Enver Özkahraman

Katar’ın Qeterası (2)

06 Temmuz 2014 Pazar 14:40

Hocalarımız kıyametlerin alametlerinden söz ettiklerinde, alametlerden birinin de “Deve çobanlarının ülkesinde çoğalan yüksek binalar” olduğunu söylerler ama bu yüksekliklerin ne kadar olacağından nedense söz etmezler. Hep merak ederim, acaba bu yükseklik bulutların üzerine çıkacak bir yükseklik mi olacak? Öyle ya bir yenisi diğerini 15-20 kat aşağıda bırakıyor. İşte hocalarımızın sözünü ettiği yüksek binalar cenneti ülkelerden biri de Katar.

Yaklaşık iki milyonluk nüfusa sahip, yarısı Arap, diğer yarısı da çoğunlukla Uzakdoğululardan oluşan El Cezire’nin Katar’ı mı, yoksa Katarın El Cezire’si mi desem bilemedim? Yoksa MONARŞİ şemsiyeli, VAHABİ mezhebi hakimiyetli, İslami şeriatına teslimiyetli bir yönetim ülkesi mi desem acaba?

Doha’da bulunduğumuzun ikici gününde, akşam otelde bir sohbet sırasında, gurubumuzdaki arkadaşlarımızdan biri  Katar için “EMPERYALİST-SÖMÜRGECİ” bir ülke demesine ilk tepkiyi ben vermiştim..

“-En azından insanlara iş, aş veriyorlar. İnsanlar birbirleriyle anadillerinde rahat rahat konuşabiliyorlar. “Bunların aç kalmaları daha mı iyi?” diye de sormuştum sohbet sırasında bizim solcuya.

İki günlük bilgelik işte.. Ama ilk günden hemen yanı başımızda hem de Ermenice tabelalı bir restoranı göstermiştik birbirimize.

Monarşi Ülkesi diyorum. Ama galiba coğrafyalarda Monarşi, Cumhuriyet ve Demokrasi anlayışı da değişiyor. Yoksa yöneten veya yönetilenlerin kafa yapısından mı acaba?

Yaşadıkça da görüyoruz. Yaşadım gördüm, Monarşik dediğimiz cadde ve sokaklarda ara sıra eli arkasında yürüyen beyaz elbiseli bir iki güvenlik elemanına rastlayabiliyorsunuz. Ama Cumhuriyetli, Demokrasili ülkelerdeki gibi cadde ve sokaklarında, tanklar, panzerler, üstü mitralyözlü araçlar, eli keleşli siviller yok. Yani monarşi(!)den miydi acaba? gamsız, kedersiz, deliksiz birkaç gece rahat rahat uyumamızın sebebi. Okurlarımızdan birileri hemen “-Bakın Enver bey Monarşiden yana.”diye düşünebilir.. Hayır hayır! ben, monarşiyi bile kullanmasını bilenler insanlarına rahat ve huzur dolu yaşamlar sunabilirler diyorum. Ama bilmeyenler ise Cumhuriyet ve Demokrasi’yi bile insanlara nefret edilesi, huzurdan yoksun yaşamlara dönüştürebiliyorlar.

Petrolden öncesi veya Petrolü bitmiş bir Katar yahut başka bir  Arap ülkesini düşünmek bile istemiyorum. Kum ve çöller ülkesinde bir akarsuyu, bir kaynak çeşmesi bulunmayan bu düzlüklerin her hangi bir yerinde bırakın içmek için bir tas ılık su bulmayı, günlük ihtiyacınız olan defi hacet için bile sizinde her Arap gibi uzunca bir entari giymeniz gerekmektedir. İhtiyacınızı giderdikten sonra da  temizlenmek için değil bir avuç bulanık çamurlu su bulabilmek, bir taş parçası bile bulmanız zor desem ötesini siz düşünün. Bir avuç sıcak kumla poponuzu nasıl temizleyeceğinizi siz tahayyül ediniz artık.  Müslüman bir erkek olarak “erkek sünnetini” biliyordum. Bunun yanında birkaç kaynakta Araplarda hatta düzlüklerde yaşayan Kürtlerde de kadınların sünnet edildiğini okumuştum. Ben o zaman kadının sünnetini feodal düşüncelerle nesil devamı olarak algılamış idiysem de, bugün bu kum ve çöl coğrafyasını gördükten sonr, erkek ve kadındaki sünnetin, sünnet mi, farz mı? sorusuna, kadına da erkeğe de farz olsun der çıkarım işin içinden. Hele hele Mezopotamya’nın kalbi olan Hakkari, Van platosundaki yaz kış, süt gibi beyaz, kar gibi soğuk, şırıl şırıl başıboş akan çeşme ve kaynaklarla yaşayan biri olarak, bundan sonra da bu suların bir avucunun bile değerini daha fazla bilerek “PETROL BİTER, AMA BİZİM SUYUMUZ BİTMEZ” diye de umutlanıp böbürleneceğim.

Bir akarsuyu bir göl ve göleti bulunmayan, hemen hemen her tarafı Basra Körfezi’nin ılık sularıyla çevrili bu ülkede, petrolden önce(1950’li yıllara kadar) İnci ve Mercan tek gelir kaynağıymış. Buralarda kış ve karın ne olduğunu bilmeyenler var. Buzu da buzdolabının buzluğundan biliyorlar sadece. Kışın, şubatın zemherisinde bile Katar’da çok rahat denize girilebiliyor. En yüksel dağı 76 metre! evet evet yanlış okumadınız en yüksek tepesi 76 metre olan bu ülkedeki binaların çoğu bu dağdan daha yüksek. Bu binalardan bu dağa yukarıdan bakılıyor. Hemen hemen hiç tüketim malzemesi üretilmeyen Katar’da okuma yazma oranı yüzde doksanları bulmakta. Cadde ve sokaklarda Arapça’dan çok İngilizce konuşulduğunu, hatta Arap çocukların bile aralarında İngilizce konuştuğuna şahit oldum. Bir Arap’tan çok Arapça’yı sevip benimseyen bir ülkenin bireyi olarak “Birkaç yıl sonra Katar’da İngilizce ana dil, ikinci dil Arapça. Yaşadığım ülkemde ise Arapça ana dil, Türkçe ve Kürtçe ikinci dil olacak.”diye geçirmiştim içimden…

1-417.jpg
Sergi alanımızın hemen yanındaki Ermeni “Mamik, hem de Ermenice tabelasıyla“lokantası çok lezzetli Ermeni mutfağı ile dikkatimizi çekmişti.

2-254.jpg
Gökdelen kenti Doha’daki camilere dikkat ettim hiç biri Van’ın kenar mahallesi olan Xaçort’taki cami kadar büyük ve süslü değildi. Hep söylerim, en görkemli camiler fakir mahallelerinde olur diye. Bence Van’daki şerefiye sayısı katar toplam camilerden fazladır. Cuma günü dikkat ettim öyle bir ilçe camisi kalabalığı vardı.

3-166.jpg
Doha’da muhakkak görülüp gezilmesi gereken yerlerden biri de İSLAM ESERLERİ MÜZESİDİR. Bugün artık dünyanın çeşitli ülkelerinde kendilerini kabul ettirmiş birçok inşaat firmalarımız vardır. İslam eserleri müzesinde, tepeden tırnağa ülkemizin inşaat firmalarından BAYTUR tarafından inşa edilmiş. Müzenin girişi dikkatimizi çekiyor.  Müzeyi gezdikten sonra, müzedeki havuzun başında yorgunluk kahvenizi yudumlayabiliyorsunuz.  Müzenin giriş salonundaki büyük pencerelerin önünde karşıdaki Gökdelenlerin silüeti ile gelip geçen balıkçı kayıklarını seyredebilirsiniz.

4-076.jpg
İslam eserlari müzesinden 3 parça.

5-047.jpg
Yıllarca bize “Resim yapmak günahtır”diyenlere işkence olsun diye, onları alıp bu müzedeki antika resimlerin önünde  saatlerce bekleteceksin.

6-027.jpg
Fatih Sultan Mehmedin İtalyan Gentile Bellini tarafından yapılan resmini hayranlıkla izledim fotoğraf bir fotoğraf kadar ince detaylar ile yaıpmış. 500 yıl önce bir padişah resmini yaptırmakta bir sakınca görmüyor ama bugünkü ülkemde hala resmi günah sayan insanlar var.

7-012.jpg
Yıllar önce Meşhede gidip mezarını ziyaret ettiğim Firdevsi’nin 60 bin beyitten oluşan Şehnamesini görebilme heyecanını anlatacak kelimeleri dağarcığımda bulamayacağımı ve bu dağarcıkta bu müzede bir insanın diğer bir insanın kellesini kesiş sahnesi ile duygularım sabun köpükleri gibi birbirine karıştı.

8-003.jpg
Bu altın maske bir “cüzzam maskesi” Arkadaşım Özgür ikaz etmese anlamayacaktım. Etiketinde yer olarak” İran’ın batısı, Türkiye’nin doğusu” olarak yazıyor. Orada kimler yaşıyor tarih boyunca. Kürtler ve Ermeniler…

9-003.jpg
Doha dev binalar kenti. Böyle Arap kültürünü anımsatan tek katlı lüks evlere şehir dışında rastlayabiliyorsunuz.

10-004.jpg
Kına Ortadoğu ve Arapların kaçınılmazı, Genç ve yaşlı bayanlarda desen desen kınalı eller görebileceğiniz gibi bu ellerle kaşık ve çatalsız yemek yiyenlerini de görebilirsiniz çevrenizde.

11-029.jpg
Doğru bir kadraj bile yapabilecekleri belli olmayan, kızlı erkekli Arapların ellerinde pahalı makine ve cep telefonları eksik olmuyor.

12-003.jpg
Ülkede, garsonundan temizlikçisine kadar çalışanların hepsi yabancılar. Hatta her siyah çarşaflı Arap hanımının 2 adım gerisinde beyazlar giymiş uzak doğulu hizmetçiler, bile.

13-002.jpg
Her zaman aynı karede siyahla beyaz gibi zıtlıkları aynı karelerde bulabiliyorsunuz.

14-002.jpg
Burada akaryakıt çok ucuz olduğu için, benzinlikleri çok fakir görünümlü. Lüks araçların tersine dökük akaryakıt pompaları.

15-002.jpg
Bu kareyi de siz okurların için çekmişti, Üst Kat BİSMİLLAH HOTEL alt kat ise Restoran kafe. Huzur bulmak isteyenler, gidip birkaç gece Bismillah Hotelde kalmak isteyebilirler.

16-002.jpg
17-002.jpg
18-002.jpg

19-002.jpg20-002.jpg21-002.jpg22-002.jpg23-002.jpg
Hepimiz duyarız hocalardan, mimberden minareden TV’deki alim ülema ve hatiplerden, kıyametlerin alametlerini “BİNALAR YÜKSELDİĞİNDE” diye. Nedendir bilmiyoruz yoksa Arapça’yı bizim kadar iyi bilmediklerinden midir bilinmez, neden adım adım yaklaştırıyorlar bizi kıyamete doğru Bu binaları yükseltmekle, Araplar. Bir mahkemesi olsaydı bu bizim hocalarımızın, onlara Arapları şikayet edecektim. Hatta tazminat davası açtıracaktım, “Şu baş tacı ettiğiniz Arap kardeşleriniz atalarının sözünü dinemeden boyuna bina dikerek bizi adım adım kıyamete götürüyorlar”diye. Tazminat diye de para yerine 2-3 petrol kuyusu talep edecektim bizim hocaların adaletinden.

Bu yazı toplam 13827 defa okunmuştur
kültür elçimiz enver xoce
 // zebari
walla xocem ne yazacağımı bilmiyorum.öyle özel anlatımışsınızki bu güzel yazılarınızı okuyan insan dohaya rehbersiz gider gezer gelir.birde arapların bizden daha ilerde oldukları her yönüyle belli oluyor.sokakları temiz.bizden çok suları var çevre düzenlemesi harki.her ırka hoşgörlü ile yaklaşıyorlar.ama bu tüm araplar için geçerli değil.kültüre sanata ilgileri var.denizi temiz.bizim van gölü çöplükten geçilmiyor.üstelikte yurtsever vatan severmişiz bazıları diyecekki kardeşim bol petrolleri var.bizm hayvancılığımız var bizim sanayimiz var.bizim tarımımız var bizim türizimiz var.bizim tekstilimiz var kim bizden zenginki yeterki çalmasınlar bu ülkede herkese yetecek ekmek var eline yüreğine sağlık enver xocem...
07 Ağustos 2014 Perşembe 10:16
bina yükseltmek günah değil
 // harun
Yazar hadisi veya alimlerin bina yükseltmenin kıyametin alameti sözünü yanlış anlamış. yüksek bina yapmak değil kıyametin alameti
, çobanların bu konuda yarışa girmesidir. bu bir ilkedir. bizlere mesaj vermektedir. yoksa binaların yükseltilmesi kıyametin alameti olmaktan uzaktır. buradaki asıl mesaj, ayakların baş, başların ayak olmasıdır....
31 Temmuz 2014 Perşembe 12:32
Sahte İslam
 // asç
Bunlar İslami değil Emperyalist ABD'nin sahte yüzünü temsil edıyorlar.
Münafıklerı yerı cehennemin en alt tabakasıdır...
07 Temmuz 2014 Pazartesi 11:19