İbrahim Genç

Kadın: Dilin kendisi

20 Mart 2013 Çarşamba 11:18

İnsanoğlunun benliğini saran dile ilişkin ilk şekillenmeler bir kadının karnında başlar. Kadın ki her sözünde ve hareketinde öğretici olur. Sesler, dokunuşlar, hisler… Çocuk dünyaya geldiğinde ise artık bir kadının kucağında demlenmeye başlar, anadilinde… Artık dokunuşların yerini çocuğun kulağına dolan fısıltılar alır. Sarar sarmalar kadın, güler güldürür kadın, konuşur konuşturur kadın… Bir dil şekillenir kadınların fısıltılarında… Erkeğin de ilk öğretmeni olur kadın, kendisinin de. Öyle ki kadın bir dil yaratır. Türk’ün “anadili”, Kürt’ün “zimanê dayikê”, İngiliz’in “mother tongue, Alman’ın “muttersprache” dediği dili… Çünkü kadın, yaratıcıdır!

Erkek kendine daha geniş bir hareket alanı oluşturup kadının hareket alanını kısıtladıkça tükenir. Çocukluğunda bir kadından kulağına dolan fısıltıları unutmaya başlar… Kadın, gidenin ardında ufka doldurur bakışlarını umutla… Erkeğe çocukluğunda öğrettiği tüm fısıltıları içine akıtarak… Bu bazen bir masaldır, bazen bir şiirdir, bazen bir sevginin hırıltısıdır sadece… İçinde atalardan sözcükler işleyen bir bekleyiştir bu. İlk sözcüklerini kendisine öğrettiği erkeğinin kozmopolit hülyalarına isyan eden bir bekleyiş… Erkeğin dünyası karmaşıklaşmıştır, kültür yitimi başlamıştır, dil tükenişe geçmiştir. İşte bu anda kadın, erkeğin belleği olur adeta ve saklar erkeğe ilk öğrettiği şeyleri. Sözcükler, gelenekler, deyişler, deyimler, atasözleri, türküler, masallar… Çünkü kadın, bir toplumun belleğidir ve ancak onda korunur diller!

Soy soylanıp boy boylandıp da kıtalar üzerinde durmadan genişlerken benliğimizden ne çok şey yitiririz. Çünkü bu, uzun ve karmaşık bir serüvendir; farklı diller, dinler, iklimler, rüzgar içinde… Çocuklarımıza bırakacağımız bir miras mı kalır bu uzun serüvende? Her şey bizden bir şey götürürken çocuklarımıza dillerinde bir şey bırakabilecek miyiz? Küresel bir dili benimseyip bir şeyler bırakabiliriz belki gelecekte. Ama dilimizde? Anadilimizde bir şeyler bırakmak, bize geçmişimizi verir. Başka bir dili benimseyip çocuklarımıza bir şeyler bırakabiliriz belki; ama geçmişi yitirerek. Başkalaşan bir ben ile… Ve fark etmeyiz ama bir köle olmuşuzdur artık. Efendinin dilinde yaşıyoruzdur artık, konuşuyoruzdur… Peki geleceğe bir milleti taşıyacak güç nedir? İşte o yine kadındır; çünkü kadın, kültürün taşıyıcısıdır!

İşte kadının sadece dili yaratması, koruması ve taşıyıcı olması bile onun kutsallığına inanmamıza yeter. Şüphesiz bunu, sömürgecilerin boyunduruğu altında yok olma tehlikesi yaşayan halklar çok daha iyi biliyorlar. Bu sebeple de bir halkın özgürleşmesinin kadının özgürleşmesinden geçtiğini anlıyorlar. Birkaç gün önce Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün özellikle Kürt kadınları tarafından sahiplenmesinin özünde de bu vardır. Yine bugünlerde Newroz meydanlarında kadının en önde yer alması da kadının hakkettiği yeri alma mücadelesinin bir parçasıdır. Kadının meydanlarda ön saflarda yer alması, erkek egemenliğine karşı bir başkaldırıdır. Bu başkaldırının,  kendi kimlikleriyle özgür ve eşit yurttaşlar olarak yaşamak isteyen bir halkın iktidarlara isyanından hiçbir farkı yoktur. Sonuç olarak ulusal renkleriyle meydanları dolduran kadınlar, bir dilin teminatıdırlar. Çünkü dil kendini kadında buldu ve ancak kadında yaşar.

Newroz pîroz be!

Newroz pîroz bo!

Newroztan pîroz bêt!

Newroz kutlu olsun!

Newrozt yerçanik!

Frohes Newroz Fest!

Nawroz imbarok!

Congratulations on N

 ネウロズおめでとうございます (Newroz omedetou gozaimasu!)

Bu yazı toplam 6917 defa okunmuştur
gerçek
 // rukiye
ne mükemmel bir yazı tebrikler......
20 Mart 2013 Çarşamba 20:40