Özgür Amed

Kürdistan'ın Fanon ve Vandalizm ile imtihanı...

13 Ekim 2014 Pazartesi 09:24

Meramımı Shakespeare’ın filme de uyarlanan ünlü “Venedik Taciri” adlı tiyatro oyununda geçen o meşhur replik ile anlatmaya çalışayım… Şöyle der: “Aynı yemekle besleniyoruz, aynı silahlarla yaralanıyoruz. Aynı hastalıklara yakalanıyoruz. Aynı şekilde iyileşiyoruz. Aynı yaz ve kışla ısınıp, üşüyoruz.

Bizi keserseniz kanamaz mıyız? Şaka yaparsanız, gülmez miyiz? Bizi zehirlerseniz, ölmez miyiz?”…

Bu soruları sorduktan sonra varmak istediği gerçek soruyu sorar. O da şudur:

“Ve bize zarar verirseniz, intikam almaz mıyız?"

Yılmaz Güney ise aynı soruları es geçerek tek bir cümleye indirger: “Bu tokadın hesabını bir gün mutlaka soracağız”…

Yılmaz Güney’in bu sözüne burun kıvıranlar Shakespeare’e her zaman hak verir.

Bu böyle oldukça da halk her zaman “Vandal” olarak nitelendirilecek…

Kısaca bunu açmaya çalışayım…

Tarihi günlerden geçiyoruz. Büyük bir özgürlük ve kölelik seçiminin arifesinde, Kobanê’nın tam kalbindeyiz. Gözler orada iken başta Kürdistan şehirleri olmak üzere halk isyan etti. Hayat felç oldu. Şehirler resmen ele geçirildi. Tanklar sokağa indi! 

Bu gündem arasında belki üzerine çok konuşulacak bir mesele değil ama tam da birbirine çok yakın, tam olarak birbirini yakalayan iki durum olduğu için çokça da yazılmaya değer.

Yazmaya değer olan şey iktidar ve ona yakın çeperin hemen halkı “Vandalizm” ile suçlaması.

Üzerine konuşulmaya değer olan şey her zaman bizim her itirazımızın küçümsenişi, aşağılanması ve milyonların buna çanak tutması. Salt bir politik mesele üzerinde “kandırılmış” insanlar olarak lanse edilip durulması.

Bu histerik haller nedir diye sormayın! Hepsi sömürgeciliğin kibridir.

Dünyadaki tüm sömürge altında olan yerlere bakın! Onlara karşı gelen herkesin ilk yediği damgadır “ilkellik”… Vandalizm ilkel insanların icadı kabul edilir. Yani “beyinlerinin korteks kısmını değil orta kısmını kullanan gelişmemiş canlılardır”…

***

Toplumsal meselelerin pek çok dinamiği vardır. Ve kentlerde kendini gösteren her isyanın beslendiği haklı bir arka plan var. Üzerine konuşulacak son şey güncel politik mesele ile bağdaştırmak. Onun gizi gelinen sürecinde, sosyolojisinde. Poincare’ın dikkat çektiği üzere dikkatlerimizden kaçan küçücük noktalardan biri, öylesine büyük ve önemli sonuçlara neden olur ki, biz de kalkıp bu sonucun rastlantı sonucu ortaya çıktığını söyleriz. İktidarın söyleyeceği tek şey budur. Zaten onu da söylüyor! Hem başbakanlık hem de cumhurbaşkanlığı görevini sürdüren Sayın Erdoğan’ın söylemlerine bakmanız yeterli…

 

Argümanları şu: Çözüm sürecini sabote etmek istediler(olmayan şey nasıl sabote ediliyorsa artık!), hükümeti devirmek istediler(bir dal yerinden kıpırdasa üzerine alıp beni devirmek içindir diyor), terör çetesidir bunlar, yönlendiriliyorlar vs vs…

Şimdi bu tür ezber ve özel savaş ağzına fizik dersi ile cevap vermek daha rahat. Niceliğin niteliğe dönüşüm yasası bize yol gösteriyor.

Basit bir “kum yığını”nı ele alalım. Sıfırdan başlayalım ve kumları tek tek rastgele yerlere koyarak yığına ekleyelim. Yığın büyüdükçe yamacının eğimi artacak. Sonunda eğim kritik bir değere ulaşacak; eklenen kum aşağı kayacak. Diğer taraftan, yığının çok dik olduğu bir durumdan başlarsak yığın kritik açıya ulaşana kadar çökecektir, böylece yığın her an ucu ucuna dengede olacaktır. … Yığın büyüdükçe, çığların azami büyüklüğü de artacak, ta ki kritik noktaya ulaşılıp, sistemin büyüklüğüne varana kadar her büyüklükte çığlar görülene kadar…

Yani kolektif bellek unutmaz. Biriktirir. İhtiyaç duyduğu tek şey bir eşiktir.

Toplumların, halkın isyan eşiği de budur. Çok canlı bir mekanizması var ve biriken şeyler patlar. Kürdistan’da okuyorsanız kimya dersinden “hacmi daralan gazın enerjisi artar” kuralını hiç unutmazsınız. Çünkü bu gaz yasası dışarıdaki kaderinizdir, her gün içine sürüklendiğiniz durumdur. Daraltılan şey özgürlüğünüzdür. 

Kobanê tam da bahsettiğimiz bu eşiğin üst noktasıdır. İçinde sadece Kürtlerin değil insanlığın sorunu var. Ortadoğu’nun, bizlerin kaderi var içinde. Böyle büyük bir savaş yaşanıyorken o savaşı yürüten cani ordusuna sempati dolu açıklamalar yapmak bir yana; insani adımların dahi atılmaması öyle sıradan ve kolay hazmedilebilir şeyler mi?

Her şeyi geçelim. Vicdan salt bir olgu olarak mı yer edinir içimizde? Hiç mi harekete geçmez. Yok mudur bir değeri. Bu sessizliğe ve katliama göz yummak istemeyen, yüreği sıkışan insanın sokak dışında sesini duyurabileceği neresi var? Kendi aklı ile hareket edemez mi bir insan! Sokağa çıkmak için illa sizin izniniz mi gerekli? Gelip tosladığımız yer burası işte…

Bu sokaktaki insanı anlamak istemiyorsunuz. Aslında gayet net olarak orada neden olduğunu biliyorsunuz! Walter Benjamin bu durumu güzel tarif eder “İnsanları ayaklanmaya sevk eden torunlarının olacağı hayali değil, köleleştirilmiş atalarının anısıdır”…

Bu anı insanların yaslandığı tek şey. Ellimizden alınmasın diye kavga ediyoruz.

Kürdistan’da; Amed, Batman, Cizre’de itiraz edene karşı uyguladığınız şiddetin adıdır Vandalizm! Öldürülen insanların, provakasyonların, toplumun içine serpiştirdiğiniz ve üzerine basarak ayakta durduğunuz nefret tohumlarını adıdır Vandalizm.

Her eylemselliği aşağılayıcı, norman bir dille küçümseyerek halka ettiğiniz hakaretin adıdır.

Meşhur Siant Just formülüdür: “Halklar ezilebiliyorsa ezilirler” der. Siz Kürtleri, bu coğrafyayı hep ezilebilen halk olarak kodladığınız için bugün tekrar aynı şeyi yapıyorsunuz.

Bu aralar ruhu Amed’in kuçelerinde dolaşan Fanon, meşhur kitabı “Yeryüzünün Lanetlileri”nde şöyle der “Yalnızca şiddet dilinden anladıkları sürekli kafasına kakılan insanlar, artık kendilerini zor yoluyla ifade etmeye karar vermiştir. Aslında özgür olacaksan takip etmesi gereken yolu ona her zaman sömürgeci göstermiştir. Sömürge halkın seçtiği argümanı ona belirten de sömürgecidir ve şimdi kaderin ironik bir cilvesiyle, artık sömürge halkı sömürgecinin şiddetten başka bir şey anlamadığını beyan etmektedir”…

Sadece beyan değil, sokak bir yerden sonra aynı dil ile cevap veriyor. Çünkü ortada cevaplanması gereken basit mi basit bir soru vardır: Kovalanan, haksızlığa uğratılan, canı acıtılan insan düzen ister mi?

Bu yazı toplam 13262 defa okunmuştur
adil olun 2!
 // Teleskop
müslüman kimliğini ön plana çıkarıp kendilerine yönelik her eleştiriyi "dinsizlik"le eş değer tutarak hedef gösterme büyük bir yanlıştır. Belki benim inancım seninkinden daha sağlamdır. Bunu ancak Allah bilir. ihlas süresi'ne dayanarak, söylediğim cümleyi yanlışladığını sanıyorsun. Ancak öyle değil. Yine ayeti kendine göre yorumluyorsun.Bu konuda islam alimleri bile kati ifadeler kullanmazken bu şekilde konuşmak enaniyettir. Bu konuda artık cevap vermeyeceğim. İslamı sadece kendinizin "doğru ve net" yaşadığınızı düşünerek geri kalanları küçümsemek derin bir yanılgıdır. Sömürge lafını da bir yerde kullandım. Neden bu kadar dokundu? Burda islamı eleştirmedim, haddim de değil, ama siz kendinizi islamın sahibi sandığınız için öyle sanıyors...
18 Ekim 2014 Cumartesi 01:58
adil olun!
 // Teleskop
bu mevzunun yakılan dükkanlarla falan alakası yok, onu da savunmuyorum. Kuranı kerimin bütün sırları hala yerinde duruyorken kalkıp ötekileştirdiğiniz insanlara, kuranı okuyup okumadıklarını bilmeden, "okuyun, anlayın, biz anladık" gibi sözlerle onları cahil yerine koymanızdan söz ediyorum. enaniyet budur. Hangi sömürgecilik? yakılan dükkanları, tahrip edilen işyerlerine haklı bir gerekçe arama peşinde değilim. Ancak Şéx Said'i bile "yaşasaydı linç ederdiniz" gibi provokatif bir tavırla psikolojik harbinize alet ediyorsunuz? Zulme karşı mısınız? Bu kürdün toprakları,namusu, malı yüzyıldır sömürülüyor? şex saidi ve binlerce melayı kürtler asmadı, Nursi'yi kürtler zındana atmadı. bunu da görün eleştirin. Akıl vermeyin,verecekseniz huzur...
18 Ekim 2014 Cumartesi 01:34
Teleskop
 // Müslim
Senin cehalet olarak algıladığın şey nedir?

Allah c.c ihlas süresinde kendini tanımlıyor.sense insanın özgür özü ,doğanın dinamiği gibi ucu açık boş beredayi kavramlarla tanımlıyorsun .
Dedimya işinize göre konuşur, Ayetleri anlar ve savunursunuz.

Bilki haklı olduğun her konuda yanınızda oldum ve olacam.
Ama haksızlığı göz ardı etmedim etmiyeceğim bunuda bilin.

Sen yine bildiğin gibi okuyacan ama okuyucular belki acaba diyecekler diye tekrar diyorum; Dukanları yıkılan ,malları talan edilen okadar insan biliyorumki gerçekten işitle alakası yok.

Bu insanlar kürt veya başka ırktan hakımız varmı bu zülmü onlara yapmaya?

Sömurgecilerin oyununa gelmemek dileğiyle....
17 Ekim 2014 Cuma 17:45