İrfan Sarı

Kefen bezimiz beyaz bayrak

25 Ocak 2016 Pazartesi 09:32

Beyaz bayrak taşıyor Kürtler.

Evet, Cizre’de, Sur’da, Silopi’de ölmemek için ellerinde beyaz bayrakla bir yerden başka bir yere geçerken. Hasta taşırken, cenaze taşırken beyaz bayrak taşıyorlar.

Üçtekerli bisikletlerin üstünde ölüler…

Ve etrafta doğrultulmuş tank namluları.

Sürüklenmiş cesetlerden geriye kalmış kan izleri…

Kırılmış kolonlar, kirişler.

Devrilmiş duvarlar.

Cam/çerçeve ne varsa yıkık.

Sokakların orta yerlerinde, kaldırım üstlerinde yaralı gençler, ölüler.

İnsanlık perişan, insanlık onuru ayaklar altında, insanlık çökmüş.

Bir avuç barış isteyen ile milyonlarca savaş isteyenler.

Adalet göçük altında, hayat durmuş, vicdandan iz yok, hak-hukuk kelimeden öteye gidemiyor.

Ve televizyonlarda hiç bir şey yokmuş gibi renkli programlar.

Sanki orada ölen, öldüren yok.

Mezar, kefen, kabir yok.

Her şey aşk-meşk…

Her şey güllük-gülistanlık…

Ve siyasetin iktidar halinden korkunç açıklamalar; “Anayasa” “vatandaşın can ve mal güvenliği”

İki aydan beri sokağa çıkma yasağı uygulanan yerler yokmuş gibi “anayasa hazırlayacağız” söylemleri.

Sanki Sur’da hayat pek romantikmiş gibi; Önceliklerinin vatandaşın mal ve can güvenliği imiş şeklindeki dağ dağ yalanlar.

Bir annenin çığlığı düşüyor aklıma; “Yüzüme bak, yüzüme! Bu ateş sizi de yakar!”

Çocuğu gözlerinin önünde vurulmuş bir annenin bu can acıtan sözleri karşısında anayasaların bir geçerliliği kalmıyor.

Ve can-mal güvenliği safsatadan öte bir şey olmuyor.

Hastane önleri yasak,

Morg önleri de.

Her şey bir hendek hikayesinden ibaretmiş.

Hendek olmazsa evler yıkılmazmış.

Hendek olmazsa çocuklar öldürülmezmiş.

Cenazeler yerden sürüklenmez, sokak ortalarında bırakılmazmış.

Sokağa çıkma yasakları olmazmış.

Olmazmış hayat bu kadar tahripkar ve bu kadar yaşanmaz.

Oysa hendeksiz zamanları da hatırlıyorum.

Bir kentten diğer kente gidebilmek için yol boylarında askerlerin ve polislerin her türlü zulmüne ve her türlü ahiret sorusuna muhataplığı…

Faili meçhulleri.

Cezaevlerinde insanlık dramlarını…

Başına çivi çakılmış cesetleri.

Helikopterlerden canlı canlı atılanları…

O zamanlar hendek yoktu.

Devlet aynı devletti, iktidar aynı türden…

Köyler boşaltılıyordu verilen 24 saat süre zarfında.

Bir battaniye çıkılırdı yollara. Geceler boyunca, günler boyunca.

Ölüm, sürgün, çile, işkence hep vardı ama hendek yoktu…

Beyaz bayrak hep kürdün elindeydi hiç inmedi.

Hendek varken de hendek yok iken de.

Kaç yıl zamandır aynı ağıt etrafında, aynı ölüm ile aynı yalan ve aynı mezarın başında ağlıyor ve beyaz bayrak taşıyor Kürtler.

Bu yazı toplam 7463 defa okunmuştur