1. YAZARLAR

  2. Enver Özkahraman

  3. Kavalın Miri, Egîdê Cimo
Enver Özkahraman

Enver Özkahraman

Yazarın Tüm Yazıları >

Kavalın Miri, Egîdê Cimo

A+A-

Daha dün sabah haberlerini izliyordum, reytingi önde olan TV kanallarından birinde…

Vatandaşın biri İstanbul’da Nüfus memurluğuna başvurarak Nüfus cüzdanındaki din hanesindeki “İSLAM” kelimesi yerine “Yezidi” yazılmasını istemiş. Memurlar müdürlerine müdürler üstlerine danışmışlar, üstler OLMAZ demiş, Müdüre müdürde memura memur da K.M. isimli vatandaşa, “NIÇ, OLMAZ biz Yezidiliğin bir din olmadığını bildiğimiz için senin nüfus cüzdanındaki din hanesine YEZİDİ yazamayız.” diye adamı geri çevirmişler…

Egîdê Cimo yorgundu, yine de Yüksekova Haber okurları için kısa
sorularımızı cevapladı.

Bunun üzerine bu kez K.M. isimli vatandaş yine Nüfus müdürlüğüne yazılı taleple nüfus cüzdanındaki din hanesine “ZERDÜŞT” yazılmasını arz etmiş.

Bu talebi nüfus müdürlüğü yetkilileri üstleri ile yaptıkları yazışmalardan sonra vatandaşın “ZERDUŞT” talebini kabul ederek Nüfus cüzdanındaki din hanesi bölümüne “ZERDUŞT” ibaresini yazıvermişler…

— Ne zaman?

— Yirmi birinci asırda

— Nerede?

— 100 yıllık laik denilen, bir cumhuriyette.

— Ve bugün, bugünkü laik cumhuriyette hal böyle iken

Televizyonlarda, radyolarda ve basında hemen hemen her gün “HUKUK” ve “İNSAN ONURU” kelimelerini sık sık okuduğumuz ve duyduğumuz günlerde. Ki Dünyada birçok ülkede varlıklarını devam ettiren bir inancı, sen, senin ülken hala kabullenemiyor.

Öyleyse;

Bundan 100 yıl öncesini siz varın tasavvur edin.

Edin diyince de bir örnek vermek istiyorum, hem de bilinen, tanınan ve sevilen birinin hikâyesiyle;

Kaval’ın Miri Egîdê Cimo ile!

Egîdê Cimo’nun ailesi 1918’de göçmüş bu dertten, buralardan Kafkasya’ya. Hem de burnunun dibinde bir İslam ülkesi varken yaşadığı Müslüman ülkesinden, Komünist bilinen topraklara göç etmek zorunda kalıyor inancından dolayı.    

Karmaşa günlerinde bile gerçek inanışlarını saklayabilmek ve koruyabilmek için. Dağlar uzun süre bazı Yezidilere iyi korunak olmuşsa da, “Orada Van çevresinde ki gayrimüslimlerin; Ermeni ve Asur unsurlarının güvensizlikleri nedeniyle toplu halde yerlerinden çıkarılıp sürülmeleri” fermanı ile bu kez çevredeki öz be öz Kürt olan Yezidi (Êzidi)’lerin de can güvenlikleri kalmadığı için onlar da yollara düşmüşler, can korkularından.

İnançları nedeniyle

Güneydoğu’dan ve Doğu Anadolu’dan Sovyetler’e Kafkasya’ya sığınanların, hele hele Kürt ve Asurîlerin başına gelmedik kalmamış. O koskocaman coğrafyada, sayı itibari ile bir devede bir tüy misali bile olamayan o masum azınlık Kafkasya’dan birkaç saat içinde trenlerdeki hayvan vagonları ile Sibirya ve Orta Asya steplerindeki dünyanın öteki köşelerine gönderiliş neden ve şekillerini göz yaşları içinde okuyuşum ben sempatizanını çok soğutmuştu, sosyalizmden, seksenli yılların başında.

O hayvan vagonlarındaki bir deliğe bir bayanın tuvaletini yapabilmesi için insanlar sırtlarını dönerek o deliğin etrafında bir halka oluşturduktan sonra bir bayan ortadaki bir deliğe tuvaletini yapabiliyormuş. Zaten kadınların çoğu tuvalete çıkmamak için hiç yemek yememeğe başlamışlar ve çoğu ölmüş açlıktan.

Egîdê Cimo’nun ailesi de bu olanlardan nasibini almış olacak ki 1918’de Van’ın bir köyünden toplamış pılını pırtını ve kuzeye doğru düşmüş yollara. O gün bu gündür köyünden tarlasından uzak sürgün hayatı içinde…

Batıya İran’a güneye Irak’a yönelmemişler, ikisi de İslam ülkesi. Selameti Kafkaslar’da o günkü Sosyalist Sovyet yönetiminde aramaya gitmişler. Aileyi Ermenistan’da Ağrı dağına yakın Karasuyun geçtiği bir köye Erdeşer köyüne yerleştirmişler. Egîdê Cimo, 1932 yılında  bu köyde dünyaya gelmiş.

Egîd’in çocukluğu her Kürt çocuğu gibi kuzu otlatma ve sığırtmaçlıkla geçmiş. Çocukluğunda köylerinden geçen ırmağın kenarında boy veren sazlıklardan kestiği kamışları düdük (pîk) haline getirerek, müzik hayatının ilk adımlarını atmış…

Düğünlerde köylerine gelen Ermeni çalgıcılara özendiğini söyleyen Egid;

“-Köyde evimiz yüksek bir yerdeydi, evimiz de yüksekçeydi. Bazen evin damına çıkar kaval çalarak köye adeta konser verirdim. Köydekiler birbirlerine, “Çûro çalmağa başladı onu dinleyelim.”derlerdi.

17–18 yaşlarına kadar kaval ve zurnayı da iyi kullanmaya başladım. Bir gün, o dönemler yöremizde ünü ile bilinen ŞAMİLÊ BEKO’nun gurubu köyümüze konser vermek için gelmişti. Köylüler Şamil’e benden söz etmişler. Beni çağırdı yanına, ona bir iki parça çaldım. Beni beğendi ve gurubuna aldı, artık ben de bir müzisyendim. Şamil’in gurubu ile düğünlere ve konserlere gidiyordum.

Kendisine benden söz edilmiş olacak ki 1955 yılında Casimê Celîl bizim eve gelerek beni Erivan’da ki Kürtçe radyoevine davet etti. Böylece radyo evinde 30 yılı aşkın bir süre çalıştım ve gezici olduğum için radyo evine birçok DENGBÊJ ile müzisyen kazandırdım. Şeroyê Biro,  Efoyê Eset, Karapêtê Xaço, Reşîte Baso, Sûsika Simo, Zadika Şekir ve Eslîka Qadir gibi ünlü Kürt dengbêjleri ile çalıştım.”diyor.

Kürtler arasında “MÎRÊ BİLÛRÊ” olarak bilinen, nefesli çalgıların piri bugünlerde Van’daki bir dengbêjin çalışmasına katkıda bulunmak için gelen ünlü müzisyen, Ata baba diyarı Van’ı görmekle çok bahtiyar ve mutlu olduğunu, artık gözleri açık gitmeceğini söyledi. Egîdê Cimo, evli ve dört çocuk babasıdır. Yaşamını halen Erivan’da sürdürmektedir.

Biz gençliğimizde bugünkü gençlerden daha fazla müziğe meraklıydık. Bizim zamanımızdaki güzellikler bir başka idi. Anadilimiz Kürtçe olduğu için ve Kürtçe müzik YASAKLI olduğu için de onu dinlemek daha da bir tatlı, yasakları delmek de ayrı bir heyecan oluyordu bizim için… Elimize Kürtçe bir kaset geçirdiğimizde arkadaşlara hava atıyor ve kaseti gözümüz gibi saklıyorduk. O günler hemen hemen her kentte Keman, kanun ve cümbüş çalanlara rastlayabiliyordunuz, tabi sonraki yıllarda bunları çalanlar azaldı onun yerine bağlama ve gitarlara revaç arttı.

Türkiye’deki Kürt dengbêjler genelde enstrümansız icralar yapıyor idilerse de halk genelde İran, Irak ve Erivan radyolarını dinliyordu.

Daha sonraları Tahsin Taha, Gülbahar ve Mehmet Şêxo gibi sanatçılar Kürt Müziğine alışılmışın dışında bir tarz ile hizmet ettiler ama benim yaşımla birlikte genelde Mehmet Arif Cizravi sazının tımbırtısı ile ARAM (rahmet diliyorum) cümbüşünün ahengi ile kalplerde yer edinirken Erivan radyosunda Kavalı ve dinleyenleri ağlatıyordu adeta, Egidê Cimo…

Bağdat radyosu, Arap müziğinin etkisi ile Kürtçe müziğe baskın görünürken Erivan radyosu enstrümanları ile daha çok Türkiye’deki Kürtleri etkiliyordu folklorik tarzı ve pîki(düdük) kavalı, zurnası ve cümbüşü ile… Fakat Egidê Cimo’nun çaldığı bir müzik aleti vardı ki onun nasıl bir enstrüman olduğunu bilmiyorduk o günler. Arkadaşlardan aramızda o enstrümanın kemanın bir türü olduğunu iddia edenler de vardı, kimisi de bunun bir nefesli çalgı olduğunu söyleyebiliyor idiyse de hiç birimiz bu aletin nasıl bir şey olduğunu ve ismini bilmiyorduk doğrusu.

Daha sonraları öğrendiğimiz enstrüman MEY idi ve Egîdê Cimo bunu, bu nefesli aleti, adeta ağlatıyor güldürüyor ve konuşturuyordu... O yıllar Türkiye radyoları Türk Sanat müziği ağırlıklı olduğu için de radyolardan pek MEY sesi duyamıyorduk… Bilmiyorum ama bugün Türk halk müziğinde MEY’in Egîdê Cimo ile Gasparyan’ın payı vardır desem yanılır mıyım? Bir zamanlar, tekke ve zaviyelere erzak toplamak için derwêşlerin köy köy dolaşıp çaldıkları ERBANE (Tef) de birdenbire ortalardan yok oluvermişti, yıllar öncesinde. Ama yüzyıllardır Zerduşt ve Yezidi Kürtlerin ayinlerindeki, hatta taziye ve düğünlerindeki mistik müziğinin bir parçası olan bu alet. İran’ın Kürt bölgesinden gelen Dünyaca ünlü Kamkars gibi birkaç gurupla birlikte görüldükten sonra bizde de sahnelerde ve düğünlerde yerini almaya başladı… Umarım saklı kalan diğer değerlerimizde duyarlı yeni nesille haklı yerlerini alırlar…

Not: Kürtlerle Asurilerin Sibirya sürgününü merak edenlere; Yaba yayınlarından, Dr. Eliya Vartanov’un belgesel niteliğindeki SİBİRYA SÜRGÜNÜ ASURİLERİN ANILARI kitabı tavsiyemdir.


İki kamış veya kaz kanadının iki kemiğinden oluşan PİKE İran, Irak ve Hakkari civarındaki Kürtlerce sevilen bir müzik aletidir.


Egîd’in Erivan radyosunda sık sık çaldığı bu müzik aletini ilk yıllarda tanıyamamış, nefeslimi yaylı bir alet mi olduğunu tartışıyorduk aramızda arkadaşlarla. Ama bugün MEY’i bilmeyen genç yok gibi.


Egîdê Cimo Van’da gençlerle yemekte...


Aslında rahatlıkla Kürtlere özgü bir alet, çünkü halende Zerduşt ve Yezidi Kürtlerin ayinlerinin kaçınılmaz aleti Erbane (tef) bizim çocukluğumuzda köye yaylaya gelen ve yüksek bir dama çıkıp beyitlerle köylülere adeta konser veren DEWÊŞ’lerin dövmeli ve etsiz ellerinde görmüştük. Bir müddet sonra ortalarda görülmeyen Erbane son yıllarda İran’dan gelen müzik guruplarının ellerinde görülünce de değeri anlaşıldı.


Uzun yıllardır özlemini duyduğu Van kalesinde Mey çalan Egîdê Cimo, yıllar sonra da olsa “Ata toprağında olmak ne güzel, ölsem de artık gözü açık gitmem”.dedi.

Bu yazı toplam 30518 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
10 Yorum