Necip Çapraz

Kotki, botki, motki

2007-01-03 20:49:39

Bölgemizde yaşanan olayların yaraları sarılmaya başlanıyor. Bölgede “düşük yoğunluklu çatışmaların” yarattığı tahribatı küçümsemek saflıktır.

Yaşanan gelişmelerden ötürü meydana gelen zararları ve zarar gören vatandaşların tazminatlarını alıp köylerine dönmesi olayı bana hayal gibi geliyor.

Nedeni ise; “Terörden zarar görenlerin tazminatların ödenmesi” ile ilgili kanun uygulanması kaplumbağa hızıyla yürümesidir. Bu işin gecikmesi ise konuyu daha çok güçleştirmektedir.

Köylerine dönecek insanların, şehrin cazibeli yaşantısından köylerine dönüşü zor görünüyor.

Şehirli-kentli havasına giren insanların köylerine dönmesi için yaşam standardının yüksek olması gerekiyor.

Şehir yaşamının bu gizemli boyutuna alışan gençliğin köylerine dönmesi için, köylerinde üretim olayının gerçekleşmesi için ayrı bir eğitim ve özendirici çalışmanın olması bu işin olmazsa olmazıdır.

Bunun için de şuanki mevcut hükümetin ciddi bir bütçe ayırması gerekmektedir. İşin bu yönüne baktığımız zaman şehirde her türlü sosyal yaşamı gören insanların yeniden köy hayatına aktif olarak katılması zordur.

Valiliklerin yıkık, viran olan bu köylerin fiziki, ekonomik ve sosyal boyutunu düzeltecek imkânlarının olmadığını görüyoruz.

Öncelikle dönüşün gerçekleşmesi için barınacakları evlerin yaşam standardı (çatılı ve içinde tüm yaşam olasılıklarının sağlanacağı bir ev), yerleşim yerinin alt yapısının düzeltilmesi (yol, su, elektrik, eğitim, sağlık, kanalizasyon olması), geçim kaynaklarının sağlanması (o yerleşim yerinin önceki geçim kaynaklarını veya alternatif bir geçim kaynağının sağlanması), güvenlik (bir daha göç konumuna düşmeyeceğinin garantisinin verilmesi) konularında insani standartlar sağlanmalıdır.

Göçün köylere dönüştürdüğü şehirler, çevresel yönüyle diğer bir adıyla varoşlarda yaşamak zorunda kalan ve ekonomik olarak tükenen insanların çoğu metropol şehirlere iş, aş bulmak için göç etmektedir.

Hatta 10 yaşından büyük kız ve erkek çocukların bile okulu bırakıp büyük şehirlere akın etmesi yaşanan bir gerçektir.

Bazı gençler ise aileleri gitmediği halde dost-tanıdık vasıtası ile büyük şehirlere gittiklerini görüyoruz. Bunların maddi ve manevi olarak hüsrana uğradıklarını da.

Özellikle de bazıları oralarda sürünmeye devam eder ve sağlıksız yaşam şartlarında köle gibi çalışmaktadırlar. Çünkü büyük şehirde ailelerine para yollamasalar dahi hafta sonu tatillerinde hiç görmedikleri yerleri görmek isterler.

Yaşayamadıklarını yaşamak ellerine fırsat geçince yapmak, bazen de bunu yaparken istemedikleri yönlere doğru gittiklerini görmekteyiz.

İstemedikleri yön ise, kapkaç, çete, tinerci vs.işledikleri suçlar yaşadıkları kültüre ters olan şeylerdir.

Bu suçlara bulaşmalarının tek sorumlu olarak onları görmek de yanlış bir değerlendirmedir.

Çünkü hayat şartları onların doğdukları yerde onların kültürü ve yaşam biçimi dışında gelişti.Başka yerlere göç etmeye zorladı. 

Onlar yaşamadılar, onlar görmedi ve onlar kendi kaderleri dışında ki yaşamları yaşamaya mecbur bırakıldılar. 

Bazıları ise jöleli saçları, ayağında değişik bot ayakkabı, kot pantolonu ve üstüne giydikleri montları ile hemen dikkatleri üstüne çekerler.

İçlerinde yaşayamadıkları, giymedikleri beklide televizyonda gördükleri tiplere özentileri vardır. Bu nedenle ellerine geçirdikleri üç-beş kuruşla özlemini duydukları şeyleri yaparlar.

Bazılarının da şansı yaver gider. Kısa sürede ev ve iş sahibi olurlar. Bazıları ise ancak üstüne birkaç elbise alır ve memleketine yetişecek kadar para sahibi olur. Bazıları ise metropollerdeki yaşamın içinde kaybolup gitti.

Yazının başlığında görüldüğü gibi komşu ilçemiz olan Başkale’den İstanbul 'a çalışmak için giden bir gencin babasına sorarlar;

- “Oğlunuz iki yıldır İstanbul’a çalışmaya gitmiş. Ne kazandı, ne getirdi?”diye sorarlar.

Baba ise “Kotki, botki, motki aniye!” der. (Yani, “Oğlum, bir kot, bir bot birde mont getirdi.”diye cevap verir.)

Her coğrafyada yaşamanın bir bedeli vardır. Bizimkinin bedeli biraz daha ağırdır sanırım.

Ne dersiniz…?

Bu yazı toplam 9628 defa okunmuştur