Mustafa Acar

Küreselleşme ve Ortadoğu

28 Mart 2012 Çarşamba 14:18

Soğuk savaşın sona ermesiyle, tek kutuplu dünyada, Yirminci Yüzyılın ikinci yarısında hızlı bir gelişme gösteren Küreselleşme(Globalizm) iletişim teknolojileri sayesinde ülkerin ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve dinsel politikalaralarının sınırlarını zorlayarak, kapalı sistemden uluslararası  bir sisteme geçişlerini zorunlu kılmıştır. Yeni bir Dünya düzeni kurma iddiasında bulunan küreselleşmenin aktif aktörleri, Dünya toplumlarını aynı şemsiye altında buluşturmak için muazzam bir çaba içerisindeler.

İnanılmaz bir hızda gelişen kitle iletisim araçları, uydu sistemleri, ulaşım  araçları ve 1970`lerde ABD`de hayata geçen İnternet sayesinde  dünyamız küçük bir köy olma yolunda hızla ilerliyor.

Toplumlar arası etkileşimin en yoğun düzeye çıktığı günümüzde, küreselleşen dünyada, artık kimsenin hayatı bir diğerinkinden bağımsız olmayacak hale geldi. Dünyanın diğer bir ucunda gelişen bir gelişme, olumlu-olumsuz, etkisini anında dünyanın heryerinde hissettirebilmektedir.

Bütün ulusları etkileyen küreselleşme ve onun aktörleri geliştirdikleri liberal politikalarla kapalı devlet sistemlerini, üniter devlet yapılarını (tekçi), ulus devlet kavramlarını, monarşi ile yönetilen devletleri ve din kurallarını devlet kanunları haline getiren teokratik yönetimlerin politikalarını yumuşatarak, Yeni Dünya Düzenine entegre olmalarını sağlama çabasındadır. Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş Milletler gibi küresel ölçekte etkili olan siyasal sistemlerin varlığı, İnsan Hakları kavramının genişletilmesi ile ‘’Küreselleşme’’ kendi liberal politikalarını gün geçtikçe belirginleştirmekte ve yaygınlaştırmaktadır.

Küreselleşmeyi Sanayi Devrimi ve 1789 Fransız Devrimi'nin devamı ve tamamlayıcısı olarak görmek sanırım yanlış olmaz çünkü; Sanayi Devrimi ile buhar gücünden yararlanmaya başlayan insanoğlu, geliştirdiği ray sistemleriyle coğrafik uzaklıklara meydan okumaya başarmış bu da toplumlar arası diyaloğu hızlandırmıştır. 1789 Fransız Devrimi ile bireyin özgürlüğünün ön plana çıktığı (İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi) imzalanarak: Yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarının insanın doğuştan gelen hakları olduğunu ve bu hakların devlet tarafından kısıtlandırılıp, kaldırılamayacağı; yöneticilerin haklarının mutlak ve sınırsız olmadığını savunan doğal haklar kuramını insanlık tarihine hediye etmiştir.

Fransız Devrimi ile insanlık ilk kez evrensel hak ve özgürlük kuramıyla bir devlet sistemini yeniden yaratmayı başarmıştır. Kürselleşme ise bireyin bilgiye ulaşma olanaklarını kolaylaştırmış, kendi siyasal ve toplumsal yapısıyla dünyada var olan diğer yapılar arasında kolayca muhakeme yapabilme olanağı sağlamış; kendindeki güzel uygulamaları diğerlerine taşımayı ve onlardaki iyi uygulamaları kendine uyarlama gereği hissetmiştir. Bu bir çeşit ‘’aydınlanmadır’’ diyebiliriz. Aydınlanma öncesi, okuma yazması olmayan kitleler önce okuma yazma öğrendi, bilgilendi, bu bilgiyi kullanmayı öğrendi, hayatına uyarladı, şuan olansa kendisi gibi eğitim sistemlerinden geçmiş daha modern ve daha az modern toplumlarda bunun nasıl sosyal ve siyasal hayata geçtiğini gözlemlemek ve kendisiyle mukayese etmektir. Bunun sonucunda ise ‘’birey’’, evrensel hak ve özgürlüklerine kavuşmak için mücadele etme çabasına girmiştir .

Güncel olarak tanık olduğumuz  Arap Baharı’nda toplumlar sahip oldukları yaşama ve özgürlük haklarının farkına vararak bir devrim  yaratmışlardır. Küresel Çağın ilk devrimleri diyebileceğimiz Arap Baharı, Dünyayı etkileyip yeni devrimleri  tetiklemesı işten bile değildir. Arap ülkerindeki isyanlarin domino taşı misali birbirlerini takip etmesi bunun en güçlü kanıtıdır.  Arap Devrimlerinde tetikleyici rol oynayan sebepleri irdelediğimizde, küreselleşmenin boyutunu iyi tahil etmemiz sağlıklı değerlendirme yapmamızın önünü açacaktır. Çok basit gibi görünmesine rağmen, özellikle örgütlenme aşamasında kullanılan sosyal paylaşım siteleri ile devasa kalabalıklara ulaşılmış ve daha güçlü bir organizasyon sağlanarak harekete geçen kitlelere tanık oldu bütün dünya.

Devletlerin dine politik bir anlam yüklediği toplumlarda, birey zorla din şemsiyesi altına sokularak baskı altına alınmıştır. Teknolojik ve kitle iletişim aracları ile desteklenen Küreselleşme sürecinde ise, hizla yaygınlaşan insan hakları kavramı  bireye verilen değeri gün geçtikçe ön plana çıkarmaktadır. Egemen olana hizmet eden ‘’din’’, bazı Ortadoğu yönetimlerinin kendi diktatörlülüklerini korumak ve güçlendirmek için politik bir silah gibi kullandıklarına hepimiz aşinayız. İşte bu noktada gelişen hak ve özgürlükler kavramı ile küreselleşme, bir çok Ortadoğu toplumunu etkileyip, bireyi mensubu bulunduğu devlet yapısını sorgular bir noktaya getimiştir.

Devletin; bireylerin güvenliğini, huzurunu ve özgürlüğünü korumaktan başka bir işlevi olmadığını hızla kavramakta olan Ortadoğu toplumlarının daha bir çok devrim hareketine gebe olduğunu söylemek mümkün. Modern çağın devrim fayları üzerinde bulunan Ortadoğu’da, olmakta olan ve olacak olan devrim deplemleri, ezilen Ortadoğu insanlarını özlediği ve arzuladığı özgürlüklere kavuşturcaktır…

Eşitlikçi özgürlükçü ve insan onuruna saygılı demokratik bir düzenin kurulması insanlığın en büyük arzusu ve bitmek bilmeyen arayışı olmuş ve olmaya devam ediyor. Bu yüzden halkın isteklerine cevap olamayan her yapının, her yönetimin, her kültürün, her inanışın meşruluğu sorgulanabilmelidir. Bunlar sorgulanmadikça kendi canavarlarını yaratacaklardır ve bu canavarlar gerçek bir demokrasiye ulaşmak isteyen insanoğluna yüzyıllar kaybettirebilir.

Bu tür toplumlarda aydınlanmış bireyler birer "tehdit" olarak görülür.

Haydi "tehdit" olabilmek için daha fazla ‘’aydınlık’’ ve daha fazla kalem kuşanalım…

Bu yazı toplam 12697 defa okunmuştur
DİN İNSANLAR TARAFINDAN ÇIKARLARI UĞRUNA KULLANILIYOR..
 // Burçin
Teknolojinin çığır açtığı bu devirde, malesefki hala dini çıkarları uğruna kullanan insanlar tarafından "demokrasi,hak,hukuk,eşitlik ve en önemlisi 'insanlık' " sömürülmekte ve ezilmektedir......
27 Nisan 2012 Cuma 19:26
iyi yazı
 // Hamid
1)Misirda isyan açlıktan cıkmıstır.Takip edip dogru durust analiz lazım.
2) Globallesme insanın icindeki dogal "ait olma" durtusunu onleyemez.Koyunde hep mahalleler olacak.
Siz sosyal demokratlar biraz hep ruyada yasar herseyı demokrası askı ozgurluk askı falan dıye yorumlar heyecanlanırsınız realiteyi atlarsınız ama muhakkaki lazımsınız muhalefet edeceksiniz ki hersey dengeli olsun....
09 Nisan 2012 Pazartesi 11:38
DİN, DİN'İN DİKTATÖRLERCE KULLANILMASI
 // Ronahî
"Din, Allah tarafından konulmuş bir kanundur.
İnsanlara, yaratılış gayesini ve varoluş hikmetini bildirir.
İyi ve faydalı şeyler yapmaya sevkeder, zararlı işlerden de alıkoyar.
Din; adâlet, iyilik, fedakârlık, doğruluk, fazilet gibi duyguların hayat menbaı, insan vicdanındaki inanma ihtiyacının tam karşılığıdır."

DİN'İN TANIMINI, YORUMUMU TAMAMLAMASI İÇİN, YUKARIYA ALDIM.
Dinler, bizzatihi Semavi dinler adalet, doğruluk, fazilet misali ilahi özelliklerin bütün halinde ALLAH (c.c.) tarafından Peygamberler vasıtasıyla insanlara bildirilmesi ve emredilmesidir.

Din'in temeli bu özellikler olduğu halde, ne yazıktır ki bugün, yönetimler ve diktatörler tarafından, maddi çıkarlar için kullanılan sömürü aracı haline dönüştürülmüştür....
29 Mart 2012 Perşembe 03:34