İrfan Sarı

Kelimede ve şiirde Kadın

09 Mart 2010 Salı 00:10

Kimine göre; kardelen olur Vezirava’da, ilkbaharla usul usul gülümser yeni bir mevsime. Susin olur Reşko’nun yamaçlarında. Bêrî yolunda deste deste kır çiçeğidir, Bêrîvan’ın tokası olur yer yer. Şivan’ın burnundan girer yüreğinde tomurcuklanır dağ çiçeği gibi.

Nêrgîz olur Meydanbelek yaylasında, yele kapılır.

Kelebek olur mezarlık mahallesinde nice yitip giden sevdaya inat. Keklik olur sürü sürü Sat’ta göle iner. Yaban çiçeği olur rengârenk, Cilo buzullarına isyan bayrağı gibi. Mor Dağında eflatun eflatun mor menekşe olur. İner ovada dolanır kaynak ağızlarında Reyhan olur. Nehil’de patlar nehil çiçeği gibi, sonra kıvrım kıvrım dudakları gül olur. Ela gözlü dilber olur Karacaoğlan’ın dizelerine. Kışla tepesine çıkar seyr olur dinler yüreğinin sesini. İki damla yaş olur göz pınarcıklarında yiğidin.

Sonra bir şairin sözünde;

“oy dilsizim oy gülmezim yağmur yüreklim,
oy çiçek bakışlı yarim rüzgarım benim.”olur.

Bir uçum gider Şemdinli ormanında dolanır Tusi’den öz alır, bal gözlü gerçek kara kovan emeği olur.

Hakkari’de Zap’a uzanır bir sıla türküsü olur.

Hasret çatlağında Şemdinli tütünü tüter. Çukurca’da ham meyve olur. Yârin gül kokulu sabah kahvaltılarında mis kokulu otlu peynir ya da koyun yoğurdunun kaymağı olur.
Sümbül’ün başında bulut, gökte aşk, Depin’de alabalık ve bir duble rakı olur. Yanı başında çeltik tarlası, şarıl şarıl dinletiler, taştan taşa çarpar Mozart olur Helêl çayında.

Monalisa'dır, Leonardo da Vinci tablolarında.

Bir yaz günü Nehil bataklığında nilüfer, seher vaktinde yasemin kokusu olup yayılır ovaya. Yağmur tıpırtısından sonra ki gök kuşağı olur. Feraşin yaylasında çobanın kavalına üflediği nefesteki çığlık olur. Sonra günün orta yerinde güneş, gecede mehtap, ilkbaharda filizlenen ilk çimene düşen çiy tanesi olur. İlk yaz esintisi ve rüzgârda fısıldaşan sır olur.
Dökülür Ahmed ARİF’in dizelerine şiir olur.

“içmek
gözlerinde içmek ay ışığını
varmak,
gözlerinde varmak can tılsımına
gözlerin hani?”

Vargeniman’da kaçakçı bir sevdadır katır sırtında.

Soğuk kış gecelerinde soba, şömine, tandır oldu. Döndü dolandı sevdanın son demi gelin oldu. Fırtınalı bir gece kızak sırtında hastaneye giderken anne oldu.

Doğdu, güne ciyak derken kız kardeş oldu.

Büyüdü abla oldu. Evlenince gelin, gelinken yenge oldu, görümce oldu. Gün geldi yatalak oldu, hala, teyze o da yetmez gibi bir baktı kaynana ardından da nene oldu.

Hiç beyaz elbisesi olmadı, evlenince de, ölünce kefen yoldaşı oldu. Bir gün Fatma, Elif, Ayşe, Revnek, Kejê, Diyana, Meri oldu. Kimine göre Leyla Mecnun'una, Aslı Kerem'ine, Zin Mem'ine, Havva Adem'ine, Şirin Ferhad'ına ve hatta Meryem bütün mucizelere inat. Sonra Necati CUMALİ’nin Emine'si oldu.

“Abanozdaki emine
On yedisinde düştü
Afro’nun eline
Şimdi yaşı yirmi bir
Eridi gitti dört senede
İpek saçlar vücudu bozuldu

Ela gözlerinin ateşi söndü
Kalmadı eski neşesi

Alıştı zamanla küfre, tütüne
Zamanla etrafına uydu
Isındı evin adetlerine
O içimizden birinin kızı
Birinin kardeşi
Aşık birine...”

Bu yazı toplam 5292 defa okunmuştur
sevgili irfan abi
 // osman dem
yazılarını her okuyuşumda kendimi kelebek gibi hafif hissediyorum.içimde sıkıntı diye bir şey kalmaz .başarılarının devamını diler saygılar sunarım...
10 Mart 2010 Çarşamba 09:38
Yorum yok...!...
 // İhsan KALENDER
Öylesine saf ve berrak ... Kaynağından yeni çıkan pak su gibi... Bu bal'a şeker katılmaz ..!.. Bu su bulandırılmaz ..!.....
10 Mart 2010 Çarşamba 03:51
ne diyeyim
 // ankara
tüm yazılarını okdm hepsi bir birinden muhteşem ve eyer poan üzerine bir değerlendirme yapmak gerekirse bu yazınaq tereddütsüz 10 veririm.halükulade bir yazı olmuş.bir kalemin ucu ancak buı kadar marifet alabilir sahibinden.ellerine sağlık...
09 Mart 2010 Salı 12:57