Erkan Çapraz / Gerçeklerle Yolculuk

Kürde bir çelme daha

27 Aralık 2010 Pazartesi 23:58

Bu ülkede Kürtlerin morali, umutları, yarınları aslında neler yaşadıklarını pek de önemsemeyen üç beş kişinin iki dudağının arasına bağlı hep.

Tıpkı yıllardır parmaklıklar ardında olan bir mahkûm gibi o iki dudağın arasına bakarlar sürekli.

Sanki o ‘iki dudak’ bir ‘af’ çıkaracak da artık özgür olacaklar. Sanki ayaklarında bir pranga var da bir tek güzel laf o prangaları çözmeye yetecek!

Bu topraklarda insanlar umutları için yaşıyor, topraklar için değil.

Bugüne kadar ben de hep o insanlar gibi ‘Türkiye’de güzel şeyler olacak’ umudumu sabırla kaybetmemeye çalıştım, çalışıyorum. Bu ülkede Kürtler için umutların tükenmesini istemiyorum.

İnsanlar toprak olur, geriye umutları kalır.

O dönüştükleri topraklarda yeni umutlar filizlenir.  Umutlar kolay kolay ölmez, kolay kolay tükenmez!

Bu bitmek tükenmek bilmeyen umutlar bitmedikçe Kürtlerin bu ülkeyi bölmek gibi bir fikirlerinin olabileceğini düşünmüyorum.

Bu bahsini ettiğim umutlar doğrultusunda son zamanlarda ‘İki dilli hayat’ ve ‘Demokratik Özerklik’ tartışmaları doğdu.

Ne zamanki ‘çözüm’, ‘barış’ ve ‘demokrasi’ kelimelerinin altının dolması için biraz umutlanmaya başlasak hemen bu ülkenin Başbakanı ve saz arkadaşları umutlarımızı söküp atar bir köşeye.

Kürtsen bu ülkede Kürtlüğü tartışmaya hakkın yoktur.

Kürtsen evinin dışına anadilini taşımak gibi bir hakkın yoktur.

Ya kabul edeceksin ya da defolup gideceksin!

Bunların zihniyeti bu. Bunların maskelerinin ardındaki yüz bu.

Kürtler bu yüzü hiç unutmadı!

Kürtler umutlarını biriktirir, onlar heba eder. Onlar heba eder Kürtler sıkılmadan yine umut biriktirmeye başlar.

Yine, tekrar, bir daha ve bir daha…

Bu böyle devam ede dursun motoru sürekli ‘TEK’leyen ülkenin Kürtlere karşı yürüttüğü oldukça sistemli sindirme politikasının devam ettiğini yavaş yavaş bütün dünya anlıyor.

Bütün bunlara rağmen Kürt siyasetçilerinin sistemi zaman zaman çok zor durumda bırakan, var olan siyasi tavırlarını devam ettirmelerinden yanayım.

Legal alanda yürütülen halk destekli mücadeleler her zaman derin politikaları alaşağı eder.

Uluslararası kamuoyu bu mücadeleyi madem seyrediyor o halde bundan sonra çok dikkatli izlesin!

İktidar her ne kadar Kürtlere yönelik politikasını başarı ile sonuçlandırma çabası içerisinde olsa da bu uygulamaya çalışılan politikalar bir zamanlar Kürtlerin elinde çok büyük bir koz haline dönüşecektir.

Her ne kadar şuan Kürtler canları pahasına bile peşine düştükleri hak ve özgürlükler konusunda sürekli iktidarın çelmesine takılıyor olsalar bile, bir gün mutlaka bütün bu oyunlar Kürt halkının lehine dönecektir.

Tekerleme gibi durmadan tekrarlanan tek dil tek bayrak tek vatan söyleminin de aslında çok da mantıklı bir alt yapısı yok.

Ezberlenen, ezberletilen bir tekerlemeden farkı yok.

O tekerlemeye, tek din de eklenmiş olsaydı, emin olun Türkiye'de milyonlarca kişi hiç düşünmeden bu ülkenin tek dinli olması gerektiğine inanacaktı, ülke tek dinli olmasa yıkılacakmış hissiyle uyuyacak, aynı hisle uyanacaktı.

Oysa bir kişinin inancına karışılabilir mi?

Nasıl ki bir kişinin inancına demokratik bir ülkede karışılamazsa birilerinin diline de karışılamaz. Din de dil de kültürdür ve devlet bir kültürü yok saymaya yönelik hiçbir politikanın içerisinde yer alamaz, almamalıdır.

Bir devletin ve hükümetin görevi hükmettiği topraklar üzerinde yaşayan diller kültürler arasında bir tercih yapmak değil, bütün bu dillerin ve kültürlerin yaşaması için gerekli şartları sağlamaktır.

Bizden aldıkları vergilerle, maaşımızdaki kesintilerle, bizim dilimizi bize yasaklama hakkına hiç kimse sahip değildir.

Bu topraklarda Türkçe ne kadar yaşamayı hak ediyorsa, Kürtçe de o kadar yaşamayı hak ediyor.

Kürtçe’yi Kürtlerden soyutlamayız.

Kürtleri Kürtçe’siz, Kürtçe’yi Kürtsüz düşünmek mantık dışıdır.

Bu yüzden, bir Türk ile bir Kürt bu ülkede vatandaş olarak aynı haklara sahipse, ki anayasamız bunu iddia ediyor, Kürt halkının anadili ile Türkçe aynı haklara sahiptir, sahip olmalıdır.

Eğer başkaban ve saz arkadaşları bunun aksini diretirlerse, yani kürtlere bir çelme daha takıp, uzatılan eli hala havada bırakırlarsa bu Türkiye'nin aleyhine olur.

Hep beraber kazanıp mutlu olacağımıza hep beraber kaybeden tarafta oluruz...

Bu yazı toplam 10187 defa okunmuştur
orkuna cevap
 // bışar
bizim rüyalarımız zalimlerin kurgulu ve anlık cennetlrinde ayrıldı çünkü bizim rüyalarımız ve umutlarımız ölümden sonraki cennete kurgulu değildi bizim rüyalarımız umutlarımız ve yaşamımız üzerinde bulunduğumuz dünyayı cennet yapabilmek için vardı.eğer toprak insanları birbirinden tamamıyla ayrı yaşamayı gerektirecek bir olgu olsaydı ve insanların birbirlerini katledecek ve sömürecek bir içgüdüsel veye doğal bir yaptırım güç olsaydı inancın olsunki BARIŞ KARDEŞLİK YAŞAM SEVGİ BİRLİKTELİK KISACASI İNSAN diye bir kavram olmazdı bunu bil.bizim görevimiz dünleri anımsayıp bugün için ışık yapmak bugünleri yarınlar için temel yapmak ve yarınları sonraki geleceklere zevkle sevgiyle iyi bir misafirperverlik edasıyla sunabilmektir.umarım anlamışs...
06 Şubat 2011 Pazar 21:22
orkuna cevap
 // bışar
biz hayatlarımızı ve umutlarımızı kendimiz için değil geleceğin fidanlarına onurlu bir yaşam kılmak için yaktık biz ne bizde yaşayan umutlarımıza ihanet ettik nede üzerinde yaşamaya çalıştığımız topraklarımıza.biz toprağı ululaştırmadık temel hedefimiz insanlığı yaşatmaktı insanlığa hizmet etmekti yer neresi olursa olsun.biz türkleri dışlamadık hatta el uzattık yerden kaldırdık ve kapılarımızı sizlere açtık fakat sizler hümanistik duygulardan uzaklaştıkça sizler sevgileri körelttikçe ve insan gibi yaşamayı haram kıldıkça biz elinizi bıraktık.yaşamların başka yaşamlara kurban edildiği bir ülkede yaşanılacak en onurlu yaşam BAŞKALDIRI VE DİRENİŞ HAYATIDIR.sizler yaşamı kendinizden ibaret gördükçe bizim rüyalarımız ve umutlarımız büyüdü ve...
06 Şubat 2011 Pazar 21:09
...
 // Bengül YAGIBASAN
Devlet bizi asla kabullenmedi evet...

Peki ya biz?

Kendi icimizde kac parcaya bölünmüsüz?
Adina "birakujî" dedigimiz seytani almisiz icimize!

Alevimiz ayri bas cekerken Sünnimiz ayri, zaza cogu zaman kürtlügü ya kabul etmez ya da kendini tek basina bir millet olarak görür...
Hepsi bir yana, topraklar arasina cekilmis sinirlar, telörgüler yetmezmis gibi bir de biz örmüsüz ikinci bir sinir...

Birbirimizden bahsederken, Suriye Kürdü yok efendim Irak, iran, Türkiye Kürdü diye aniyoruz...

Devletin bizi kabullenmesi icin önce bizim kendimizi kabullenmemiz gerekmiyor mu?...
29 Ocak 2011 Cumartesi 01:12