"ye teşekkür edeceklerdir. “Daha önemlisi fazlasını istedikleri vakit adres AB olacaktır. Bu adresi de Kürt vatandaşlarımızın eline veren doğrudan doğruya Türkiye"nin kendisi olmuştur. AB"ye tekaddüm etseydi bu devletin ve parlamentonun ali cenaplığı olacaktı. Bu şekilde olunca AB"nin zoruyla yapmış durumuna düştü”.

Her medeni ve asri devlette olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olan herkes istediği her lisanı öğrenebilmeli ve öğretebilmelidir. İstediği gibi özgürce anadilinde eğitim yapabilmeli ve konuşabilmelidir. Örneğin, Kürt dilinin, eğitim başta olmak üzere yaşamın her alanında özgürce kullanımı ülkede sağlanmalı, ilköğretimden üniversiteye kadar devlet okullarında eğitim ve öğretimi desteklenmeli, kısacası anadilde eğitim anaokulundan tutun Üniversiteye kadar özgürce sürdürülebilmelidir.

Başbakan Erdoğan Şemdinli'de halka hitap ederken "Türk 'Türküm', Kürt 'Kürdüm', Laz 'lazım', Boşnak 'Boşnağım' diyerek, hepimizi birleştiren üst kimlik Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığıdır" demişti. Yine kendilerinin başbakanlığı döneminde geçen yıllarda  devlet Kürtlere, hatırı sayılır ölçüde haklar tanıdı: Kürtçe gazeteler, Kürtçe dil kursları, radyo ve televizyon yayınları günümüzde –okunma /izlenme ve katılım oranları düşük olsa da– olanaklılar. Kürtler, Türkiye"nin AB adaylığı yolunda, ifade özgürlüğünün genel olarak iyileştirilmesinden de gerektiği gibi faydalanıyorlar. Kürt sorunun çözümü için acaba bunlar yeterli mi?

 

Kanatimce objektif olarak belirlediğim bu durum, Erdoğan Hükümetinin mesleyi AB ye göstermek istediği gösterim kadar da parlak ve inandırıcı değil. Zira Üniversitelerde Kürdoloji bölümleri yok, Kürtçe eğitim veren Üniversite veya Üniversitelere bağli institüler yok.

 

Dolayısıyla Türk tarafının inkar politikasını terk etmesi ve Kürtlerin acı trajedilerini anlaması gerekir. Kürtler mazlum bir halktır tehlikeli değiller. Kürt kültürü, dili, sanatı, müziği ve edebiyatı önündeki tüm yasal olan ve olmayan engeller kaldırılmalıdır, diye düşünüyorum.

Bu yazı toplam 13974 defa okunmuştur
hönkk!!
 // renaz
yalcın kucuk rumuzlu arkadaşın yazısını okuyan yorumculardan rica ediyorum. lütfen arkadaşın ne anlattığını ya da ne yazdığından ne anladığınızı biri bana anlatsın :) ohaa falan oldum resmen :) arkadaşıımm şşşş alooooo yalcınnnn ne diyorsun canımm, anlaşılmıyor :) hangi tarafta olduğunu neyi savunup neyi eleştirdiğin dahi anlaşılamıyor. yazıkk! o kadar emek verip uzun yazmışsın. anlaşılamamak ne kötü bir duygu demi yalcınn :))...
14 Ekim 2008 Salı 02:11
genel af değil genel idam olur .
 // kemal deniz
insanlar kendi idealojileriyle birliktebeyinsulanmasına tutulmuş anlaşılan. genel afmış , kürt enstütüsüymüş . siz bukafaylaadam olmazssınz. kim afedilecekmiş bağcılarda bomba patlatanhainlermi?
dağlıcada aktütünde askerlerişehit edenlermi afedilecek. sizin yeriniz safınız cok acık ve net belli . boş yere ağzınızı yormayın kürt kültürü ve dili önünde tüyasal olan olmayan engeleler kaldırılmalı diyorsunda , bende diyorumki imrallıdaki hainin asılmasının önündeki tüm yasal olan olmayan engelelr kaldırılmalı diyorum idam geri gelmeli diyorum ne olacak şimdi. sen öyle istiyorsun ama bend e böyle istiyorum. al alabilirsen.....
12 Ekim 2008 Pazar 23:16
PKK analizi
 // Yalçın Küçük
Ümit Bey,“PKK’yla veya bir başkasıyla cehalete dayanarak mücadele etmek mümkün değildir. Evvela doğru tespit edilecek. Evvela benim yazılarımı ve kitaplarımı okuyacaklar. Genel Kurmay Başkanlığı bilmem neleri, bilmem neleri, bilmem neleri çağırmış. Bunların hangi sözü var? Hangi televizyonda bunlar bir laf söyledi? Ne söylemiş o insanlar onları çağırıyor? Genel Kurmay Başkanlığı benim kitaplarımı okuyacak evvela eleştiri böyle olur. Orada da şu yazılıdır; Abdullah Öcalan bana “Allah bu PKK’nın belası versin” demiştir. Bunlar da çıkmıştır. Birçok yerde söyledim. Bu nedir? Bunun birinci anlamı, PKK gibi örgütlerin, yönetimi çok zordur. Köylülükten gelirler, feodal alışkanlıkları vardır, kuvvet kullanmayı severler, bir bölgede yerleşince kendileri yönetmeye kalkarlar. Bu budur. Birinci nokta budur. Bunu öğrenecekler. İkinci nokta benim kitaplarımı okuyacaklar. Suriye Abdullah Öcalan’ı oradan Türkiye için çıkartmadı. Suriye İsrail yumuşamasını ve anlaşmasını kurmak için batılıların zoruyla çıkarttı. Bunu öğreneceksiniz. Soğukkanlılık. Üç bunlar Kürt’tür, köylüdür, bunların da bir politikası var. PKK ve Abdullah Öcalan Suriye’de olduğu müddetçe Suriye ile PKK arasında bir anlaşma vardı. Hem daha fazla Suriyeli almıyordu içine, hem de Suriye’nin içinde bir mücadele yapmıyordu. En ufak bir Kürt politikası uygulamıyordu, çok sınırlı tutuyordu. Kamışlı ve benzeri yerlerde. Yaşar Esat’ın babası galiba, Hafız Esat PKK’yı çıkarttıktan sonra, şimdi PKK için Suriye’de bir mücadele ve kadro alanıdır. Dolayısıyla yeni dönemde daha çok Suriyeli gelmektedir. Bunlar öğrenecekler. Askerce öğrenecekler, kurmayca öğrenecekler. 5, PKK için İran’da kuvvet bulundurmak zordur. PKK’nın İran’da savaşmasının amacı olmasa bile en önemli PKK açısından çıkarı, Amerika tarafında PKK’nın vazgeçilmez olmasıdır. Bunu da öğrenecekler kurmay kurmay, kurmay sınıfı sınıfta kalmıştır. Şunu öğreneceksin; PKK Irak’ta Irak’ı rahatsız ettiği, mücadele ettiği, savaş yaptığı sürece Amerika PKK’dan vazgeçmez.



Başka nedenleri var ama bu nedenle de vazgeçmez. Dolayısıyla bu zamanlarda hem Suriye’den hem İran’dan yeni kadrolar alma ihtimalleri yüksektir. Vardır ama bunu abartmamak sanki bizim Kürtlerimiz konsepti kavramı varmış gibi, şimdi Suriye Kürtleri de İran Kürtleri de girdiği için bunlar oluyor demek abartmaktır, kendini aldatmaktır. Bunun nereden olduğunu çıkarıyoruz? Çok açık. AKP’nin iki taraftarı, iki militanı Ahmet Altan’la Yasemin Çongar Kandil Dağı’na gittiler. Ne dediler? Bunların hepsi Kemalist. Orada gördünüz gidenlerin hepsi karşılaştıkları Türkçe konuşuyor. İstihbarat yok, istihbarat yok. Onun da samimi olduğunu söyleyemem. Bu işlerde uzman Mehmet Ali Kışlalı da söyledi ben de söylüyorum; Sizlere yazık olsun. 25 yıldır çalışıyorsunuz içinden bir tek istihbarat alamıyorsunuz.



Hum.İnt. dedi. Öyle yazıyordu Human İntellegent. Bu tür savaşlarda içinden istihbarat olur. Bunları kitaplardan bilmiyorsanız, Che Guevara’nın hayatından alın. Çok yakında kurtarılan o kız vardı. Bundan hatırlayın. Şu anda birinci kolordu komutanı olan Ergin Saygın Paşa’nın, “Amerika bize istihbarat veriyor.” Sözü, benim açımdan hiçbir ikna edici değeri yoktur. Benim açım neden önemlidir? Bir savaştım, bugünkü komutanlardan hiç birisi savaşmamıştır. Ben Türk ordusuyla beraber savaştım. Ben hava harekatıyla karşı tarafa eğer bir sürprizle gitmediyseniz, bir zarar veremezsiniz derken, ben birliklerimle beraber hareket ederken yanımda, havadan bombalar gelirdi. Bir bize gelir, bir öbür tarafa gelirdi. Olmaz bu, olmaz. Demek ki dönüyoruz geliyoruz, iki mürit AKP’li Altan ve Çongar, gittiler. Bunların hepsi Kemalist. Bunlar çıktı. Eğer Kemalist’se hepsi gördükleri, büyük ölçüde Türkiye Kürdü demektir çünkü kim ne derse desin, kuruluşu, çıkışı, isimlenmesi bunların çoğu Türkiye solundan çıktılar. Türkiye solu laiktir, Türkiye solu özünde Kemalist’tir. Birinci nokta budur. Eğer dönüyorlarsa bu Barzani’nin etkisine geçiyor demektir. İran Kürtlerinin etkisine geçiyor demektir. Suriye Kürtlerinin etkisine geçiyor demektir. Şu anda bu izlenimleri alıyoruz. Ancak bu böyle bir hareketin, içinde Suriyeliler de öbürleri de yükselirler. Baktığınız zaman şu anda başında Murat Karayılan var. Tanırım. Kişisel düzeyde tanırım. Ben Turan Kalkan’ın tasfiye olduğuna dair bir bilgi edinmedim. Yukarıdadır Turan Kalkan, Türk’tür, Kürt değildir. Öyle Türkler vardır içlerinde. Cemil Bayık diğerleri bunlar Türk’tür. Dolayısıyla bu aşamada diğer yapıyı İranlı’ların veya Suriyelilerin yönettiğini söylemek mümkün değildir ancak başında söylediğim gibi, her yerde o bölgede savaşmış, kendini kabul ettirmiş olanlar, pardon düzeltiyorum, o bölgede silah kullanmış olanlar, kendi inisiyatiflerini kullanırlar. Merkezin emirlerinin sık sık dışına çıkarlar. Bunu kabul etmek lazımdır.



Şimdi PKK’yı kim yönetiyor diyorsanız, Abdullah Öcalan yönetmiyor o kesin ama İmralı’da olduğu için değil, orada bile son zamanlarda sözleri, teknik bir deyimle idare ediliyordu. Şu anda çok fazla etkili olduğunu söyleyemem. Hem legal parti üzerinde, başkanlığını Ahmet Türk’ün yaptığı ve Emine Ayna’ın yaptığı partide etkili olduğunu söyleyemem çünkü eğer hastalık, avukat görüşmelerini okuyorsanız, son görüşmeyi bana söylediler; tamamen zaten kendisi de söylüyor. Hem Barzani taraftarı da hem Avrupa’daki muhalifleri de devamlı bunu yazıyorlar. Bu ne demektir? Şu aşamada Barzani’nin İbrani olduğunu, orada bunların kurulduğunu, çok açık olarak söylüyor ancak DTP’nin bir kısmı bunları ciddiye almakla birlikte, bir kısmı ciddiye almıyorlar. Gayet açık olarak söyleyeyim. Şeriat yanlısı olan yönetimde insanlar var. Zaten devlette bunu yapmak istiyor. Tarikat yapmak istiyor. Benim söyleyeceklerim budur. Yönetiminde çok fazla bir değişiklik görmüyorum ben ve bunu da ihtimal dahilinde görmem. Hala Türkiyeli Kürtlerin kurmuş oldukları bir yapıdır. Çok açık olarak söyleyebiliriz, o yapı bugünkü legal partilerle beraber, bugünkü Kürt kökenli belediye başkanlarından, çok daha fazla laiktir, çok daha fazla Kemal Paşa’ya belli bir önem verdiklerini biliyoruz. Mesele budur.”...
12 Ekim 2008 Pazar 21:42