İskender Kahraman

Kürdistan’da savaş yeni başladı!

26 Ocak 2015 Pazartesi 12:40

Uygarlık çağı yaklaşık on bin yıl önce Dicle ve Fırat nehirlerinin suladığı topraklarda başladı, oradan Nil Vadisine, Yunanistan’a ve ötesine doğru yayıldı.

Geçen zaman boyunca bölge barbarlardan rahat yüzü görmedi. Defalarca talana, yıkıma uğradı, uygarlık denen şey yerin dibine batırıldı. Yerli halkların, farklılıkların çoğu yok edildi.

Belki kadim halklardan biri olan Kürtlerin bugüne kalabilmeleri de bir şans. Belki de bunca yüzyıl barbarik kültürlerin hışmına uğramaları da şansızlık…

Bugünlerde yine uygarlığı inişe zorlayan çok acı şeyler oluyor. Dicle-Fırat toprakları tarifsiz bir dehşet ve korkuya tanıklık ediyor.

Bin yıllık cehaletin, yobazlığın enerjisi tekrar patlamış, lavları etrafa dağılıyor. En çok da Kürtleri yakıyor, Kürt coğrafyasını daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor.

Bir günde 10 binin üzerinde Êzîdî Kürdü öldürüldü, kadınları kaçırıldı. 1900 lü yılların başından beri Kürdistan’ın çoğu yerinde Türk askerinin eline geçmemek için yaşamına son veren Besêler gibi Kobani’de, Şengal’de de Kürt kadınları katillerin eline geçmemek için can veriyor.

Kürtler ilerledikçe bölgenin dört rakibi ve sorunların baş müsebbipleri, Türkiye-İran-Irak-Suriye savaşı daha da kızdırıyorlar. Kürtlere karşı birleşiyorlar.

Her ne kadar batının ortadoğu politikaları sonucu ortaya çıkmış olsa da Ortadoğu’nun özkültürü olan IŞİD gibi paravan örgütleri kullanıyorlar.

Bu durum Kasr-ı Şirin ile ikiye, Lozan ile dörde bölünen Kürtlerin özgürlüklerini elde etme fırsatını ve meşruiyetini doğuruyor; fakat bunun böyle bir zamana denk gelmesi tesedüf değil.

Açık ki bu kesimler bu ateşin kendilerini de yakacağını hesap etmediler. Ama sıra onlara geliyor.

Öcalan ‘zamanın ruhunu okuyamayanlar çöp sepetine giderler’ diyor.

Irak üçe bölündü. Suriye üçe bölünüyor, İran en az beşe bölünecek, Türkiye de...

Zaten Sıra Türkiye’deydi ama Hükümet bunu fark etti. Ve Kürtlerle barış sürecini başlatıp kopuşu erteledi. Fakat yine de Türkiye bu şekliyle yüzüncü yılını göremeyecek.

İçte demokratik Türk bloğunun gezi olaylarında kırılma ya da uyanma yaşaması, Kürtlerin de Kobani ile gelgitli olan duygularında kırılma yaşaması, Türkiye’den duygusal olarak ayrılması bunun emareleri…

Dışarıda ise IŞİD’in güçlenmesini ya da Esad’ın gitmesini Ortadoğu’da kendisini kurtarabilecek can simidi olarak düşünen Erdoğan Suriye'deki iç savaşta, İslami çetelerin yanında yer aldı. Yani Şeytandan kurtulmak için iblise destek oldu.

Ne diyordu Erdoğan? ‘Kürtler Suriye rejimiyle işbirliği yapıyor, hiçbir zaman YPG'ye silah gitmesine izin vermeyeceğiz’ diyordu. YPG'yi IŞİD'le denk görüyordu.

Ama ne oldu? PYD’nin gerçek ÖSO ile anlaşıp IŞİD’e ve Esed rejimine karşı işbirliği yapması bu iddiayı çürüttü. Türkiye Kendi Kürtleriyle daha da sorunlu hale geldi.

Erdoğan Washington tarafından göz ardı edildi ve dünya Kürtlerden yana tavır aldı. Bu durum Türkiye’nin Batı'nın önceliklerini anlama konusunda ve uluslar arası areneda yetersiz kaldığını gösterdi.

Yani gerçeklikle uyuşmayan bir nüfuz algısı ve haddinden fazla iddialı planlar Türkiye’nin dünyadaki ve bölgedeki yalnızlığını artırdı.

Türk Başbakanı ya da C. Başkanı’ ‘Ortadoğu’da yaprak kımıldasa bize sorarlar’ diyordu. Şimdi ise ‘Ortadoğu’da yaprak kımıldasa Kürtlerin lehine oluyor’ ya da ‘Kürtlersiz yaprak bile kımıldamıyor.’

Kısacası, Kürtlerin IŞİD’i yenmesi tüm hesapları değiştirdi ve ilişkileri karman çorman etti. Şimdi Kimin eli kimin cebinde belli değil.

Bir yandan asırlık düşmanlar birleşiyor. Öte yandan asırlık dostlar bir anda düşman kesiliveriyor.

Batı ya da ABD, Suriye ve Libya’da El Kaide’nin yanında; ama Afganistan, Pakistan ve Yemen’de karşısında duruyor.ABD ve İran gibi iki ezeli düşman, IŞİD ilerleyişinin durdurulması konusunda hem fikir.

ABD ve İsrail Hizbullah’tan nefret ediyor fakat onu Lüblan’da İŞID’i engellediği için destekliyorlar.

Cenevre gibi toplantılarda Kürtleri dışladılar şimdi ise ‘IŞİD’i yenebilecek yegane güç sizlersiniz’ diye Kürtlere sarılmaya başladılar.

Pakistan ile ABD Talibanı, El Kaide’yi yarattı ama şimdi canları yanıyor.

ABD-İsrail-İngiltere IŞİD’i yaratıp dizginlerini Türkiye’ye verdiler. Şimdi hepsinin canı yanıyor.

İran, Irak’ta Kürtlere yardım ediyor, Suriye’de ise Esed ile birlikte Kürtlere vuruyor.

Şiiler iki tarafın da zayıflaması umuduyla Bağdat ve cihatçılarla çatışmaya girmekten kaçınıyor ama bir şekilde lavlar onlara da sıçrayacak.

Çünkü IŞİD Güney Kürdistan’dan kovulduğu zaman belki Suriye’den, özellikle Rojava’dan vazgeçmeyecek ama Şii Araplara yönelecektir. Bu da demek oluyorki yoğun bir Şii-Suni savaşı kapıda.

Bu hengamede PKK ve PEŞMERGE İŞİD’e geçit vermiyor. GüneyliKürtler zaten hayal ettikleri tüm yerleri almış durumda ve Kürtler belki geçici birleşiyorlar, ama binyıllık çelişkilerini gidermiş değiller. Genlerindeki saflık hala duruyor.

Dikkat edilirse Türkiye Güney Kürdistan’ın yanındaymış gibi davranıyor. Fakat orayı ortadan kaldırmak için uğraşıyor.

Hatırlanacağı gibi Türk hükümeti Barzaniyi Türkiye’ye davet edip IŞİD kesinlikle size saldırmayacak demişti. Ama aynı akşam IŞİD az daha tüm Güneyi yutuyordu.

Eğer IŞİD Mahmur’da ilerleseydi ve PKK Şengal’e koridor açmasaydı çetenin hedefi stratejik bir güzergah olan Kandil ve çevresi olacaktı. Türkiye Kandil’i IŞİD’le vurup sonra da Rojavadaki oluşumu bertaraf edecekti.

Yani güneyli Kürtler Türkiye’nin Güney Kürdistan’ı bertaraf etmek için IŞİD ile anlaştığını anlamadılar, yetmezmiş gibi Kürtleri varlık yokluk meselesi yapan Türkiye’nin kendilerini kurtaracağını beklediler.

Artık önemli olan Güneyli Kürtlerin Türk-İran oyunlarına gelmemesi ve şövalyeliğe kalkışıp Irak’ın bütünlüğü için uğraşmamasıdır. Sadece Kürdistan sınırını, halklarını koruması yeterli olacaktır.

Ayrıca PKK gibi diğer etkili güçlere haraket alanı açması hayatidir. Koltuk kapmaca oynayan Kuzeyli Kürtlerin de Türkiye’yi kurtarmayı bırakması gerekmektedir.

 

Saddam’ın dediği gibi ‘dışarıdan gelen eninde sonunda gidecek’, yani IŞİD kovulacak ama Türkiye-Irak-Suriye-İran Kürtlerin yok olması için her şeyi yapacak. 

Zaten ne batılı güçler ne de bölge devletleri Ortadoğu’nun ortasında, mevcut paradigmasıyla PKK öncülüğünde toplumsallaşmış bir güç istemiyorlar.

Onun için özellikle yirminci yüzyıl boyunca düşmanlarıyla hep savaşmak zorunda kalan Kürtler bilmeli ki Kürtdistan’da savaş yeni başladı ve insanlığın dirilişi yine orada tazelenecek.

Yararlanılan kaynaklar

1.    By Nafeez Ahmed. mintpressnews 

2.    Jonathan Marcus. diplomatic correspondent BBC English

3.    Prof. Dr. Samir Abdelahad. Özgür Politika 15. 08. 2014

4.    Noam Chomsky. ISIS and Our Times. Truth-out.org

5.    By Dov Friedman and Cale Salih. Foreign Affairs

6.    By Michael knights. Reuters. june 11, 2014

7.    Semih İdiz. Al-Monitor.com Turkey Pulse

8.    By Jake Hess. Foreignpolicy. 07.10.2014

9.    A. Öcalan. Görüşme Notları. 22.09.2014

Bu yazı toplam 26321 defa okunmuştur
gercek
 // muzuri
Güzel bir tesbitleme keşke tüm Kürtler bu sese kulak verselerdi....
11 Mart 2015 15:59
dt
 // dt
Katiliyum...
27 Ocak 2015 08:44
Savaşa doğru !
 // evdalézeyné
İskender Bey'e katılıyorum. Süreç yeni savaşlara gebedir, ancak en büyük savaşl kürdlerin kendi aralaında vereceği savaş olacaktır. Kurdistanın bağımsızlığı ve özgülüğünü savunanlarla ortadoğuyu demokratikleştirip coğrafik alan olan kurdistanı dışlayanlar arasında BIRAKUJİ" yaşanabilir. Sömürgeciler kürtlerin birlik olmaması için asırlardır uğraşıyorlar, din etkisni yitirmemiş olsa bile hala etkin, bunun yanında halkların kardeşliği gibi ütopik bir sloganla da kürdler pasifize edilmeye çalışılmaktadır. Bu durumda kürdler dinci, solcu ve milli olarak üçe bölünmüşlerdir. Her biri kendi iktidarını arzulamakta ve örgütsel değerlerini empoze etmektedir. Bu da süreç içinde kavga ve ayrışmaya sebep olacaktır......
26 Ocak 2015 Pazartesi 21:12