İbrahim Genç

Kobanê Sınırı: IŞİD ve Türkiye Arasında Kürtler

22 Eylül 2014 Pazartesi 11:00

Rojava’nın hemen güneyinde yer alan IŞİD, Kürt coğrafyasının sınırı boyunca uzanıp buradan Musul’a oradan da aşağıya bir kavis çizerek Kerkük’ün güneyine kadar yayılmış durumda. Rojava’da bazı yerlerde Baas rejiminin Arap kemeri kapsamında yürüttüğü asimilasyon politikasından dolayı Kürtlerin etkinlik kuramadığı –Tel Ebyad gibi- yerlere de IŞİD etkili oluyor. Dolayısıyla IŞİD, Türk rehineleri kendi doğal sınırları (!) üzerinden Musul’dan Rakka’ya, oradan da Tel Ebyad’a geçirip serbest bıraktı. Bu önemli gelişmenin birkaç gün öncesinde de IŞİD, temmuzda yapamadığını eylülde yapmak için tekrar Kobanê’ye göz dikti. Çünkü IŞİD, kendisi için en büyük bela olarak artık Kürtleri görüyor ve Kobanê’yi alarak Kürtlere karşı bir moral üstünlük kazanmak istiyor. Bu sebeple de birkaç günden beri Kobanê, üç koldan IŞİD saldırısı altında. Tabii  IŞİD saldırıları sürerken Türkiye Kürtleri de Rojava’ya destek olmak için sınıra akın ediyor.

Biz de Rojava sınırında yaşananları gözlemlemek için Gaziantep yönünden Urfa’nın Suruç ilçesine doğru hareket ettik. Antep-Urfa arasında E90 karayolunda bir yoğunluk hemen göze çarpıyor. Suruç’a yaklaşıldığında da Rojava’dan gelenlerin yatılı bölge okullarına yerleştirdiklerini görüyoruz. Önce Aligör (11 Nisan)’e ulaşıyoruz. Oradan da Rojava sınırına doğru ilerliyoruz. Kürtçe adı Pirsus olan Suruç, uzayıp giden bir ova... Sulak tarlalarda pamuk ve mısır göze çarpıyor. Büyükler “Buraya insanı diksen bile yeşillenir” diyorlarmış. Yarış atı yetiştirmeciliğiyle de bilinen Suruç’ta birçok at çiftliği de hemen fark ediliyor. Ne var ki Suruç’un içine girdiğimizde tıkanan trafik, insan yoğunluğu bu kentte bir şeylerin ters gittiğini gösteriyor. Sağlı sollu kaldırımlarda savaştan kurtardığı birkaç parça eşyasıyla kaldırımlarda bekleyen aileler görülüyor. Bazı binaların alt katlarındaki geniş ambarlar temizlenip Rojavalılar yerleştirilmiş. Suruç Belediyesi’nin önü, Rojava’dan kaçıp yardım bekleyenlerle dolu… Belediye, gelen yardımları insanlara ulaştırıp onlara yer tahsis etmek için çalışıyor. Hemen belediyenin çaprazındaki parkta yine çocuklarıyla bekleyen aileler… Bununla birlikte her yer yabancı plakalı araç dolu, polisler tüm köşe başlarında…

“Bari suçumuzu bilseydik”

Tam öğlen sıcağında Suruç’tan da ayrılıp Kobanê sınırına doğru yol alıyoruz. Yaklaşık on beş kilometre gittikten sonra gidip gelen ambulanslar göze çarpıyor. Keyfi olarak polis TOMA’ları araçları sıkıştırıp geçmesine izin vermiyor. Ama biraz ısrar edince ya da kenardan gidince ses çıkarmıyorlar. Böylece keyfi olarak engellemeye çalıştıkları ve insanları yıldırmaya yönelik çabalar olduğu ortaya çıkıyordu. Kobanê artık net olarak görülüyordu. Kurşunî evler, koyu bulutların tedirginliğini taşıyordu. Sessiz bir bekleme anı… Her yerde inanılmaz çoklukta çevik kuvvet polisleri, askerler, özel harekatçılar var. İnsan içinden “Aman Allah’ım burada neler oluyor?” diyor. Biraz daha ilerledikten sonra sola dönüp çadırlara ulaşmaya çalışıyoruz. Çadırlar Mürşitpınar sınır kapısına yakın Edmanik köyünün hemen önünde kurulmuş. Tabii alana girdiğimizde sabah saatlerinde halka yapılan saldırının işaretleri hemen ortaya çıkıyor. Zaten sökülmüş çadırların etrafında etten duvar ören askerler ve burnu hemen yakan ağır bir gaz kokusu… Orada kuru ekmekle torununun karnını doyurmaya çalışan Aliye ana zafer işareti yaptıktan sonra “İnsanlar katlediliyor. Biz de bunun için buradayız. Ama devlet bize saldırıyor. Bari suçumuzu bilseydik.” diyor.

Kürtler sınıra yığılmış…

Kürt coğrafyasının her ilinden insanlar Kobanê sınırına yığılmış. Melleler, Seydalar, kadınlar, Kürt siyasetçiler… Suruç ovasının geniş arazisi Kürdistan kentlerinin plakalarını taşıyan araçlarla dolmuş.  Almanya Sol Parti Federal Parlamento Üyesi ve Federal Parlamento Birleşmiş Milletler Alt Komisyon Başkanı Heike Hänsel ile karşılaşıyoruz. Şaşkınlığı hemen fark ediliyor. Edmanik köyünde de Melle Abdurrahman’ın evi insanlarla dolmuş. Kendi eliyle gelen misafirine çay dolduruyor. Her ne kadar büyük bir odası olsa da bu kadar çok misafiri ağırlaması zor gözüküyor; ama Melle Abdurrahman’ın bundan endişe ettiğine dair bir izlenim edinmiyoruz. Tekrar sökülen çadırların olduğu yere geldiğimizde ise Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gülten Kışanak, Batman Belediyesi Eşbaşkanı Sabri Özdemir ile karşılaşıyoruz.

“Bıraksalar herkes Kobanê’ye geçer”

Yaptığımız röportajda Kışanak “Rojava’da halkımıza karşı uygulanan vahşetten dolayı insanlarımız duyarlılık gösteriyor. Bunun için Kuzey Kürdistanlı halkımızın duyarlılığı en üst seviyededir. Kobanê’ye maddi ve manevi destek olmak için sivil insanlarımız çadır kurdu. Çünkü Kobanê’ye destek olmamız ve  onlarla birlikte olduğumuzu göstermemiz gerekiyor, Kobanê direnişine moral vermemiz lazım.  Öyle ki şu an bu tel örgüler kaldırılırsa buradaki tüm insanlar Kobanê’ye gider.” sözleriyle halkın tepkisinin amacını belirttikten sonra “Burada kurulan çadırlar ola ki o vahşetten kaçanlar olduğunda ilk müdahale yapılmak için kurulmuştu. Battaniye ve diğer eşyalar da getirilerek gelen insanlarımızın karşılanması sağlanacaktı. Ama sabahtan beri polis ve askerler burada büyük bir saldırı operasyonu gerçekleştirdi. İlk saldırıdan sonra en az 3 bin askerle ve zırhlı araçlarla tekrar saldırdılar. Öyle ki IŞİD’in saldırılarından farkı yoktu. Oysa burada sadece 2 bin civarında halk vardı” diyor.

1-639.jpg

“Burada devlet benim”

Devlet yetkililerinin yaşananların vahametini anlayamadıklarını belirten Kışanak “Bunun üzerine kaymakama ulaşıyoruz, ‘Yapabileceğim bir şey yok’ diyor. Valiye ulaşmaya çalışıyoruz, bazen telefonu açıyor bazen açmıyor. Hatta durumu bile anlamıyor. Biz ona bu kadar geniş bir arazide her tarafa asker yığılmasını soruyoruz ama kendisi ‘taş atıyorlar” diyor. Ankara’daki arkadaşlarımız iç işleri bakanıyla konuşuyor, ‘Ne yapabiliriz?’i sorabileceğimiz bir yetkili görmek  istediğimizi söylüyoruz.  Bu ülkede bu sorunlarımızı konuşabileceğimiz bir yetkili yok mu?” devletin vurdumduymazlığını da eleştirdi. Kışanak, çeşitli yetkililerle yapılan görüşmelerde çadırların insani amaçlı kurulmasına izin verildiğini halde çok geçmeden sökülmeye başlanmasına dikkat çekip “Buradaki asker açıkça diyor ki, ‘Devleti ben temsil ediyorum, devlet benim’ . Biz de ‘vali yardımcısı geldi, kaymakam geldi, AFAD geldi’ deyip devletin sözüne sahip çıkmaları gerektiğini belirttik.  Halbuki yetkililer devlet adına bir söz verdiler.  Bu çadırlar tamamen insani amaçlı kuruldu. İnsanlarımızın kardeşleri diğer tarafta baskı altında. Bu nasıl engellenebilir? Bu, topla tüfekle engellenemez. Bakın neticede halkımız hâlâ burada. Kobanê Kürdistan’ın kalbidir şu anda. Bu sebeple de direniş ve destek devam edecek. İnsanlık değerlerine sahip çıkan, barış isteyen herkesin yüreği Kobanê için atıyor.” dedi.  Rojava halkının destansı bir savunma savaşı verdiğini belirten Kışanak, Kobanê’nin ikinci bir Şengal olmayacağını ve bunun için de herkesin ne yapacaksa bugün yapması gerektiğini ifade etti.

2-382.jpg

“Bunlar katil, hırsız, mücrim…”

Daha sonra Seyda din adamı Mihemmed Mazhar ile konuşuyoruz. Kendisi Rojava’nın Haseke kentinden. Yanımıza geldiğinde Gülten Kışanak ayağa kalkarak “Buyur Seyda, buraya oturun” diyerek yer gösteriyor. Mazhar “Savaştan dolayı Türkiye’ye geldik. Ama aldığımız haberlere göre Rojava’da günbegün iyiye gidiyor her şey. Mesela Haseke’den IŞİD tamamen çıkartıldı. Çünkü hak ve adaletten yana olmayanlar cezasını alıyor.” diyor. IŞİD’in İslam adına savaştığını iddia ettiğini söylediğimde ise Mazhar şunları söyledi:  “Biz Müslüman’ız, dinimiz İslam. İslam, insanı insanın zulmünden kurtarmak için geldi. Çünkü eskiden insanlara zulüm vardı. Ama İslam; kardeşliğin, adaletin savaşını verir. İslam adına savaştıklarını iddia eden IŞİD’e bakın, yaptıkları şeyler İslamî değil. Müslümanlık merhamettir, adalettir; ama bunlar. Kürtlerin, kendi topraklarındaki insanların çocuklarını öldürüyor, mallarını talan ediyor, kadınları öldürüyorlar, insanları yerinden yurdundan ediyorlar. Biz bunları Müslüman olarak görmüyoruz.  Bunları tanımalıyız. Bunlar katil, hırsız, mücrim… Daha insan bile olamamışlar. İslamiyet kılığına bürünmüşler ama Müslümanlıkla hiçbir bağları yok.”

“Göç ,Urfa’dan Kobanê’ye doğru olacaktır”

Bölgede olmasından dolayı son durumu DBP Urfa il başkanı Celalettin Erkmen’e de soruyoruz. Erkmen durumu “Sıkıntı büyük; çünkü bazı uluslar arası ve Ortadoğu devletleri Rojava’da oluşan kantonları bir türlü kabullenemediler.  Bu saldırılar sadece Kürtlere değil, insanlığa  yönelik imha girişimleridir. Kobanê nüfusu daha önce 200 yüz bin iken bugün 600 yüz bin ile ifade ediliyor. Çünkü IŞİD teröristlerin Arap, Türkmen, Ermeni, Kürt herkes istikrarlı görülen Kobanê’ye kaçtı. Dolayısıyla Ortadoğu’daki tekçi yaklaşımlar, Rojava’nın geliştirdiği birlikte yaşama sistemine savaş açtılar. Yani bu saldırılar, aynı zamanda Sayın Öcalan’ın bölge için yayınladığı manifestoya karşıdır. Bu mücadele sadece Kürtlerin ve Rojava’nın değil, tüm Ortadoğu halklarının mücadelesidir.  Bakın, burada tren raylarıyla ve tellerle oluşturulmuş bir sınır var. Ama sınırın bu tarafındakiler ile diğer tarafındakiler akrabalar. Biz insanlarımıza yapılan vahşeti kabul etmeyeceğiz.” şeklinde analiz ediyor. Rojava’dan gelenler için daha büyük bir organizasyonun olmasını gerektiğini belirten Erkmen  “İnsanlarımızın bu tarafa göçünü de doğru bulmuyoruz. Halkımızın kendi toprağında kalıp oraya sahip çıkmasını istiyoruz. Ama göç olacaksa Kobanê’den Urfa’ya değil, Urfa’dan Kobanê’ye olacaktır. Biz burada Türkiye’nin tavrıyla barış sürecinin de sekteye uğramasından korkuyoruz. Türkiye en azından bu saatten sonra IŞİD’i terör örgütü olarak ilan etmelidir.” dedi.  

Halk tampon bölgeye karşı

Görüştüğümüz hemen hemen herkes, Türkiye’nin IŞİD karşısındaki tavrını merak ediyor. IŞİD’in varlığından çok Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiği iddiaları ve Hükümet’in Kobanê’ye duyarsızlığı bir tedirginlik yaratıyor. Birçok insan Türkiye’nin bilinçli olarak Rojava’dan kaçışı tetikleyip tampon bölge kurmak için bir bahane yaratmaya çalıştığını düşünüyor. Çadırlardan çok uzakta sınırdan yüz metre uzakta duran bir Rojavalı ailenin geri dönmeye çalıştığını görüyorum. Onlara “Ne zaman geldiniz? Niçin geri dönmek istiyorsunuz?” dediğim “Dün kaçıp geldik ama kendi toprağımıza geri dönmek istiyoruz. Bu sefer de bizi bırakmıyor askerler” diyor. Kobanê’ye yakın Şêran, Til Ecbe Qelemox köylerini gösteriyor eliyle ve “Kobanê’de sorun yok, sorun ovada. Dün IŞİD şu Qelemox’u bombaladı. Ama orada 150 IŞİD öldürüldü. Gerilla da onların  arkasından geliyor zaten” diyor. Görülen şu ki Türkiye IŞİD’e karşı tavrını netleştirmediği sürece Türkiye içte barış süreci konusunda, uluslar arası anlamda da diplomatik açıdan bir çıkmaza sürüklenecektir. 

3-263.jpg

Bu yazı toplam 7753 defa okunmuştur