İrfan Sarı

Kış Hikâyeleri

2007-02-19 16:13:40

Kışın dışındaki diğer üç mevsimden silkelenen artıklar ve insanın dışarısına ittiği korkutucu kirler ve atıklar hastalık saçma noktasına gelir. Güneş kavurdukça kokulaşma ve toprağa mikrop olarak gömülme son hızıyla başlar. Çünkü bizler yaşadığımız çevrenin hele doğayla anlaşmanın ve onu korumanın yollarını asla bilmiyor ve umursamıyoruz. Umurumuzda olan tek şey yediklerimizi yemek artanı sorumsuzca etrafa atmak. Bu noktada yerel yönetim profesiyonel bir vizyon sahibi olamadı. Zaten olsa da bireyin aksaklıkları onu zaaflara uğratacaktı. Bireyin aydınlanması elbette ki eğitim işidir ama eğitimle birlikte çevreye ve yaşadığı topluma karşı sorumluluk taşıma bilinci aileden edilen bir kazanım olmalıydı. Bu yüzden kar yağınca toprakları temizler der dururuz.

Her ne hikmetse kar gökyüzünden bu topraklara düşer düşmez de baharlaşma özlemi vurur. Ta ki cemreler toprakla sevişine ve nevrozla döllenene kadar.

Yine kar bir yağızın göğsü hizasında yağmıştı. Zaman makineyle daha yeni tanışmış kar kürekleri en revaçta dönemlerini yaşıyordu hala. Ve buralara kar yağmaya başlar başlamaz dünyaya olan tek bağımız yollar kapanırdı. Başlardı kar hikayeleri evlerde, tandır başlarında av’da hep bilinen hikayeler kerelerce anlatılırdı. Her anlatılış bir başka tat bir başka kahramanlık katar yıllar içinde yerini ederdi.

Jêhel, o yıl sekiz yaşındaydı. Evlerinin doğusundaki yamaç tam bir kayak pistiydi. Kayakla daha yeni tanışmışlardı. O da siyah beyazlı televizyonların tek kanalı TRT’den. Kışın oynamanın tek adresi kayma, genelde kızak sırtında olurdu. İyice ustalaşanlar sırtlarına aldıkları arkadaşlarıyla işini üst düzey yapmanın havasını atarlardı etraflarındakilere.

O gün güneşte vardı. Jêhel, okuldan gelir gelmez dayısının dükkanında yaptığı profil demirden kayaklarını aldı kaymaya gitti. Bağlama teliyle kara lastiklerinin üstüne bağladığı kayaklarının havasını atacaktı arkadaşlarına. Düşe kalka, sora ede zamanın nasıl geçtiğinin farkında değildi. Ara sıra akan burnunu kollarıyla siliyordu. O kadar kaptırdı ki kendini bu işe, yüzünü yakan kar havasının farkına varamadı.

Arkadaşları bir bir üşüyüp evlerine giderken o hala kayıyordu. Bir ara etrafında kimsenin kalmadığının farkına vardı. Son bir kez kayıp eve gidecekti. En doruk yere gitti ve aşağıya ayazlaşan akşam havasına doğru kaydı. Yamacın bitimindeki yükseltiye hızlıca vurdu kendini ve yerden yükseldi. Düşerken kayacağı yerde kara battı. Bu batık boyunun çok üstündeydi. Bağırmaya başladı fakat akşamdı ve kimse yoktu etrafta. Çığlıklarının tesadüfen duyulması lazımdı yoksa eve bu çığlıklarının ulaşması mümkün değildi.

Ellerindeki yün eldivenlerle boyunun üstündeki kar kütlesini kazmaya başladı. Sıkışmış kardan azar azar koparıyordu ancak bitecek gibi değildi. Elleri iyice üşüyordu ve vücudunun ağırlığı kadar açılan deliğe karanlık girmeye başladı. Bir yandan ağlıyor bağırıyor, bir yandan da son gayretle tepesindeki karı deşiyordu.

Çok yorulmuştu, az önce düştüğü bu çukur son baharın elektrik direği dikilecek diye kazılmış kar yağınca da üstü karla kapanmıştı. Oturdu çukurun dibine her tarafı titriyordu. Ağzıyla ellerini ısıtmaya çalışırken aklına kayakları geldi. Bağlama tellerini söktü. Demir profille son bir gayretle kütleyi delmeye başladı. Birkaç darbeden sonra zemini delinen kar çöktü. Artık ayakları da uyuşmuştu. Yaklaşık bir saat içinde kaldığı çukurun dışına zar zor çıktı eve doğru yürümeye başlarken ayakları tutmuyordu artık.

Sesi, bağırmaktan kısılmıştı.

Annesi karanlıklara kadar gelmeyen çocuğu için çıldırmış, mahalleyi allak bullak etmiş ve herkesi ayaklandırmıştı. Baba ise umudunu yitirmiş dış kapıya yığılmıştı. Birden evin köpeği Pıxas’ın havlamaları duyuldu. Her kes dikkatle oraya yöneldi. Neredeyse uyumaya geçecekken karaltısına havlayan Pıxas, evin çocuğunu kurtarmıştı. Hemen sağlık ocağına götürdüler makasla derisi yanmış ellerinden eldivenlerini sökerken Jéhel, kısık sesine rağmen salonu acı inlemelere-bağırışlara bırakmıştı. Oğlunun kanlı ellerini memelerinin arasına alıp ısıtmaya çalışan anne de çok geçmeden devrildi beton zemine.

Gecenin zemheri karanlığında Jêhel, parmaklarından ikisini kar yanığına teslim etmişti ve derin bir uykuya geçmişti. Sağlık ocağındaki bir yatakta anne, bir yatakta da oğul sabahladılar. Nevroz kar sularını toprağın bereketine taşırken Jêhel, yanmış yüz ve el derisine kavuşmuştu ama ömrünce iki parmaktan yoksun olarak büyüyecekti.

Bu yazı toplam 7118 defa okunmuştur
Tünelin sonundaki ışık
 // uzaktaki Gewerlı
Sevgili kardeşim irfan sarı'nın;bölgemizin çok büyük bir edebi ve folklorik zenginliği olan kültürüyle ilgili,yaşanmış veya yaşanması mümkün olan türden hikaye-roman tarzında yazılar yazması;bu komuya kafa yorması ve bir şeyler üretmesi,beni ilerisi için ümitlendirmiştir.Galiba ilerde biz de dünya çapında ses getiren eserler üretebileceğiz.Bölgemizde bu malzemenin fazlasıyla olduğuna inaniyorum.İçimizde bunu başarabilecek yeteneklerin olduğuna inanıyorum.Sevgili kardeşime bu yolda başarılar diliyorum.Uzaktaki Gewerlı....
bırakın etsin cevabını alsın
 // komünist
sayın site admini m.sait karay adında kendini bilmez biri hakeret etmiş ve sen bunları ne hakla yayınlamıyorsun yayınlada da bizde cevabını verelim o cahil insanlara...(not sayın ümit yazıcıoğlunada aynı türde hakaret edilmiş ve yayınlanmamıştır hakaret eden cahil ve faşist halkı kınıyoruz)saygılar sayın sari...
sooooperrr gibi birşey
 // keremox
selam irfan abimiz güzel dile getirmiş hikayer çok beğendim ama şiirlerde güzeldi ama aşka dair fazla etkileyici değildi içinde aşkında tuzu olsaydı. irfan abimize 10 üzerinden 10 puan ...