İrfan Sarı

Kurşunla barış olmaz

25 Mart 2008 Salı

Barış istemek şu sıralar çok moda, kimin ağzını aralarsanız bu kaotik atmosferden kurtulmak için “barış” der durur. Camideki imamdan, siyasetteki adama hangi meslek dalına ve hangi tabakadan insana sorarsanız size yuvarlak kelimelerin haricinde sünger topu yuvarlağı ve zıpzıplığında ki barıştan söz eder.

 

Anlam itibarıyla çok yetkin, dolu ve kapsayıcı olduğundan, normal hayatımızda da “barış” hep yanı başımızda olsun isteriz. Ancak o kadar iğdiş edildi ki kökleri üzerinde duracak takati kalmadı bu kelimenin.

 

Artık futbol topu gibi herkesin medet umduğu fakat hırsını da almaktan geri kalmadığı bu kelimenin gizeminden uzaklaştığını, sokağın dilinden anlayabiliyoruz.

 

Sokağın dili derken aslında içeride hesaplanan ve dışarıya kusulan öfke…

 

Öfkenin adı taş…

 

Öfkenin şiddeti kurşun…

 

Terazisi yok bu öfkenin derininde yatan ise tahammül.

 

Bir Koçero türküsüdür bu…

 

 

“gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin
silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
imdatlara saldırmayın
basmayın düğmelere
yürekleri hoplatmayın
güzel beyler
hanımlar
zor ve çetin bir ağıttır koçero
bir gelin ağlar onu
ben ağlıyamam
bıyıkları çengel çengel
bir kardaş ağlar
acılı bir bacı ağlar
bağrıyanık bir ana
ben ağlıyamam!
ince bir ay batar gider karadağın ardında
dolanır kerpiç damı ince bir rüzgar
irkiltir bir gece kuşu
osmanlı karakollarının duvarlarını
bir elinde kanlı mendil
bir elinde kara mavzer
kimse bilmez nerde nasıl
taptaze bir
sımsıcak bir
gencecik bir ölüdür o
bir selamdır sımsıcak
varamamış dostuna
varamamış koçero
'leb-i derya' şu saltanat
şu konaklar şu saraylar şu köşkler
bu bereket bu bolluk
bu çılgınca hovardalık
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!”

 

Türküleri ve Kürdileri beslersiniz boğazınızın bir yerinde ve dilinizin güvercinlerine verirsiniz uçursunlar diye öte yanı çorak düşüncelere.

 

Tutmaz…

 

Ölüm tutar kuşluk vakti bu mevsimi…

 

Ölüm arkasında boş kovanlar bırakarak gelir bu mevsim…

 

Bırakarak o en sevdiğiniz nefes almayı, boynuna geçirerek yağlı ilmeği, barışı öldürdüğünüz zamandır nefesinizden uçurduğunuz, devlerin parmak aralarında perçin olurken.

 

Aslında müthiş zevklidir barışa meydan okumak çünkü o en anlamsız çağını yaşıyor, şu sıralar barış düşündüğünde savaş kaçınılmazdır. Savaşın gazabı ise ağırdır.

 

Süpürüp yeryüzünden beyaz satenimsi kristalleri,

 

soluyarak, yanmakta olan ciğerlere zerrecikleri,

 

kondurmak bir öpücük hazzını bahara.

 

Ağır ağır ölmekte olan benim her bahar… Her bahar ağır ağır yaşamaktan çıldıran benim. Vursan da kar etmez, ben ölmedim, ölmeyeceğim.

 

Öfkemi tuvallere işledim kelebek hafifliğinde…

 

Öfkemi, kimliğine asılmış bir elin arasına…

 

Öfkemi, baştanbaşa yazdım mozaik bir levhaya…

 

Öfkemi, tetiği unutmuş parmaklara…

 

Öfkemi, sonu yok deniz hesabı sevgilere…

Bu yazı toplam 17702 defa okunmuştur
HELALBE
 // BATU
HELALBE İRFAN ABİ...
16 Ekim 2008 Perşembe 16:24
Ekmek şarap sen ve ben!!
 // ERDAL
Devlet bizi o kadar tuhaflaştırmıştır ki 'barış' kelimesine sinirleniriz. Klişe deriz. Hele siyasetimizi o kadar kirletmiştir ki 'siyaset' sözcüğü bir küfür gibi anlaşılır. Hep aş-iş der halk. Geçerli proje.. Gelişelim.. Ekonomi.. Bu kelimeler tanrısı olmuştur bazı insanların. Tamam iyi güzel. Ben de 'keşke' diyorum inanın bu kelimeleri. İyi de ölen insan (ya da kardeşi öldürülen- ne farkeder) 'ekmek' demeye utanmaz mı biraz.. Bir tarih böyle mi geçecek yaaaa......
26 Mart 2008 Çarşamba 14:55
BARIŞ
 // Keke
Gerçekten nedir barış? Savaşın anti tezi midir? Yoksa savaşla barışın bibiriyle alakası yok mudur? Yoksa diyalektik midir? Biri olmadan diüeri olamaz mı? Ne olursa olsun sen iyi bir savaşçi değilsen asla ama asla bir barışçi olamazsın...O yüzden kendini tanıma cesaretini göster.......
26 Mart 2008 Çarşamba 14:46