İbrahim Genç

Kibrin Adalete Galebe Çaldığı Bir Türkiye

10 Ocak 2014 Cuma 10:18

Dışardan kuş bakışı bakıldığında Türkiye’nin büyük bir belirsizliğe doğru sürüklendiğini görüyoruz. Burada söz konusu olan “belirsizlik”, aslında “geleceksizlik”in ta kendisidir. Bunun işaretleri ta aylar öncesinden Standard&Poor’s gibi uluslar arası derecelendirme kuruluşları ve araştırma merkezleri tarafından verildiğinde Başbakan Erdoğan fırçayı basmıştı.

Ama idealist dünyamızın dışında realist bir süreç işliyordu ve ülke içinde homurdanmalar yükseliyordu. Ki Gezi olaylarının büyümesinde de tabanda büyüyen sıkıntılar etkili olmuştu. Ne var ki on yıllarca Kürt sorunu ve demokratikleşme sorununu kendilerine “dış güçler”in dayattığını iddia eden devlet aklı bugün de ülke içindeki farklı kesimlerin çatışmaların ve hatta çürümelerin nedeni olarak “dış güçler”i gösteriyor.

Kişilerin kendilerini inandırmaya çalıştığı ve zamanla gerçekten inandıkları bu yalanların, ülke için alınan kararlarda etkili olmasının bir nedeni de “kibir”dir. Türkiye’de geçmişle yüzleşmenin olmamasının ve temiz bir sayfa açılmamasının en büyük nedeni de yine kibirdir. Öyle ki ülkeyi yönetenler veya herhangi bir mevkide bulununlar, müthiş kibir kokan bir üslupla hareket ediyorlar. Hatalarından dolayı kimsenin özür dileyecek ve istifa edecek bir hali yok; kimsenin rakibi karşısında alçak gönüllü olmaya niyeti de yok. Bu hengame içinde herkes ancak kendine Müslüman, kendine demokrat ve adalet ancak belli kişilere işler, eşitlik durumu ise her zaman sağlanmaz.

Bu kibir hali ve artistlik duruş; Başbakan Erdoğan’ın hatasını asla kabullenmeyen, üstüne üstlük öfkelenen, Roboski katliamı başta olma üzere birçok konuda özür dilemeyi gururuna yedirmeyen ve ben bilir ben yaparım tavırlarından herkese bulaştı. Aynı kibirlilik; barış sürecinde Fethullah Gülen’in Kürtlere yaklaşımında; kendi tarafını “abi” gibi gören ve Kürtlere merhamet etmeyi ancak Kürtleri kafirlerin safına koyabilecek Hudeybiye anlaşması ile kıyaslayarak göstermeye çalışan tavırlarında gördük. Bakanların, emekçilerin ihmal sonucu ölümü üzerine söylediği “en azından güzel öldüler” sözlerinde; yardım isteyen insanların avuçlarına para sıkıştırmalarında gördük.

Bugün de bu savaş ve karışıklığın ve güvensiz ortamın nedeni işte bu uzlaşmasız kibirdir. Kimsenin kimseyi dinleyecek hali yok. Herkes, ancak güçlü olduğu taraftan diğerini alt etmeye çalışıyor. Halkın bu savaşta kafası çok fena karışık. Yavuz hırsız bir şekilde ev sahibini bastırıyor. Bir anda o kadar çok şeyler dönüyor ki insanlar bilgi akışına yetişemiyor ve sağlıklı bir karar alamıyorlar. Olanlar; düşünce süzgecinden geçirilip hazmedilme fırsatı bulamıyor. Birileri bir şeyler yapmışlar; ilk başlarda birlikte “kazan-kazan” politikasıyla yemişler de yemişler. Çıkarlar çatışmış, aralarında çelişkiler çıkmış ve sonra karşılıklı salvolar ve hamleler gelmiş. Biri dava açıyor, tutukluyor; diğeri bunu yapanı görevden alıyor. Ortalık fena karışık ve görülen o ki filler tepişecek ama çimler ezilecek.

Bu karmaşada paçayı kurtarmak için her yol, hukuksuzluk serbestleşmiş durumda. Öyle ki hiç alakası yokken birden Ergenekon davası araya kaynıyor, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu devreye giriyor. Başbakan, bakanlar art arda görüşüyor kendisiyle; gazeteciler peşinden koşuyor ve bir bakıyorlar Silivri’de… Adeta Hükümet ve Ergenekon arasında bir arabulucu. Davalara yeni bir kılıf aranıyor… Yolsuzluk, rüşvet ve kamudaki dağınıklık ve anormallik; diğer davalarda sağlanacak bir normalleşmeyle sümen altı edilecek. Metin Feyzioğlu da kendini öyle bir rolüne kaptırmış ki adeta başbakan edasına bürünmüş. Üslubu fazlaca kibirli ve ukalaca… Öyle ki sonunda AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik bile bu durumdan rahatsızlığını dile getirdi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Metin Feyzioğlu’na verdiği randevuyu iptal etmesinin bir nedeni de bu değil miydi?

Sadece bu mu? Ergenekon davalarının kahramanı Zekeriya Öz de bir tuhaf… Güvendiği bir yer olacak ki kendinden gayet emin… Kesinlikle bir uzlaşma havasında değil; herkese resti çekmiş durumda. Dolayısıyla bir adalet adamı portresi çizemiyor. Böylece Hükümet’le, iş adamlarıyla tuhaf ilişkileri söz konusu… Bir bakıyoruz Başbakan’ı yalancı olmakla suçlayabiliyor. Bu üslup ve kendini beğenmişlik halinin içinde bir adalet barınamaz. Bütün bu tavırlar ancak büyük bir kibri besler ve kibir de herkesin felaketi olacaktır. Oysa ülkenin en temel sorunlarından olan Kürt sorunu hâlâ çözülmeyi bekliyor. Başlayan çözüm süreci bir soluk bekliyor nefes almak için. Dolayısıyla böyle devam ettiği sürece sistem önce yarattığı kahramanları yutacak, sonra da kendini bir karmaşanın içine atacak ve dengelerin değişmeye başladığı Ortadoğu’da müdahale edilebilir bir ülke konumuna düşecektir.

Bu yazı toplam 4119 defa okunmuştur