İskender Kahraman

Kapanmayan Yaralar Ve Yol Ayrımı

24 Temmuz 2013 Çarşamba 23:10

Evvel zaman içerisinde bir adamın bir oğlu bir de çok sevdiği yılan dostu varmış.  Adam ile yılan öyle sıkı dostlarmış ki yeryüzü ve yer altı melekleri, hatta deniz dibi cinleri dahi kıskanırmış onları!

Bunlar her gün birbirlerine ihanet etmeme ve sadakat üzerine yeminler ederlermiş.

Derken bir gün adam evde değilken bunların dostluklarından kıskanan oğul yılanı öldürmeye kalkışmış.  Oğulun attığı taşla kuyruğu kopan yılan o acı ve öfke içerisinde dönüp çocuğu sokmuş.

Evine dönen adam oğlunu ölmüş halde görünce yılanı aramış ama bulamamış. Sonra anlamış ki sadık dostunun oğlunu öldürdüğünü...

Yaralar kabuk tutmaya başlamış, devran dönmeye, dertler sineye çekilmeye devam etmiş. Ve epey zaman sonra can dostunu özleyen yılan eve geri dönmüş ve durumu adama anlatmış.  

Adam da can dostunu affetmiş etmesine fakat bu dostlar gün geçtikçe sudan bahanelerle birbirlerine kızmaya başlamış.

Ve yılan demiş ki; ‘canımdan çok sevdiğim dostum, bende bu kuyruk acısı; sende de bu evlat acısı var iken bizim ‘dost’ olmamız imkansız, iyisi mi biz yollarımızı ayıralım.’

Şimdi gelelim binyılın yalanı olan binyıllık ‘Türk-Kürt kardeşliği’ne ya da dostluğuna!

Malumunuz bu aralar pek bahsedilir oldu; ama şimdiye kadar bu binyıllık kardeşlikten dolayı milyonlarca Kürt insanının kıyımdan, zulüm cenderesinden geçtiği; başına her türlü çorap örüldüğü de unutuluyor.

Kazıklanan, hak gasbına uğrayan tarafın hep Kürtler olduğu bir tarafa bırakılıyor.

Bilindiği gibi, sadece Şeyh Sait ve Seyit Rıza isyanlarında yüz binin üzerinde Kürt insanı öldürüldü. Ve bunlar Kürd’ün dostu Türk iktidarları tarafından yapıldı.

Kürd’ün son isyanında da yirmi bin seçilmiş, okumuş, kalifiye insan sokak ortasında, evlerinden toplanılarak kayıp edildi.

Kimisinin başına çiviler çakılıp köprü altalarına atıldı, kimisinin cesedi paramparça edilip çöplere atıldı.

En az 25 bin gerilla Kürdistan dağlarında vuruldu. Çoğundan geriye bir mezar taşı bile kalmadı.

Türk güçlerinin eline geçenlerin göz ve kulaklarından koleksiyonlar yapıldı.

Kesilip ayakaltına alınan kafalarıyla, Türk askerlerinin objektiflerine poz olmaları unutulmuş değil.

Binlerce köy yakılıp yıkıldı. Kalanların ismi dahi değiştirildi.

Suriye’deki fiili durum örneğinde de görüldüğü gibi günümüzde de Kürd’ün en ufak kazanımları karşısında ağır karın sancıları çektiği görülmeye değer…

Tarihi açıdan da bakılırsa Kürtlere en büyük zararı vermiş ya da acıyı yaşatmış olan Türk iktidarları olmuştur.

Yani şu bilinmelidir ki Kürd’ün her gerilemesi ya da ilerleyememesinin altından Türk İktidarları, pardon  Kürd’ün Türk ‘dost’ları çıkmıştır.

Şimdi zaman dönüp dolanıp gel helalleşip barışalım şiirlerine gelinmişse de bu durum pek gerçekçi değildir.

Neden mi? Çünkü, artık masallar gerçeğe dönüşmeye başladı. Yani, Ortadoğu yeni şekillenmelere gitmekte ve bununla beraber Kürdistan’ın kuruluşu kaçınılmaz hale gelmektedir.

Dünya’nın büyük devletleri de Ortadoğu’da dengelerin oturmasının Kürt’süz olamayacağını kabul ettiler.

Şimdiki Türk iktidarı da bunu anlamış durumdadır.

Hal böyle iken Türkiye aktif olarak küresel konulara el atmak istiyor fakat her seferinde ‘sen önce kendi evini düzelt’ eleştirileriyle karşılaşıyor.

Bundan dolayı kendi içinde barışmaya başladığını göstermek için de Kürt sorununa el atmakta ve göstermelik de olsa Kürtlere yaklaşmakta ve onları Truva atı olarak kullanma gereği duymaktadır.

Yoksa şimdiye kadar yapmadığı gibi bugün de büyük kardeşin küçük kardeşe biçtiği bir rol ya da vermeyi düşündüğü bir hak hukuk yoktur.

Halihazırda hükümranlığını Kürd’ün ızdırapları üzerine kurmuş iktidarın, değil Kürd’ün diline; onun ismine dahi tahammül etmemesi bunun göstergesi değil midir?

Dikkat edilirse ‘Kürd’ün en ufak insani isteği’ karşısında ‘ya Türk’ün hassasiyeti ne olacak’ çıkarımıyla karşılaşan Kürt hakları mevzu bahis dahi değil bu barış müzakereleri hikayesinde ya da yüce Türk-Kürt kardeşliği hengamesinde.

Birbirlerine vermiş oldukları acı ya da zarar bir yana, halkların kardeşliğinin Türkiye koşullarında da zemini zaten kalmamıştır. Bunu Kürt tarafı da biliyor Türk tarafı da…

Kardeşlik teranelerinin şimdi daha da yükselmesine bakılmamalıdır.

Aksine Türk halkı ve Türkleşmiş diğer Türkiye halklarının Kürtlerden nefret ettiği ortadır.

Türk kentlerinde ucuz emek gücü olarak tarım ve inşaat sektörlerinde kullanılacak Kürd kitleleri dahi sadece milliyetlerinden ötürü saldırılarla karşı karşıyadırlar ve bu sıradan faşizm artık Türk halkının ortalamasını temsil etmeye başlamıştır.

Sözüm o ki kutuplaşma hat safhaya ulaşmış, Türkler ve Kürtler mıknatısın aynı kutupları gibi birbirilerine uzaklaşmıştır.

Yani, ‘kardeş’ kalmadı ki ‘kardeşlik’ kavramı geçerli olsun.

Unutulmamalı ki Ortadoğu'da temel eksen artık halkların kardeşliği değil, Sunni-Şii çelişkisinin yanında tarih sahnesine henüz çıkan Büyük Kürdistan kabusudur.

Bunu ne Kürtlerin yetiştirdiği büyük filozof ya da karizmatik lider olan Abdullah Öcalan’ın iyi niyeti ne helalleşme teraneleri ne de koca Türk-Kürt ittifakı ya da binyıllık yalan kardeşliği değiştirebilir.

Zaten biraz genişçe bakıldığında Öcalan’ın Ortadoğu'daki sorunlara çözüm olarak önerdiği ‘Halkların Kardeşliği’ kavramı süreç gereği dile getirilmiş politik bir söylemdir. Zamanla koşullara göre değişebileceği varoluşun gereğidir.

Hatırlanacağı gibi Öcalan 70 li yıllarda birleşik Sosyalist Kürdistan’dan bahsediyordu. Bu fikir zamanla çağın gerektirdiği gibi yerini demokratikleşmeye bırakmış durumdadır.

İlk bakışta bunlar taviz ya da çelişki olarak algılanabilir; ama fikirlerin koşulara göre değişmesi kaçınılmazdır. Hangi isim altında olursa olsun önemli olan hakların elde edilmesidir.

Şunu da belirtmek gerekir ki; Türk Hükümeti iyi niyetli yaklaşmasa da ya da oyalamaya çalışsa da Öcalan ve PKK’nin başlattığı yeni mücadele dönemi, Kürt halkı nezdinde onay bulmuştur.

Dünya kamuoyu da Öcalan’ın çağrılarına önemli derecede destek verdi. KDP, YNK, Goran Hareketi de Öcalan’ın ve PKK’nin başlattığı yeni süreci desteklediklerini resmi açıklamalarla duyurdular.

Pek yakında düzenlenecek tarihi ‘Kürt Kongresi’ örneğinde görüldüğü gibi bu onay yeni sürecin Kürtler açısından ulusal birlik için de iyi bir adım olduğunun göstergesi.

Fakat bunları bir yana bırakırsak ve ana konuya dönersek; herkesin binyıllık kardeşlik yalanı üzerinde allanıp pullanan ‘Türk-Kürt kardeşliği’nde yollarını ayırma zamanın geldiğini anlaması gerekir.

Çünkü Kürtlerde ve Türklerde bu kuyruk acısı ve oğul acısı varken koca Türk-Kürt ittifakından ya da kardeşliğinden bahsetmek abele iştigaldir.

Sahte barışma havaları daha büyük kıyımların, zulümlerin habercisidir.

Geçici ve aldatmacadan ibaret yakınlaşmalar ve sahte barış havaları sadece var olan sorunları uyuşmazlıkları geçici olarak erter, hasır altı eder; ama bunlar, yakın gelecekte daha parçalı ve tehlikeli olarak geri döner.

Bu anlamda, Kürtler açısından da ne ‘dava bitti ya da kaybedildi’ ne de ‘kazanıldı ya da artık barış geldi’ söylemi doğrudur.

Barışın geldiği söylemi aceleci ve safça bir umuttur. İnsanları buna inandırmaya çalışmak da gaflettir.

Sonuç olarak yol yakınken, yani Kürtlerde ve Türklerde bu kuyruk acısı ve evlat acısı varken bir ‘halk olmak’ neyi gerektiriyorsa Kürtler de o hakları elde etmeli ve herkes kendi kaderini kendi belirlemelidir. Gerisi teferruattır. 

Bu yazı toplam 18081 defa okunmuştur
Soresker'e
 // Selman FARİS
Muhterem kardeşim.Cem KARACA'nın bir şarkısı vardı! Hani gür sesi ile söylerdi! Aya çıkıp insanlara ordan bakmak isterim.Derimki!oynanan oyunlara ya çok yükseklerden bakın, yada test,tahlil,analizleri iyi yapıp röntgen,emar tomogrofilerini çok iyi çekip ona göre teşhis koyun.Türk'lerinde,Kürd'lerinde Acem'inde Arab'ında ipleri kimlerin elinde bir görün! geçmişe bakın geleceğinizi görün,ayaklara pas,pas olmuş bir ümmet var, varın gerisini siz düşünün?Vallahi ve billahi fıtratınıza uygun yaşayıp özönüze dönmedikçe,Kula kulluk terk edilip ALLAH'a halis kul olmadıkça bu devran sürer gider! geçmişte helak olmuş kavimler gibi helak olana dek?Azgınlık,sapkınlık,riya,talan,yağma,zolüm ve yalan,neresindeyiz bunun?YA RABİM GAFLET OYKUSUNDAN UY...
30 Ağustos 2013 Cuma 21:03
Kardeşlik
 // Hakan Genç
Kardeşim ben sizin gibi olumsuz düşünmüyorum hala umut var. Barış ve kardeşlik yeniden sağlanabilir, yeter ki iyi niyet olsun. Ben Türküm sena kardeşim diyorum ve demeye devam edeceğim. Allah birliğimizi dirliğimizi bozmasın, görüyoruz MISIRIN, Suriyenin, IRAKın durumunu. Kardeş kardeşi öldürüyor.

En kötü barış, en iyi savaştan daha iyidir.Lütfen hepimiz bu ülkede insanca, barış içinde yaşamak için katkıda bulunalım. Hepimşz aynı gemideyiz gemi batarsa birlikte yok oluruz. Kaptana kızıp geminin dibini oymaya kimsenin hkıı olmamalı....
16 Ağustos 2013 Cuma 17:00
fikir
 // raman
yönetimler ve sistemler dışında kimseye düşmanlık yapılmamalıdır.O insan
türk kırması denen bir halkı bataklıktan çıkardı.gerisi kürtlere kalmıştır......
31 Temmuz 2013 Çarşamba 12:08