İbrahim Genç

Kobanê: Gün namus günüdür

02 Ekim 2014 Perşembe 10:08

Dünyanın torpilli en karanlık çetesi IŞİD’in ağır silahlarla üç koldan Kobanê’ye saldırısını izliyoruz, tedirgin ama direngen bir ruhla… Ateşlenen silahların sesleri dolduruyor gökleri… Ve birkaç saniye sonra dumanlar yükseliyor. Aralıklı patlayan sesler kesilmiyor, herkes telaşla Kobanê’ye dönüyor. Üstüne örtülmüş bir yorgan gibi içini saklıyor Kobanê, sokaklar suskun… Duvarlar ağır bir griliğe gömülü. Bekliyor Kobanê, tümden gizem kesilerek… Ve Suruç(Pirsûs)’a bakıyor Kobanê, sırtını vererek bir yamaca. Suskun, adeta lal. Kürtler, dilleri yasaklı olduğu için gözleri dilleridir ya… Öylece bakıyor Suruç’a. Bu bakışların özünde bir çağrı yatıyor, Suruç ovasına usul usul yayılan. Oradan da tüm Kürt diyarını saran. Çığlık çığlığadır Kobanê’nin bakışları. Ve söylüyor o bakışlar, Kobanê Kürtlerin yüreğidir. Düşerse Kobanê, yüreği susar Kürtlerin. İnsanlık kaybeder, birlikte farklı inanç ve kimliklerle yaşayabilme hayali…

1-673.jpg

Dolaşırken Rojava sınırında

İşte bu hayal ölmesin diyedir tüm çabalar. Ama birileri buna müsaade etmiyor. IŞİD karanlığı büyüyor Kürtlerin bereketli toprağında. O an göğüs kafesimde sıkışıyor yüreğim birden, dolaşırken Rojava sınırında… Burada bir halkın kendi toprağından sürülüşünü izliyoruz, çaresiz. Karşımızda Kobanê’ye düşen toplardan arta kalan dumanlar, hüzünlü bakışlarımıza karışıyor. Oysa çok basit, yapılması gereken… İnsanlık adına, inanç adına, değerler adına… Bu barbar IŞİD’e karşı durmak. Neylersin ki olmuyor böyle! Tüm vahşetine rağmen, büyüyor toprağın sırtında IŞİD karanlığı… Tabii buna direnen insanlar da var, birçok yerden kopup da Kobanê sınırına ulaşan. Çünkü ortak ve onurlu bir yaşama inancın adı oluyor Kobanê’yi sahiplenmek. Ama buna da müsaade yok. Biber gazı, cop ve hakaret oluyor IŞİD’i lanetlemek, onurlu direnişi yüceltmek…

2-399.jpg

Bir acıya tanıklık etmek

İnsanlı kahreden şeyler oluyor sınır hattında, bilmem hissedebiliyor mu herkes… Kahreden bir bekleyiş ve çaresizlik. Bir tarafta IŞİD çetesine direnen Rojava Kürtlerine karşı sağır kesilen dünya, diğer tarafta buna itiraz edip sınıra yığılan halka reva görülen şeyler… Kobanê’nin köylerinden kaçıp sınıra yığılan insanlar… Kimi canını zor kurtarmış, kimi birkaç parça eşyasını. Hele bir de o çeyizlik battaniyeler ah ah… Kim bilir ne umutlara sarılacaktı ki bugün toz toprağa bürünmüş… Halkımın acısına şahit olmanın acısını çekiyorum, savruluyor sınır tellerinde. Suruç, Tavşanlı, Yumurtalık, Mürşitpınar, Etmanik… Gidenler ve gelenler… Herkes bin bir acıyı yüklemiş, unutmuş yaşını başını herkes. Geçiyor birkaç parça eşyasıyla herkes, Yumurtalık’tan. Durmuşum öyle ortada, akşam olmuş ve yakılmış ışıklar… Her tarafta telaş, annelerinin eteklerine sımsıkı sarılan çocuklar. Sağımdan solumdan adeta bir nehir gibi akıyor insanlar. Kendimi acıdan bir suya kapılmış gibi hissediyorum. Onlar geçtikçe yanımdan, acılarıyla sürükleniyorum ben.

“Devletimiz yok”

Çocuklar… Her zamanki gibi tatlılar. Sarılıyorum, öpüyorum, havaya atıyorum. Boynuma sarılıyorlar, ama nasıl? Sımsıkı… Ben çaresizim, kalakalıyorum öylece. İçimden herkesin derdine kaçmak geliyor, ama nasıl? Ne zaman bunu düşünsem birileri bana “Devletimiz yok” diyor. Evet, halkım perişan ve sahipsiz… Olmayaydı böyle, Nazdar daha iki gün önce kendisine alınan renkli okul çantasıyla böyle kaçar mıydı toprağından nefes nefese? Annesi anlatıyor: “Çantasını çok seviyor, okula da gidemedi. Tehlike artıkça biz de kaçtık. Sadece bu eşyaları getirebildik. Nazdar çantasını çok sevdiği için bazı eşyalarımızı onun çantasına koyduk. O da onları taşıdı.” Çocuklar yorgun, anneler düşünceli. Binlerce yıllık toprağından sürülmenin ağırlığı. Özellikle Kürtlerin bunları görmesi lazım, hissetmesi lazım. Çünkü bu acıyı sonlandıracak iki şeye ihtiyaç var: Birincisi Kürtlerin birlik olması, ikincisi de Bakur Kürtlerinin Rojava Kürtlerine sahip çıkıp onların acılarını azaltması…

“Bu kadınlar mücahitlerindir”

Yanı başımızda bir vahşet yaşanıyor ey insanlık! Bunu görüp de gözleriniz dolmazsa… Ama önce bir defacık “Neler oluyor?” deyiniz. Bakın Kobanêli bir köylü ne diyor: “IŞİD köye girdiğinde orada bir öğretmen vardı. Kadınları gördüklerinde ‘Bu kadınlar mücahitlerindir, onların kadınlara ihtiyacı var. Hepsini bize verin’ dediler. Öğretmen ‘Biz Allah’ı da peygamberi de sizden daha çok biliyoruz, insanlığı sizden iyi tanıyoruz. Kadınları almanız için hiçbir gerekçe yok’ dedi. Bunu duyan IŞİD’çiler o öğretmenin kollarını, bacaklarını ve kafasını kesip direklere astılar. Yani bu vahşeti kim kabul edebilir? İki yıldır bu haldeyiz. Biz tüm halkımızı yardıma çağırdık. Biz hawar diyor hawar. Hawarın ne olduğunu bilir misiniz? Kadınlarımızı götürüyorlar, erkekleri öldürüyorlar. Tanklarla da evlerimizi yerle bir ediyorlar. Allah aşkına bu tankları onlara kim verdi? Vallahi silahlarımız olsa bizimle savaşamazlar. Ellerindeki silahlarla uzaktan atış yapıp bal peteklerimizi, hayvanlarımızı, evlerimizi her şeyi mahvettiler. Bu taraftaki köyler hepsi yerle bir edilmiş. Sağlam kalan evler olduğunda da Jarablus’tan kamyonlarla gelenler tüm malımızı varlığımızı yükleyip götürüyor. Talan ediyor.” Bunu az hissedebiliyor musunuz? Bunları anlatan adam ağlıyordu. Daha neler neler…

Adaletsizliğe atılan taş

Tüm bu acılar sürerken büyük bir moralle direniş var cephede. Beri tarafta Kuzey Kürtleri sınırları tutmuş, nöbet eyleminde. Çünkü Türkiye’den IŞİD’e bir destek gittiğine dair kuşkuya yer bırakmayan şeyler yaşanıyor burada. Ki Kobanêli Kürtlere bile “Türkiye’ye bir çağrınız var mı?” diye sorduğumuzda herkes “Türkiye IŞİD’e silah gönderip yardım etmesin yeter” diyor. Çünkü bu halkın savaşmak için cesareti var zaten. Bu sebeple sınır boyunca HDP’li vekiller ve belediye başkanları halkla birlikte sınır nöbetinde. Dewşan (Tavşanlı)’daki nöbet yerinde Mardin HDP milletvekili Gülseren Yıldırım’la karşılaşıyoruz, müthiş bir mücadele azmi var gözlerinde. Ama hüzünlü… Bir tarafta insanca bir yaşamı savunan insanlar varken Türkiye’nin nasıl olur da IŞİD barbarlığına karşı koymadığını eleştiriyor. Diğer taraftan Van bağımsız milletvekili Aysel Tuğluk ile konuşuyoruz. Attığı taş yüzünden yapılan spekülasyonlara anlam veremiyor. O taşı kimsenin kafasını kırmak için atmadığını, zulme ve adaletsizliğe attığını söylüyor.

3-275.jpg

“Halk sonuna kadar Kobanê’yi savunacak”

Biraz sonra Urfa HDP milletvekili İbrahim Ayhan ile birlikte minderde oturuyoruz. Bir umut ve kararlılık var. Zaten oradaki havadan “direniş” hemen kendini gösteriyoruz. Sayın Ayhan’ı dinliyoruz: “Kobanê halkına karşı gerçekleştirilen saldırılan on altıncıgünündeyiz. 15 Eylül’den bu yana IŞİD çetesi Kobanê’ye üç koldan saldırı gerçekleştiriyor. Öyle ki Kobanê halkı kendi ana yurdunda demokratik ve onurlu bir yaşamı sürdürürken böylesi barbar bir örgüt tarafından toprağından çıkarılmaya çalışılıyor. İnsanlar adeta bir soykırıma tabi tutuluyor. Biz de yapılan bu zulme sessiz kalamazdık. Burada Kobanê direnişine destek olmak için sınırda uzun süreden beri bekliyoruz. Özellikle Kobanê’nin karşısındaki Suruç sınırında insan zinciri oluşturarak IŞİD çetelerinin geçişini engellemek ve Kobanê savunmasına destek vermek için buradayız. Bir taraftan biz bunu yaparken diğer taraftan Türk devleti, AKP devleti çok ağır müdahalelerle, polis ve asker terörüyle halkın bekleyişini engellemeye ve yasaklamaya çalışmaktadır. Bu sebeple de burada birçok saldırıya maruz kaldık ve bu saldırılarla karşı karşıya kalmaya devam da ediyoruz. Adeta barbar IŞİD çetesi bir taraftan Kobanê’yekarşı bir saldırı gerçekleştirilirken diğer taraftan buradaki halka saldırılar oluyor. Buna rağmen burada nöbetimiz devam ediyor.” Birkaç gün önceKobanê’ye gidip incelemelerde bulunduklarını aktaran Ayhan “Özellikle orada şehir savunmasına dair çok güçlü bir hazırlığın olduğunu gördük.  Halk; sonuna kadar Kobanê’yi savunacağını, burayı terk etmeyeceğini ve direneceğini söylüyor. Kobanê halkında büyük bir moralin olduğunu da gördük. Dünyanın gözü önünde bir halk kırıma uğratılıyor, bir zulüm yapılıyor. İnsanım diyen herkesin bunun karşısında durması gerekiyor. Bizim çağrımız, Kobanê’ninKobanêlilere bırakması için verilen mücadelede kimin elinden ne geliyorsa buna katkı sunmasıdır.” şeklinde sözlerini sonlandırdı.

“Namus günüdür”

Bir halk direniyor, insanlık adına. Söylenecek ve yazılacak çok şey var. Ama herkes her şeyin farkında. AKP ne tür bir politika izlerse izlesin sınırda yaşananlar gözler önünde… Bu yazıyı Kürt ozanımız Ahmet Arif’in 33 Kurşun şiirindeki şu satırlarla sonlandırayım: “Vurun ulan, / Vurun, / Ben kolay ölmem. / Ocakta küllenmiş közüm, / Karnımda sözüm var /  Haldan bilene. / Babam gözlerini verdi Urfa önünde / Üç de kardaşını /Üç nazlı selvi, / Ömrüne doymamış üç dağ parçası. /   Burçlardan, tepelerden, minarelerden /Kirve, hısım, dağların çocukları / Fransız Kuşatmasına karşı koyanda /Bıyıkları yeni terlemiş daha / Benim küçük dayım Nazif /  Yakışıklı, / Hafif,  /  İyi süvari / Vurun kardaş demiş / Namus günüdür / Ve şaha kaldırmış atını.

4-137.jpg

Bu yazı toplam 4091 defa okunmuştur