Özgür Amed

Işık, boşluk ve HDP

04 Nisan 2015 Cumartesi 15:39

Afrika’nın Yoruba krallığında hastalığı iyice ilerleyen yaşlı bir baba, üç oğlunu etrafına toplayarak onlara “ En değerli şeylerimi, bu odayı tamamen doldurana vereceğim” der.

Oğullar hemen işe koyulur.  Birinci oğul toplayabildiği tüm samanı odaya doldurur. Odanın yarısı boş kalır. İkinci oğul işi daha sıkı tutmak ister ve odayı kumla doldurmaya karar verir. Ancak aynı şekilde yarısını doldurabiliyor. Dışarıda oturup çöken geceyi izleyen baba, bir taraftan da oğullarını gözlemliyormuş. İlk iki oğul somut koşulların tahlilini yapmış ve somut arayışlarını sürdürmüşler. Duruma sürekli maddi açıdan yaklaşmışlar. Üçüncü oğul ise çok başka bir şey yapmış. Odada bir mum yakmış Oda ışık ile dolmuş…

Bu yaşlı Afrikalının isteği bugün bizim ülkemiz içinde geçerli. Çünkü her anlamda büyük bir boşluk var. Maddi, manevi boşluklar yarıklara dönüşerek büyüyor. İnsan yaşamına dair derin bir kaos var. Sosyo-politik, ekonomik ve ekolojik tahribatlar zihniyet sorunsalı ile birleşerek yaşamı tetiklenmeye hazır bir fay hattına çekiyor. Eşi benzeri görülmemiş bir şefkatsizlik dayatılıyor. Birilierinin hırsı, rant hevesi çoğunluğun isteğini bastırıp, ipotek altına alıyor. Gerçeklik, hakikat tersyüz edilerek “ Bizim söylediğimiz, tanımladığımız, gösterdiğimizdir” deniyor.

İnsanların rızaları çarşamba pazarından domates satın alır gibi alınıyor. Bu modern kolektif manipülasyon araçları, teknikleri hız kesmeyince habire savaşlar satın alınıyor. Habire düşmalar üretiliyor. Bu ülkede büyük boşluklar var. Demokrasi yok, barış yok ve boşluk gerginlikle, iki yüzlü politikalarla, sahtekar söylemlerle, en önemlisi de otoriteryanist bir rejim dayatması ile doldurulmaya çalışılıyor. Latin Amerika’nın kesik damarlarından akan kanı iliklerine kadar hisseden Galeano bu tür iktidarlar için, ”Kamu güvenliği sorunu seçimleri kazanmak için kollektif histeriyi harekete geçiren politikacıların gözde temasıdır” der. Ağzından teklik naraları düşmeyenlerin şu aralar yatıp kalkıp kamu güvenliği diyerek ülkeyi baştan sona dehşete sürükleyecek yasalar çıkarmaları, kötülüğün doğal yasası gereğidir.

Tarihin meleği, merkeze bu kendinin kaybetmişleri, çareyi saman ve kumda arayanları değil ışığı getirenleri, yolu aydınlatanları koyacak. Daha önce nasıl ateşi çalanlara sırtını dönmediyse bugün de insanca bir  yaşam için daha iyiyi icat etmek isteyen,”yeni yaşam” çağrıları yapanları heybesine alacak.

Yasını tutamayan annelerin göz kapaklarına aldatılmış bir barış iklimi indirmek, Janus’un yüzü gibi bir uzlaşı siyasetini halkların iradesine koşul sürmek ile yol almaya çalışan bir siyasi anlayış devam edemez. Yolun kaybeder. Boşlukları dolduramaz. Doldurmak istemez. Çünkü utanç duygusunu yitirmiştir çoktan. Bu kaybediş onun gerçek yoksulluğudur. Yoksulluğun merkezi saraylardır.

Bilge “Ey yaşam! Ya sana bir şeyler katacağım, ya da seni hiç yaşanmamış sayacağım” diyor. Eski yerel kabileler her yeni doğumun kozmik düzende bir bozulma yarattığına inanırlardı. Çünkü yeni olan her hayata düşman olan ölüm güçleri vardı. HDP gerçekliğini tam da bu kozmik düzende ve yaşamın yaşamaya değer olup olmadığı, bir şeyler katılıp katılamayacağı noktasında aramak lazım. Çünkü HDP’nin doğumu var olan sanal gerçekliği, birilerinin makro ve mikro maskesini düşürüp bozuyor. Yaşam yerine savaşın tekrar gündemleşmesi bundandır.

Halklar artık odanın nasıl doldurulduğunu biliyor. Boşluğu yaratan ve onu sürekli yeniden üretenleri de biliyor. Işık HDP’dir. 

Bu seçimin önemi de aydınlık ve karanlığın seçilecek oluşudur. Tercih ya bu ya şu değil, ya özgürlük ya kölelik, ya hep ya hiçtir.

Bu yazı toplam 14053 defa okunmuştur