Bedri Çallı

Kıtlık üzerine

Salı

Bu gün bolluk içerisinde doğmuş ve yaşamını yıllarca bu şekilde sürdüren bir insanın açlıktan anlaması çok zor. İnsanların yoksulluğu ve kıtlığı anlamaları için değil mi ki, İslam dininde ramazan ve oruç Müslümanlar üzerinde farz kılınmıştır.


Tüm hak dinlerinde ekmeğe ve suya saygı duyulması tembihlenmiştir. Bugün bile birçok insanımız su içerken yere çömelir, yani ayakta su içmezler. Su ikram edene “su gibi aziz ol” denir. 


İnsanlar bugün bile sofraya oturmuş halde iken, ekmeğe olan saygısından dolayı kapıdan gelen bir misafiri ayakta karşılamıyor. Yada kapıdan giren insan selam yerine “yemektesiniz, afiyet olsun” der. Yani ayağa kalkmayın anlamındadır.


Ekmeğini yere düşüren çocuğa “o ekmeği yerden al, yoksa gözlerin kör olur” denir.


Ama bugün o kadar büyük bir savurganlık ve nimetlere saygısızlık var ki, Afrika'da açlıktan ölen insanlar göz önüne geldiğinde çöpe giden ekmek için insanın içi kan ağlıyor. O zaman kıtlığa üzülmek yada üzülmemek arasında insan ister istemez düşünüyor.


Nimetler değersiz hale gelmiş ve artık hayvanların büyük bir kısmı insanların yemek istemediği gıdalarla besleniyor.


İnsanlık tarihi boyunca dünyada sayısızca kıtlıklar yaşandığı bilinmektedir. Bu gün Afrika'nın bir çok ülkesinde yaşanmakta olduğu gibi.


Ulaşım, iletişim ve teknolojiden yoksun olunduğu dönemlerde bazı ülkelerde kıtlık yaşandığında başka ülkelere göçler olmuştur. Geçtiğimiz asrın 1. çeyreğinde ilimiz genelinde ve çevre yerleşim birimlerinde yaşanan kıtlık nedeniyle Irak'a göç edildiğini biliyoruz.


Bu kıtlığı yaşayan insanların çok az bir kısmı halen hayattadır. Bu göçü 100 yaşın üzerinde bir yaşam geçirmiş ve bundan 7 yıl önce hayatını kaybetmiş H. Sabri AĞACANOĞLU"nun şahit olduğu ve anlattığı olaylara bu yazıda yer vermek mümkün değil. Ancak yine de özetle birkaç cümleye değinmek istiyorum.


Yenecek bir şey olmadığı için insanlar aç olarak Irak yoluna koyulmuştu. Aç oldukları için vücut direnci çok zayıftı. Sağlıklı bir insanın 4 saatte kaydettiği yolu o insanlar ancak bir günde alabiliyordu.


Yolda ölen insanlar o kadar çoktu ki, insanlar insan cesetleri aralarında yürümekte güçlük çekiyordu. Etrafa yayılan kokuya dayanmak bir bu kadar zordu.


Aç bir anne, sırtındaki bebeğinin kolunu canlı canlı yemişti ve birkaç saat sonra anne ve bebeği birlikte sığındıkları bir mağarada ölmüştü.


Salgın hastalıklardan çekindikleri için Irak köylüleri mültecileri köylerine almıyordu.


Evet yukarıda anlatmaya çalıştığım sözler rahmetli H. Sabri AĞACANOĞLU"na aittir.


1844 ve 1874 yıllarında Konya ilimizde aynı tür kıtlıklar ve sonucunda göçler yaşanmıştır.


Evet, denir ya "tok olan tüm alemi tok sanır". Bunları duyunca inanamıyoruz, ama ne yazık ki bunlar yaşanmıştır.


Anlatmaya çalıştığım bu kıtlıklar belki bölgesel bir kıtlık nispetindeydi. Ama bugün karşı karşıya olduğumuz kıtlık maalesef daha büyük bir coğrafyayı kapsayabilir.


O zamanlar uzaya yada doğaya bu kadar baskı yoktu. Baş döndürücü teknoloji gelişmeleri sonraki yıllarda ortaya çıktı. Yani o zamanlar tamamen doğal nedenlerle kıtlıklar olurdu.


Ekmek ve gıda israfına geçtiğimiz günlerde broşür ve afişlerle dikkatleri çekmeye çalışan Hakkari Milli Eğitim Vakfı İlk Öğretim Okulu öğrencilerinin çalışmalarını taktirle karşıladım.  


Bugün tüm ülkeler milli gelirlerinin büyük bir kısmını silah için ayırırlar. Düşünün bu kadar savaş makine, silah ve aletlerin üretimi için çalışan fabrikalar gezegenimize ne kadar zararlı gaz salmakta ve doğal dengeyi tahrip etmektedir.


Evlerimizde, işyerlerimizde ve özel olarak kullanmakta olduğumuz malzemeler çalıştığı halde, sadece modası geçti diye yerine yenisi alınıyor. Ne oluyor, bu kez fabrikalar ürettikçe üretiyor ve yine ne oluyor. Fabrikalar karbondioksit ve sera gazı üretmeye ve gezegenimizi yaşanmaz hale getiriyor. Sonucunda küresel ısınma denilen iklim değişikliklerinin etkisiyle tüm doğal varlıklar zarar görmektedir.


20 yılı aşkın bir süredir, kırmızı süveterini gururla giymekte olan TEMA VAKFI Kurucu Başkanımız Sayın Hayrettin KARACA yine uzun yıllar boyunca giydiği gömleklerinin yakalarını çevirerek giymektedir.


Hayrettin KARACA varlıklı bir insandır, öyle bir gömlek yada bir kazak hesabı yapacak kadar cimri bir insan değildir.  


Ancak sayın Karaca derki malım var, ama tüketmeye hakkım yoktur. Benim yemek, giymek, barınmak ve sağlık imkanlarından yararlanmaktan başka hakkım yoktur der. 


Sayın Karaca bu davranışı ile topluma örnek olmak ve topluma mesaj vermektedir. 


Bu yazı vesilesiyle gerek devletin güvenlik güçleri ve gerekse PKK saflarında evlatlarını kaybeden annelerin anneler gününü kutlarken, akan kardeş kanının bir an önce son bulması için başı büyüklerin bu soruna bir an önce çare bulmalarını dilerim. 12/05/2008

Bu yazı toplam 14494 defa okunmuştur
tebrikler
 // s.a
gerçekten sizi tebrrik ederim. elimizden geleni yapmaya çalışacaz çünkü bu söyeldikleriniz içleraçısı. hele H.SABRİ AĞACANOĞLU'nun yaşamış ve şahit olduğu olaylar içler açısı. elimizden geleni yapmaya çalışacağız ve burdan tüm T.C'ye sesleniyorum, böyle durumlarda duyarlı olmanızı rica ederim......
22 Haziran 2008 Pazar 17:30
tebrik
 // turgut karaman
Hocam gerçekten çok güzel yazmışsınız. Sizi eleştirecek düzeye ne yazık ki ulaşamamışım ki eleştirilecek bir yanınız yok. Birçok yazarı takip ederim bu konuya değinen yazarlarla ne yazık ki fazla karşılaşamadım. Bazı gerçekleri bizlere hatırlattığınız için karşınızda teşekkürü borç biliriz....
20 Haziran 2008 Cuma 19:34
yüksekova halkı sizle gurur duyar
 // zeynep
mrb.gerçekten yazıyı büyük bir üzzüntü ve utançla okudm.herkesinde okumasını tavsiye ederm çünkü bu küşü değil hepimzn sorunu bian önce bi çözüm uygulansn yoksa gelecek felaketleri düşünmek bile isteemiyorm.korkun ve dehşet verici.allah ıslah etsn hepimizi.aklımızı başımıza getirsn bian önce...
04 Haziran 2008 Çarşamba 17:07