İrfan Sarı

Kara çarşaf

04 Ocak 2008 Cuma

Deniz şehrinden, deniz manzaralarını izlemek kadar doğal bir şey olamaz. Tutup denizin kıyısından gözlerinizin hüküm ettiği yere kadar deniz düşünürsünüz. O mavi dünyanın sayfalarından okumaya başlarsınız ve ana dilinizle başlar bu okuma. Eğer kabarmışsa duygularınız bilin ki denizde kabarıktır.

Ruhunuzu martıların çığlıklarına teslim etme vaktidir.

Koşmakta olan insanların karınca telaşı arkanızda bir yerde kalmıştır. Sırtınızın dönük olduğu kalabalık kendini yercesine canavar kesiliyorken siz kanadına çırpmaları yükleyen martının denize dalışlarında kaybolmuşsunuzdur. Bir sırtınızda ve birde gözünüzün seyrinden yaşamı kucaklayanlar ile yaşamdan kopanların halinden habersizisinizdir. Muhtemelen siz denizin kabaran sularından kulaçlarınız kadar yüzüyorsunuzdur.

Gelip aklınıza takılan tek şey susmaktır. Sustuğunuz kadar da karışık hallerinizden bir şeyler düşer denize. Tuz, mavi suyun özünde vardır ve bu haller tuzlu suyun ellerinde yıkanır.

Geberene kadar içinizde büyüyen üzgünlüğünüz, kıyıya çarpan seslerin altındadır.

Bu bir yalnızlık halidir kendi içinde örselenmiş. Kim bilir aşk damlamıştır kan damlar gibi yüreğinize. İşte bu vesileyledir denizin sularına kaptırmışsınız kendinizi.

Deniz, martılar, balıklar, balıkçılar, dalgalar ve o bitmez mavinin şahdamarından ruhunuzu dinlemeye çektiniz şimdi de. Boğazınıza kadar çektiğiniz kazağınızın ilmik aralarından bedeninize bir soğuk girer farkında değilsiniz. Alçak sesli bir rüzgâr dalgalara o denli hüküm ediyor. İçinize bir titreme girer ansızın.

Üşüdüğünüzden değil; düşün şafağına daldığınızdandır.

Düş tabakanız güneşin kumsalla buluştuğu yerdedir. Binip her dalganın atımına sevdanızı haykırıyorsunuz.

Tereddütsüz içinizde biriken düşmanı kovuyorsunuz. Hırsınızı parmaklarınızın arasında duran dumanı yoğun sigaradan çıkarıyorsunuz.

Kocaman hacmiyle kıyılara çarpıp kumsalı yalarken deniz, aslında türküsünü söylemekte insanın ve insansınız onu anlamak için insan olmuşsunuz. İkinizde birbirinizi dinliyorsunuz ve bu söyleşi masmavi bir göğün zaman zaman bulutlaşmışlığı eşliğindedir.

Bu söyleşi içinizde çoğaltmak istediğiniz adamın gözlerinin yaş pınarıdır, yüreğinin keşif edilmedik coğrafyası ve düşün ikliminin yaşanılması lazım en asil olanı.

Ne çok yıllar düşürürsünüz bu düşlere, kimi kırılmış bir küpün kulpu gibi asılı kalır bir yere kimi unutulmuş bir plağın içinde uçmuş yüreğe…

Şimdi denizin kıyısındaki bu düşlerin eşliğinde, zincir gibi birbirine halkalaşan duyguların ağırlığıyla geleceğin yere doğru hareket etme anıdır.

Doğrulduğun an akşam karanlığına denk düşer.

Ve karanlık kara bir çarşaf gibi denizi örter. Martılar susmuş deniz susmuş ve yakamozlar susmuş olacak.

Karanlığı yaran bir bıçak gibi, paslı bedeninizin yerine geçen diriliğiniz şehre adım adım yürümektedir artık.

Arınmış kirli suların denizle buluşması aşk tadında olur böyle…

Bu yazı toplam 6437 defa okunmuştur
hangi deniz
 // unutulan akdenizli
hangi denizi seyrettin miskin duruyor hangi denizi seyrettin kudurmamış insanları yutmuyor fakat 80 kuşağı bu denizlerin tümünü gördü bir dahada görmek istemezler ve başkasınında görmesini tavsiye etmezler İRFAN BEY...
08 Ocak 2008 Salı 22:18
n.xan
 // n.xan
aslında irfan abi bizler o kadar da yalnız değiliz eğerki biz birbirimizi yalnız bırakmasak asla yalnız kalmayız.ama yazıkki biz buna alışmışız birbirimize arkamızı vere vere birbirimizi yalnız bırakamya mahkum bırakıyoruz.çıkaramazsan sana deemiştim ki kelime kumbaram çok zayıf....
08 Ocak 2008 Salı 15:08
ya hayat dalgdır denizde
 // kütüphane
hiç deniz görmeyen biri denizi düşlermi? evet düşler ama denizi değil denizleri düşler .kaç hülyaya dalar yalnızken insan.kaç deryaya batar yalnızlığın usancından.bilirmisiniz.denizi görmeyen ,yaşamayan, denizi düşlemeyen değildir.kaç kare daldık yalnızlığın rıhtımından okyanuslra,denizlere,derelere,haykırmadıkmı defalarca geleceğe umutsyzca bakarken bile.şimdi yine depreşmedimi irfan beyin o muhteşem anlatımıyla,tşk irfan bey.yeniden bekleriz yeni yalnızlık atıklarını anlatmanızı.......
08 Ocak 2008 Salı 10:54