Enver Özkahraman

İran'da yobaz aradım, bulamadım 1

01 Kasım 2008 Cumartesi

Coğrafyası kuzeyden güneye, yani ülkemizin Iğdır sınırından ta Basra körfezi, Hint Okyanusu"na kadar inen, Ocak, Şubat aylarında kuzeyinde ısı sıfırın altında 25-30 derece iken aynı gün Güney"e indiğinizde sıcaklığın 35-40 dereceyi bulduğu, Mart - Nisan aylarında  kavun, karpuz, domates, biber ve patlıcan gibi sebze ve meyvelerini taze taze yediğimiz komşumuz, binlerce yıllık gizemli bir medeniyetin coğrafyası, bırakın coğrafyasını da yıllarca iç içe koyun koyuna yaşadığımız, dilimizden dillerine, dillerinden dilimize yerleşmiş kelimeleri ve deyimleri, ata sözlerini günlük yaşamımızda kullandığımız, kardeş bir ülke İran.

 

Kilim ipi için ülkemden aldığım İndigo"nun doğal değil de sentetik (Kot pantolonların maviye boyamasında kullanılan) çıkması sonucu biraz hanımın baskısı,  biraz da Amerika"ya inat, doğal İndigo boyası almak için 2-3 günlüğüne Tebriz"e kadar gidip gelmiştim.

 

 Dört milyon nüfusa yakın Tebriz
 kentinin Modern bir Avrupa kentinden
 hiçbir eksiği yok.

Ardından hanımın elinden tutup Hazar denizinin batısından Tahran"a  kadar 10-12 günlük çok zevkli bir gezinin ardından, tesadüfen bu kez bir grup arkadaşla İsfahan"ı da kapsayacak çok ama çok hoş ve lezzetli bir gezi yaptık. O güzellikleri ve o hoş lezzeti unutmam mümkün olmadığı için bunları sizlere yazmaktan da kendimi alamadım.

 

İran"da gördüklerimi, beni tanıyanların, yıllardır kullandığım objektifim gibi, objektif anlattığıma emin olduklarını biliyor, tanımayanların da inanmasını istiyorum. Gözlerimin fotoğraf makinelerim gibi objektif olduğunu, objektiflerin gördüklerini, gördükleri hali ile görüntüye dönüştürdükleri biliniyor, zaten…

 

Parklarda caddelerde çeşit çeşit birer sanat şaheseri olan heykeller, duvarlarda resim ve fotoğraflar... Hiçbir heykelden ve resimden utandığınız için yüzünüzü çeviremediğiniz gibi bunlara bir daha bakmak istiyorsunuz. Hiç bir heykelin burnunu kırık veya kulağı kopuk görmedim. Hiç kimse de elindeki bıçakla duvardaki resimleri deşmiyordu. Üstelik, hemen hemen her kesin çok iyi dokuduğu resimli halıları anlatmak için kelime bulamıyorum desem yeridir.

 

 Mezarlıklarına baktığınızda bir
 toplumun kültür seviyesini
 anlayabiliyorsunuz. Küçük bir
 kasabadaki veya Tebriz mezarlığı,
 mezar yazıları ve resimleri ile bir açık
 sanat müzesi adeta. Yezidiler
 yaşamlarının içinde beyazı, suni
 Müslümanlar  yeşil i ,şia Müslümanlar
 ise hunharca şehit edilen,
 sevdiklerinden dolayı olacak genelde
 siyah rengini tercih ediyorlar.

Murat"la (Adıyaman) İsfahan"da dolaşırken bir gümüşçünün vitrininde gördüklerime inanamamıştım. Vitrinde bir sürü gümüş kolye vardı. Bunlar üç dini temsil eden, Müslümanlığı, Hıristiyanlığı ve Zerdüştlüğü simgeleyen bir sürü zincirli gümüş kolye idi. Daha sonra benzeri yüzük, bilezik ve broşları da gümüşçü ve kuyumcu vitrinlerinde bol bol gördük.

 

Şehirdeki ikinci veya üçüncü günümüzdü, sallanan minareleri hayretler içinde seyir ettikten sonra birkaç cadde ötede karşımıza çıkan tümsekteki kalenin tanıtımını yapan mihmandarımız: “Bu kale Zerdüşt inanışının kalesidir, Zerdüşt inançlı vatandaşlarımız mukaddes sayılan günlerinde burada toplanarak, ateş yakıp inanışlarının gereğini yerine getiriyorlar.”dedi. Mihmandarımızın yüzüne bir aptal gibi bön bön bakmıştım, Murat da aynı bönlükte benim yüzüme. Neden sonra otobüste yüksek sesle, “Zerdüşt ne demek tir” diye sorduğumda da, soruyu bildiğini sanan bir arkadaş mihmandardan önce atılarak “Nasıl bilmiyorsun, Zerdüşt Kürtlerin bir dinidir.” demişti.

 

 Tebriz de eski bir camiye girdiğimizde
 Girişimiz için kesilen, giriş fişinin
 üstünde Qerekilise"nin resmi varmış,
 bizim arkadaş alışık değil ya,
 tahammülsüzlüğünü belirtti ama haklı
 cevabını da kibar İranlı"dan aldı.

Tebriz"deki güzelliklerin gezisinde ise, Mavi Cami"ye girerken bize verdikleri bilette, Qerekilise"nin (karakilise) fotoğrafı varmış (ben dikkat etmemişim) içimizden gravatlı bir arkadaş, İranlı görevliye çıkışırcasına: “Bu ne biçim iştir, biz Camiye giriyoruz, siz üzerinde kilise resmi olan bileti veriyorsunuz.” demişti.

 

Görevli her İranlı gibi çok sakin ve tane tane bir Azerice ile: “Ağa ahıri oda qedimi (eski) bir yerimizdir daa. Burada onun eksini (fotoğrafını) kağızda görirsen ama oraya gidende de caminin eksini görebilersen daaa.” demesi beni mest etmişti..

 

Hele hele Müzenin girişindeki gişede bulunan kitaplar bir harikaydı. Çok kalite kağıda basılmış kitapların içinde DOĞU AZERBEYCAN, BATI AZERBEYCAN ve KÜRDİSTAN yazılı resimli kitapları görünce gözlerim fal taşı gibi açılmıştı.

 

 İlk kez İsfahan"daki bir vitrinde üç
 dine mensup gümüş sembolleri bir
 arada görünce gözlerime
 inanamamıştım. Bu vitrin bizde olsa
 hali ne olurdu bilmem.

Kürdistan yazılı kitabı kapımızda başıma iş açar korkusuyla alamadım ama Doğu Azerbeycan ve batı Azerbeycan kitapları ile İranlı ressamlardan Abbas Katouzian, Manuchehr Malekshahi, Javad Solaimanpour ve Mahmoud Farshchian gibi ressamların buram buram PERS kültürü kokan resimlerinin yer aldığı değerli kitapları hem kendime hem de sanattan anlayan arkadaşlarıma hediye etmek üzere aldım.

 

İran"da sinema, fotoğraf, heykel, resim ve el sanatlarının kalite ve üretiminde ulaşılamayacak bir yerde olduğunu söylesem mübalağa etmemiş olacağım. Tahran"da, Tebriz"de, Kum"da, İsfahan"da, Hoy"da ve Urmiye"de insanın dudağını uçuklatacak ustalıkta ve güzellikle dokunmuş acem halıları var. İşte gerçekten alın teri ve göz nuru ile ilmiklenmiş halılar bunlar. Örneğin, ünlü Avrupalı ressamların fırçalarından çıkma antik bir NÜ tablosunun tıpatıp aynısını halıya işlenmiş bulabiliyorsunuz. Dilerseniz birkaç gün içinde kendinizin, ailenizin veya bir sevdiğinizin renkli bir fotoğrafını ipek bir halıya dönüştürebiliyorsunuz.

 

 Dünyada kubbesi yerden en yüksek
 (48,5 mt) sanat harikası Sultaniyeh
 Camisinin restorasyon işinde duvar
 işlemelerini yapanlardan biri de genç
 bir bayandı..

Mukaddes kent Meşhed"de İmam Rıza"nın hemen yanı başında Firdevsi"nin mezarına indiğinizde ilk karşılaştığınız som mermerden heykel ve rölyefler bizde olsa, hem de mukaddes saydığımız bir kentte, o heykellerin, rölyeflerin hergün bir tarafları eksilir, birkaç gün içinde de izleri kalmaz. “Kıranlar” da MEÇHUL diye kayıtlara geçer. Orada eski Pers kral ve kraliçelerinin heykelcikleri ile Firdevsi"nin temsili heykelcikleri iç içe.

 

Yıllar evvel şimdi ismini anımsayamadığım bir kaynakta, İsfahan"daki bir köprünün altında, gazelhanların müzik ziyafetini okuyup çok etkilenmiştim. Gezerken, İsfahan"ı ikiye bölen ırmağın üstündeki, içinde odacıklar olan köprünün içindeki odalarda gazelhanların müzik ziyafetini göz yaşlarımı zorla tutarak, zevkle ağzı açık dinleyerek yüzyıllar öncesine gidip gelmiştim.

 

Caddelerde ve sokaklarda çok sayıda kadın var. Anladığım kadarıyla alışverişi genelde kadınlar yapıyor. Gri, Bej, Kahverengi mantolu kadınlar görüyorsunuz ama kadınların çoğu siyahı tercih ediyor. İnançlarından dolayı diyorsunuz. Hazreti Ali ve onun sevgili evlatları Hasan ile Hüseyin sevgisi tabi ki. Çarşılarda ara sıra rastladığınız mollaların başındaki sarık geleneklerinden diyorsunuz, sarıkları değil ama o sarıkların altındaki üretim, sanat ve iş bilgisi dikkatimi çekti hep.

 

Bizim sahiplendiğimiz büyük insan İbni
Sina"nın Hemedan"da yattığını, kanıt
kabrini görünce öğrendim.
Hemedan"daki kabrinde dua eden
bir bayan
.

İran, coğrafyası, eski kültürü, iklimi, hele hele o inanılmaz güzellikteki el sanatları ile birgün kapılarını batı dünyasına açsa, vay bizim halimize. Turizm gelirlerinden dolayı tabi.

 

Dağı, karı, buzu var, uçsuz bucaksız çölü var, ovaları, platoları var, sıcak ve ılık denizi, uçsuz bucaksız kumsalı var. Dünyaca ünlü havyarı var, balığı var, hurması var, eti, sütü, kaymağı var, canı ne isterse turistin var. Üstelik çok çok ucuz.

 

Kendi kendine yetmesini bilmesi, gereksiz harcama gerektiren lüksten uzak durması, sanatı sevmesi, üretici olması ve teşvik etmesi, üretenlerine yardımcı olması “biri tokluktan ölen, biri açlıktan” deyimini anlamsızlaştıran bir halkın ülkesi burası.

 

Hiç ama hiçbir kentte avare mekanı kahve, kıraathane, kulüp gibi mekanlara rastlamadık. Genelde az veya çok herkesin bir işi var ve herkes bir şeylerle uğraşıyor. “sokak çocukları”, “tinerci” hele hele bizdeki gibi size “zoraki satış yapan” sokak satıcısına rastlamak mümkün değil. Yalnız İsfahan"da bir sokakta ak sakallı, nur yüzlü bir dilenciye rastladık, hepimiz gülüşerek adamcağıza birkaç Tümen verdik.

 

Anladığım kadarı ile İran coğrafyası
tarihte defalarca depremlerle yıkılmış.
Buna çare düşünen dahi İranlı mimar,
sallanan minareli camiyi yapmış ve bu
cami kaç deprem gördü bilmiyorum
ama hala dimdik ayakta duruyor. Bir
görevli, bir minareye çıkıp salladığında
diğer minare de sallanıyor.

İran"ın her kentinde 1970-1980 yıllarından kalma özel ve ticari araçlar en çok hoşuma giden şeylerden biriydi. Tek tük diğer ülke araçlarına rastladıksa da genellikle kendi ürettikleri araçları kullanıyorlar ama yine de yürüyebildiği müddetçe eski araçları yürütmeleri iyi bir mantık. Çünkü bende 1976 yılından beri biri 20 yıl olmak üzere toplam 3 araç kullandım.onun için bir aracın yürüyebildiği kadar yürütülmesinden yanayım.

 

Geçmişinden utanmayan, geçmişten gelen gelenek ve görenekleri ile birlikte el ele yaşamaya çalışan bir halk, bir ülke. Ulaşım, konaklama ve yemek fiyatlarının bizdeki fiyatların çok altında olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum.

 

Yine İsfahan"da ve çevresinde
yaşayan Zerduşt dinine mensup
insanların dini günlerinde bu kaleye
gelip ateşler yakarak dini inançları
gereği görevlerini yerine getirme
mutluluğunu özgürce yaşayabiliyorlar.
Hem de bizim ikide bir mollalıkla itham
ettiğimiz İran da.

Şimdilik bu kadar. Bizde de “Rindlerin Ölümü”üyle de zihinlerde ölümsüzleşen zatın, Hafızın makamını, Sadi"yi, Şirazi"yi ziyaret edeceğiz gelen var mı.?

 

*  *  *

 

Yukarıdaki yazıyı geçen sene edebiyat ağırlıklı ciddi bir dergi için yazmıştım, tabi sayfadaki yer sorunundan ancak iki fotoğraf (siyah beyaz) kullanılmıştı. Bu sütunlarda imkan oldukça fazla altyazılı fotoğraflarla sayfalara sığdıramayacağım İran gezisini sizinle paylaşmak istiyorum.

 

- Devam edecek

 


Tebriz"de, Hiyabani Filistin"de gördüğüm yaşlı yaşlı halı dokuyucuları beni karamsarlığa düşürmüştü. “Eyvah bu insanların bitimiyle o güzelim İran halıları da bulunmaz olacak”diye düşünmüştüm, yanılmışım.

 


Her evde gençlerin de halı dokuduklarını görünce sevinmiştim. Tebriz"de bir evde benim yıllar önce Hakkari"nin bir köyünde çektiğim fotoğrafın halıya işlendiğini görmek beni ne kadar sevindirmişti onu da siz tahmin edin. İranlı bir üretici dokuyucunun birkaç Tümen kazanmasına vesile olmak.

 

Kürt bölgelerinde de her evde ama her evde halı ve kilim dokunuyor. Sıne ve Bijar kilimleri ile ünlü Kürt bölgeleri. Evlerinde dokudukları bir ipek halıyı bana gösteren Kürt gençleri, ailelerine katkıda bulundukları için ailece çok mutlu olduklarını söylediler.

 

Mukaddes yer ve zatların resimleri de büyük bir titizlikle işleniyor halılara.

 

Bunlar halıya dokunmuş iki film aktristi ama siz isterseniz kendinizin veya aile fertlerinizin bir resmini aslına uygun bir biçimde bir halıya işletebilirsiniz.

 

Bu iki yaşlı bayanı ayrı iki vitrinde çekmiştim, birinin elinin damarlarına diğerinin ise saç rengi ve yüz kırışıklığını değme ressamlara bile işletemezsiniz. Ve bu güzellikleri Dünyada geçmişi ile bilinen İran"da yapılabilir demekten başka seçeneğiniz kalmaz,  bence.

 

Soldaki bizim ünlülerimizden birinin gençliği, diğeri ise eski bir eserden alınma ikisini ben birleştirerek sunuyorum görüşlerinize.

 

Burası ünlü bir ressamın veya bir tabelacının atölyesi değil. Burası Tebriz"in kadimi çarşısında küçük bir halıcı dükkanı.

 

 

Tebriz"de, belki yaşı küçük ama eli öpülesi ustalardan biri, bir halı ustası, bir halı profesörü. Hazırladığı resimli ve kabartmalı bir halısıyla.

 

İki ayrı dükkanda çektiğim iki heykel resmini birlikte gösteriyorum size.

 

Adem ile Havva"nın bu yağmurdan kaçış tablolarını birçok dükkanda değişik ölçülerde bulabilirsiniz.

 

Bir natürmort tablosundaki güzellikte bir halıya işlenmiş üzüm salkımı, insanın iştahını kabartabildiği gibi kırmızı katmerli bir gülün kokusunu da burnunuzda hissedebiliyorsunuz bu güzellik ve emek karşısında.

 

 

 


Bu da göz nuru ile işlenmiş kocaman bir şaheser. Esir pazarında satılığa sunulan bir cariyeyi inceleyen bir Arap taciri görülüyor.

 

Avrupalı bir ressamın tablosunun bir kopyası ancak bir halıya bu kadar mükemmel aktarılabilinir.

 

Tebriz"de saygın bir halı tüccarı dokuttuğu değerli bir halısını bize gösteriyor.

 

İsfahan"da ki görkemli bronz bir insan heykeli gece görüntüsü ile görülmeğe değer.

 

İsfahan"daki Ermeni kilisesi, bugün de işlevini görüyor. İran"ın Ermeni vatandaşlarının dini ibadet ihtiyaçlarıyla...

 

İran"da kadınların beyaz bej kahverengi yeşil mavi gibi renklerden oluşan pardesü ve manto giyerek çarşılarda gezdiklerini görürsünüz ama geneli ise kendi inançları gereği ve isteyerek siyah giydiklerine inanıyorum. (Hazreti Ali, Hasan ve Hüseyin"in katledilişleri nedeniyle onlara duydukları sevgi ve saygıdan.)

 

Bu köprüye yürüyerek yaklaştığımızda kulağıma hafif ten gazel sesler gelmeye başlamıştı ve ben içimden “eyvah ben hayal görüyorum, yıllar önce okuduklarımın etkisinde kalmışım” diye düşündüm. Ama köprüye yaklaştıkça duyduklarımın gerçek sesler olduğunu  anladım ve yüzyıllardır devam eden bu geleneğe hayran kaldım. Bir gün yolunuz buralara düşerse bu köprünün gözlerinde sesleri yankılanan gazelhanları muhakkak dinleyin.

Bu yazı toplam 32628 defa okunmuştur
saygılar....
 // gözde özkharaman
enver amca merhaba sizi takip ediyorum fikirlerinizi beğeniyorum umarım daha uzun zamanlar fikirlerinizden faydalanabiliriz...
27 Eylül 2011 Salı 14:23
ÛĞUR'u VURDULAR
 // mehmet SOYLU
Annemin babamdan kalma düslerini sayikliyordum.Uçurumlara sevdali kanatsiz
kelebekler misali düslerimi suluyordum Tanri'nin Gözyaslariyla.Susuz kalmis
bir cografyada umudun adini UĞUR koydugumdan bu yana uykularim senleniyor.


Bu gün UĞUR' u vurdular,kanlari kir deryasindan kurtulmamisti
adamlarin.Agizlarinda salya ve gözlerindeki nefretin sonrasinda tek bir
agitla vurdular.Kayip bir cografyanin en gizemli kentinde oyunlarina henüz
isim bulamamisken vurdular UĞUR' u.Ben yasli ve yasakli ömrümün en hazin
notalarinda,çocuk gülüslerine tapmak için zaman kollarken,annesinin kollarinda
umarsizca can çekisiyordu.Hastalikli hallerimizin disinda gecen her saatin
ardindaki türküleri kucagina saklamisti UĞUR.Vuruldugu yerde hala çocuklar
sevda ve özgürlük türküsü okuyorlar.Vuruldugu yerde hala kan aglayan
yüreklerinin acisini bile severek BARIS diye haykiran analar gözyaslari
akmasin diye mendiler süslüyorlardi.


Bu gün UĞUR'u vurdular,çocuklarin katillerine ne ad koyabiliriz UĞUR ??Her
yönümün adini seninle çagirirken nasil da gökkubbeden yapilmis bir mezarin
orta yerine misafir edebiliriz ki seni bilmem?Sakaklarinda besledigin
islakliklarin öcünü almaya yemin ediyor DUSDASLARIN.Ölüme fetfa veren
canilerin, huzur buldugun sokaklarda dolasamadigini biliyor musun UĞUR ?Sana
mektuplar biriktiren koca koca adamlar nasil da karanfiller tasiyordu
yattigin topraga görmeni isterim.


Bu gün UĞUR'u vuramadilar.yattigin topragi ve besledigin hüznü öpüyorum
SEVGILI UĞUR......
22 Kasım 2008 Cumartesi 10:48
Irani Turkiyeden çok seviyorum.
 // .........
Iran meclisinde iranda yasiyan tum hiristiyan aziliklaridan birer delege vardir devlet dairelerinin her yerinde gayri muslumler vardir Turkiyede cumhuruyet tarihinde bir hiristiyan devlet içinde çopçu bile olmasi yasaktir ona çopçuluk mevkisi bile verilmemistir....
09 Kasım 2008 Pazar 22:49