İbrahim Genç

IŞİD’le dizayn edilen Ortadoğu’da Kürtler

08 Eylül 2014 Pazartesi 12:39

Türkiye Ortadoğu’da Kürt fobisini yenerek “petrol sahalarında etkinlik” politikasıyla bir paradigma değişikliğine gitti Bu da beraberinde Türkiye’nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile ittifak yapmasına  neden oldu. Böylece IKBY ile Türkiye arasında sıkı bir ittifak gelişirken iki sonuç ortaya çıktı: 1- IKBY, Bağdat yönetimiyle çelişkiler yaşamaya başlarken Bağdat’ın zayıflamasından yola çıkarak kendi petrolünü yaptığı boru hattıyla Türkiye üzerinden satmaya başladı. 2- Türkiye de “Kürdistan” fobisini aşarak petrolden doğrudan yararlanmaya başlarken aynı zamanda Türkiye’de Kürt sorununu çözmek amacıyla “Barış süreci” başladı. Tabii burada ABD’nin tavrının ne olacağı ve yüz yıl önce bölgenin paylaşımındaki başat aktör İngiltere’nin tavrının ne olacağı merak ediliyordu. Burada ABD, her ne kadar Irak Başbakanı Maliki’den haz almasa da Irak Şiilerini İran’ın kucağına atmamak için ve Maliki’nin radikal Sünni gruplarla mücadele ediyor olmasından dolayı Türkiye-IKBY ilişkilerine olumlu yaklaşmadı. Buna rağmen Türkiye üzerinden Kürt petrolü akmaya devam etti. Burada özellikle belirtilmesi gereken nokta, ülke politikalarını bile değiştirecek güçte olan Exxon Mobil’in Kürdistan’da iş yapıyor olmasıydı.

Dolayısıyla Exxon Mobil ve daha birçok büyük şirketin IKBY’deki varlığı, başta ABD olmak üzere birçok uluslar arası gücün IKBY’nin yarı ya da tam bağımsızlığını savunmaya zorlayacaktır. Uzun vadede bunu öngördüğümüz için başta Kerkük olmak üzere tartışmalı bölgelerin Kürt yönetiminin kontrolüne geçmesinin birçok ülkeyi memnun ettiğini söyleyebiliriz. Özellikle geçmişte Türkmenleri bahane edip Kerkük’e müdahale etmeyi bile dillendiren Türkiye’nin bile bu halden pek memnun olduğu söylenebilir. Ki medyaya IKBY’nin Kerkük petrolünü ihraç etmeye başladığı haberleri de yansımıştı. Kısacası bir türlü uygulanamayan Irak anayasasının 140. Maddesi, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD)’nin eliyle “De facto” olarak uygulanmıştı. Zaten Kürtler de IŞİD’in Musul’u almasından sonra  zaman kaybetmeden söz konusu bölgeleri kontrol edip savunma pozisyonuna geçtiler. Bir diğer nokta da IŞİD’in Kerkük’ün güneyi, Selahattin, Diyala ve Musul üzerinden kurduğu etkinlik, İran’ın Suriye ulaşmasının önünü kapatması açısından da Esad karşıtı güçlerin işine geldiğini söyleyebiliriz.

ABD’nin silahları IŞİD’e mi gitti?

Bu verileri bir yere not ederek tekrar başa gelelim: Suriye’de Esad’a karşı savaşan onlarca cihadi örgütün içinden IŞİD ön plana çıktı. Bu da Özgür Suriye Ordusu, Nusra, İslami Cephe gibi örgütlerin pasifize olmasını sağlarken tek etkin muhalif güç olarak IŞİD kaldı. IŞİD kısa sürede Halep’in kuzeyi, Rakka, Haseke’nin güneyi ve Deyrzor’da büyük bir etkinlik sağladı. Kurtarılmış bölge olan Rojava’ya özellikle temmuz boyunca saldırsa da bir sonuç alamadı. Buradan hareketle birkaç veri paylaşalım: ABD Başkanı Obama 28 Mayıs’ta yaptığı açıklamada Suriye’deki muhalif örgütlere silah yardımı sözü verdi. Bir hafta sonra da Beyaz Saray'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice ABD’nin silah yardımı yaptığı itirafında bulundu. Tam da bugünler de ABD’nin Ankara Büyükelçisi Frank Ricciardone, veda yemeğinde Türkiye ile ABD’nin ulusal güvenlik konularında işbirliğini övüyordu. Sonuç: Birkaç yıllık bir terör örgütü, bir ülkenin en büyük kentlerinden birini hiç zorlanmadan ele geçiriyordu.

Bütün bu verileri düşündüğümüzde ve ortaya çıkan sonuçlara baktığımızda IŞİD karşımıza bir piyon olarak çıkarken oyun kurucu olarak Türkiye ve ABD’den bahsedebiliyoruz. Bu iki gücün ortaklaştığı noktanın IKBY olması da muhtemeldir. Şöyle ki: IKBY, ABD’nin Irak işgali (2003) sırasında kontrol ettiği bölgelerde federal bir yapı elde etti. Musul ve Kerkük, 2003’ten önce Kürtlerin elinde olmadığı için bu federasyonun dışında kaldı. Burada özellikle Kerkük, maliyeti en az ve en kaliteli petrole sahip bölge olarak dikkat çekiyordu. Hatta uzmanlar, Kerkük’ün IKBY’ye bağlanmasıyla IKBY’nin dünyada petrol üreten ülkeler arasında üçüncü sıraya yükseleceğini belirtiyorlardı. 18 ülkeden 55 şirketin (Özellikle ABD’li Exxon Mobil) IKBY’de yer aldığını düşünürsek, Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerin “de facto” Kürtlerin kontrolüne geçmesi arzulanan bir sonuçtu.

Peşmerge’nin Şengal’den çekilmesi

Bunun için de birinci yol, Irak anayasasının 140. Maddesine göre tartışmalı bölgelerde referandumun yapılmasıydı. Ama 2007’de yapılması planlanan bu referandum hiçbir zaman uygulanmadı. Diğer bir yol da bölgede yaratılacak bir alt üst oluştan sonra taşların yeniden yerine oturtulmasıydı. Ki tam da bu noktada IŞİD’in Musul işgali, bölgede ciddi bir alt üst oluşa sebep olurken ABD ve İngiltere gibi ülkelerin de dikkatini Ukrayna’dan tekrar Ortadoğu’ya çevirdi. Burada ABD, doğru zamanı beklerken İngiltere tarafından Birleşmiş Milletlere bir çözüm projesi sunulduğu açıklaması geldi. Bunun ne olduğunu açıkçası şu ana kadar öğrenmiş değiliz. Bunun sonucunda Kürtler hiç zaman kaybetmeden Kerkük’ün kontrolünü sağlarken arzulanan durum Musul’da gerçekleşmedi. Sonraki süreçte IŞİD’in Musul’un kuzeyine doğru Şengal ve Erbil’e doğru ilerlediği ve hatta Şengal ile Mahmur’un IŞİD kontrolüne geçtiğini duyduk.

Peşmergenin savaşmadan geri çekildiği belirtilirken IŞİD, “Kahraman Peşmerge” olarak adlandırılan Kürt askerlerinin karizmasını fena çizmişti. IKBY Başkanı Mesut Barzani “son nefesine kadar savaşma” emri verip sorumlu komutanlar hakkında soruşturma açarken çeşitli kaynaklar Peşmergenin merkezden gelen bir emirle geri çekildiğini ifade ediyordu. Tabii bu da özellikle Ezidi Kürtlerinin IŞİD tarafından vahşice katledilmesine neden oldu. Bunun üzerine Rojava’dan YPG, Kandil’den PKK güçleri Peşmerge güçleriyle birlikte Mahmur, Şengal ve Kerkük’te IŞİD’e karşı savaşmak üzere destek verdi. Hristiyan ve Ezidi gruplara yönelik vahşetten sonra başta ABD olmak üzere uluslar arası güçler IŞİD’e müdahale kararı aldılar. Dolayısıyla IŞİD’in Kürt bölgesine saldırtılmasının temelinde “ABD destekli karşı bir hamleyle Peşmergenin Musul’u almak üzere ilerlemesini sağlama” stratejisi olabilir mi?

Bu yazı toplam 11248 defa okunmuştur