İskender Kahraman

Kürdün Makûs Talihi

21 Nisan 2014 Pazartesi 10:31

Eski Yunan’a ait bir hikâyede anlatıldığına göre fırtınaya yakalanan bir adam, eğer bu fırtınadan kurtulabilirse ilk gördüğü kişiyi kurban edeceğine yemin eder.

Ve derken adam fırtınadan kurtulur ama ilk karşılaştığı kendi oğlu olur.

Yunan kültürüne yakınlığından olsa gerek Kürtlerin de her fırtınadan sonra kendi çocuklarını kurban ettiği söylense yeridir.

Çünkü yakın zamanlarda da olduğu gibi Kürtlerin çevresinde her ne olursa olsun kabak Kürtlerin başına patlar.

Şu, Ermeni Katliamı’nda olduğu gibi…

Dikkat edilirse aynı cenderenin mağduru olmalarına rağmen bu aralar Kürtlerde bir özür dileme modası baş alıp götürmüş.

Bu modaya ya da polemiğe öncülük edenlerin başında da Kürtlerin kanaat önderlerinden Ahmet Türk gelmektedir.

Bilindiği gibi, Ahmet Türk o zaman kullanılan başta kendi halkına ihanet etmiş Hamidiye Alayları olarak adlandırılan ‘korucuların’ yaptıklarından, daha doğrusu devletin yaptırdıklarından dolayı ‘Kürtler adına Ermenilerden özür dileyip duruyor.

‘Propagandalarla Kürt halkı da Ermenilere zulüm etti. Dedelerimiz, bu halklara zulmetti. Torunları olarak özür diliyoruz.’ dedi.

Özgür Üniversite’de bir diyalogda İsmail Beşikçi de Kürtlerin Ermenileri katlettiğini açıkça söylemişti.
Ben o zaman Ermenilerin katliamında kullanılan Kürtlerin, devletin maaşlı memurları olup olmadıklarını ve aynı zamanda Kürtlerin adına mı yoksa Devletin adına mı o katliamları yaptıklarını sorduğumda sorumu cevapsız bırakmıştı.

Bu gidişata göre aynı cenderenin mağduru olmalarına rağmen kabak, makûs talihini yenememiş Kürtlerin başına patlayacak gibi.

Bilindiği gibi Osmanlı parçalanmanın eşiğine geldiğinde ‘Türkçülük’ akımı gereği devlet eliyle geriye kalan topraklar üzerinde bir etnik temizlik başlamıştı.

Temizliğe de önce gayrimüslimlerden başlanmıştı. Ezidiler, Asurîler, Rumlar derken sıra Ermenilere gelmişti.

Sadece Ermeni katliamı sonucunda bir buçuk milyonun üzerinde Ermeni, altı yüz bin Kürt ve üç yüz bin Türk’ün hayatını kaybettiğine inanılıyor.

Söz konusu etnik temizlik için II. Abdulhamid tarafından 1891’de. Hamidiye Alayları adıyla bir ordu kurulmuştu.

Bu alaylar o zaman Osmanlı müttefiki olan Alman danışmanların fikirleriyle Rusların oluşturduğu Kazak Süvari Alayları örnek alınarak oluşturulmuştu.

Hamidiye Alayları oluşturuldukları zaman Kürtler, Türk devletine doğru dürüst asker vermiyordu. Ve yüzyıllarca Ermeni ve diğer halklarla iç içe, barış içinde yaşıyorlardı.

Ama sonuçta bir kısım Kürt kendi özel koşulları içerisinde, Osmanlı’ya bağlı bir orduya dönüştürüldü.

Bu gün de koruculuk adı altında bazı Kürtlerin kullanıldığı gibi…

Dolayısıyla, o Alaylar bu günkü koruculuk sisteminin başlangıcıdır denebilir.

Çünkü şimdiki korucular gibi o zamanki Osmanlı devletinden maaş alan ve Türklük adına hareket eden devlete bağlı memurlardı.

Vesselam o gruplar Kürtlerin silahlı güçleri ya da temsilcileri olmadıkları gibi yapıp ettikleri de Kürtlere mal edilemez.

Kürtlerin karşı çıktığı ve mağduru olduğu zihniyetin işlediği bir suç, öyle üç beş Kürdün kullanılmasıyla Kürtler böyle yaptı sonucunu çıkarmak da kötü niyettir.

Yani bu gün köy koruculuğu yapan grupların Kürtler adına hareket etmedikleri ve Kürtleri temsil etmedikleri gibi Ermeni katliamında kullanılan Hamidiye Alayları da ‘Kürtler’ olmuyor.

Bunlar devletin memurları oldukları ve talimatları devletten aldıkları için yapıp ettikleri de Devlet adınadır.

Kısacası bu grupların kimin adına hareket ettiğine ya da kimden maaş ve talimat aldıklarına bakmak gerekmez mi?

Nedir bu korku? Ermeni kanı üzerimize kalacak korkusu mu?

Ya da bunlar bir yana, yakın zamanda Jitem’in, Ergenekon’un, Korucuların devlet adına yaptıklarından dolayı kim, kimden özür dileyecek?

Onun için bizzat devlet güçlerinin yaptıkları ya da yapacaklarından dolayı mağdur tarafın kalkıp Cellâdının yerine kendi gibi mağdurlardan özür dilemesi tutarsız ve bir o kadar da talihsiz bir durumdur.

Zaten tarihi biraz araştırırsanız Kürtlerin hem bu cenderenin mağduru oldukları hem de açıkça Katliama karşı çıktıkları görülecektir.

Katliamdan kaçan ermeni çocukların Kürtler tarafından mağaralarda nasıl saklandığını, daha önce de Asurî katliamında görev alan bu gibi gruplardan kaçıp Kürtlere sığınanları, Kürtlerin onları ahırlarda saklayıp yurt dışına kaçırttıklarını görürsünüz.

Bunlar gibi sayısız örnek vardır. Hatta Bunlardan biri de aynı zamanda dedem olan Şarinıs’li Şahin Ağa idi.

Asurî Patriği olan Mar Şamcun’un kız kardeşi Surma Hanım o zamanki olayları konu alan Ninova’nın Yakarışı’ adlı küçük kitabında ‘Kürtlerin kendilerine çok yardımcı olduklarını ve isim vererek Şahin Ağa’nın bizi ve çocuklarımızı saklayıp İran’a kaçmamıza, hayatımızı kurtarmamıza yardımcı olduğunu’ belirtir.’

Dolayısıyla belgelenmiş olmasına ve dünya kamuoyunun kabul etmesine rağmen Türk devletinin ya da onun memurlarının yaptıkları için özür dilemek aynı cenderenin ve zihniyetin kurbanı olan Kürtlere düşmez.

Tartışmasız, özür dilemek insanlık gereği olması gereken bir davranıştır. Ama özrün yerinde olması ve dilemesi gerekenin dile getirmesi gerekir.

Benim dedem Kürtler adına ya da bir Kürt olarak yüzyıllarca iç içe yaşadığı Ermenileri ya da Asurîleri katletmedi. Aksine onları ve çocuklarını katliamdan kurtarmak için elinden geleni yaptı.
Onun için özür dileyenlerin dedeleri kendi menfaatleri için bu katliamda bulunmuşsa onlar bir toplumu temsil etmedikleri gibi bir toplumun ya da Kürtlerin adına değil kendi adına özür dilemelidirler.

Hem başkasının yaptığı ya da yaptırdığı şeyler için de olsa koru koru özür dilerim demek bir şey ifade etmez.

Şunu sormak gerekir: Bu vebali üslenme veya ‘özür dileme’ heveslisi olan Kürtler ya da Kürt siyasetinin diğer kurum ve kuruluşları bugüne kadar Ermeni Katliamı konusunda ne yaptı?
Hangi kararlar alındı? Hangi kongreler düzenlendi? Hangi belediye bir etkinlik düzenledi? Hangi Kürt sivil toplum kuruluşu bu konuda bir broşür, araştırma, rapor veya inceleme yayımladı?

Bu yazı toplam 15936 defa okunmuştur
bıroooo
 // sanço
bu makaleyi kesinlikle şu veya bu şekilde siyasete bulaşmış herkes okumalı... tarihi tespitler ve tarihi yüzleşmedeki yanlışlıklara etkili bir ışık tutuş olarak görüyorum....
03 Mayıs 2014 Cumartesi 21:56
ssss
 // alatin anuk
selam iskender kardeş senin yazılarını zamanım oldukça okuyorum mükkellin...
23 Nisan 2014 Çarşamba 11:28
ssss
 // alatin anuk
selam iskender kardeş senin yazılarını zamanım oldukça okuyorum mükkellin...
23 Nisan 2014 Çarşamba 11:28