Enver Özkahraman

Enver Özkahraman

Yazarın Tüm Yazıları >

İran - 3

A+A-

Orta yaşlı garson, önümüze sabah kahvaltısı tepsisini bıraktığında; "Ağa,Tebriz"i sövdüün?"dedi. Kanım donmuştu adeta “Ahaa.. sabah sabah, al sana bir provokatör. Bizdekiler gibi.”dedim içimden. Sinirlendim. Telaşla ve titrek bir sesle,

 

-Ne sövmesi be adam, Tebriz"i niye söveyim ki? Dedim sinirli, sinirli.

 

-Ağa Sövmediin Tebriz"i?

 

-Yok, yok sövmedim, Vallahi sövmedim, billahi sövmedim, niye söveyim ki? Sabah, sabah bunu nereden uydurdun. Kardeşim sen bela mısın?

 

Karşımda oturup kahvaltısına sakin sakin devam eden arkadaşım Selim Bey, yüzüme alaylı alaylı bakıp kıs kıs gülüyordu. İçimden ona da sinirleniyordum. Provokatör garson ayrılmıyor, dikilmiş tepemize;

 

-Ağa bizi sövmedinse ne işiz var burada?

 

-Yahuu kardeşim vallahi de, billahi de Tebriz"i de sövmedim, sizi de sövmedim işte. Niye söveyim ki? Bu iftirayı nereden uyduruyorsun?

 

Adam kıpkırmızı kesildi. İçimden adamın gırtlağına sarılmak geliyor çünkü yan masadan bizi duyanlar alaylı alaylı bize bakıyorlar. Karşımda kıs kıs gülerek bizi izleyen arkadaşım Selim Bey, "Susun ikinizde birbirinizi anlayamıyorsunuz." Dedi. Şaşkındım, “Niye anlayamayacakmışım adam resmen provoke ediyor bizi, ben niçin Tebriz"i ve İranlı kardeşlerimi söveyim ki? Aksine sevmesem niye burada olayım ki?

 

Bizimkisi, “Sövüyorsun sövüyorsun, niye sövmeyesin ki” dedi yine. “Yahu ağabey sen de çıldırmışsın”dedim arkadaşıma. O kahkahayı bastı, “Seviyorsun, seviyorsun sevmesen burada olmazsın, biliyoruz. Çünkü Tebrizli Azeriler SEVME kelimesini  SÖVME diye kullanıyorlar

 

Bu kez garson bizi şaşkınlıkla izliyordu. İnanamamıştım olanlara, biraz rahatlamıştım ama hala tereddütlüydüm, gayri ihtiyari garsona dönerek, “Sövdüm vallahi. Hem Tebriz"i sövdüm hem sizi çok sövdüm.” dedim.

 

Garsonun yüzü güldü:

- Hoş gelıpsız, ahıri bizde sizi çoh çoh sövürük daa. İki elinin şahadet parmağını birleştirip birbirine sürterek, gardaşık gardaş. Gardaşlar birbirini sövmeli.

 

Hani ön yargılıyım ya İran için. Öyle de gitmişim ya oraya ikinci  gidişimizde başıma gelmişti böyle bir diyalog.

 

* * *

 

Gurupla gittiğimizde de bir ayakkabıcı dükkanındayız. Dört beş kişiyiz, arkadaşlarımızdan biri bayan ayakkabıları ile ilgileniyor, mağaza sahibi her İranlı gibi çok kibar ve nazik. İlgileniyor bizimle, arkadaşımız beğenimde biraz tereddütlü, mağaza sahibi ise yardımcı olmağa çalışıyor. Arkadaşımıza: “Sen hanımın kıçının numarasını söyle, men yardımcı olayım.”dedi. Arkadaşımız kıpkırmızı, biz buz kesildik, hepimiz birbirimize baktık, herkesin yüzü asıldı, yine bilen arkadaşımız Selim bey hemen atıldı:

 

“Ayak, ayak numarasını soruyor. Azeriler ayağa KIÇ diyorlar

 

Gülme gelmişti içimden ama kendimi zor tutmuştum. Mağazadan hiçbir şey almadan çıkmış ve bir müddet hiç konuşmadan kaldırımda yürümüştük.

 

* * *

 

Hanımla birlikte gittiğimizde de hanımın akrabalarında kaldığımız ilk gece ev sahipleri nedense hanımın beyaz saçlarına hep taktılar ve ısrarla da, “Êmme gel saçlarına kara çalalım.(-Hala saçlarını siyaha boyayalım)” diye dayatıp durdular, biz de böyle bir şeye alışık olmadığımız için ısrarlarını iltifat kabul ettik. Fakat evdeki 70"lik ve 80"lik kadınların da kömür gibi simsiyah saçları da dikkatimizden kaçmamıştı. Ama bir kaç gün sonra Tebriz de Derya otelinden çarşıya çıkmak için bindiğimiz taksi şoförünün dikiz aynasından hanıma dikkatle baktığını fark etmiştik ki şoförde dayanamayıp hanıma, “Hanım, hanım(beni gösterek) Bu ağandııır? (Hanım bu senin eşin midir?)

 

Hanım;

 

-Belê gardaş bu menim 40 yıllık ağamdır. (Evet kardeş bu benim 40 yıllık eşimdir.)

 

-Allah bir yastıkta gocaltsın ama bak ağan yahşi kişidir, yeke kişidir, saçlaran niye kara çalmirsen. (-Allah bir yastıkta kocaltsın ama bak eşin yakışıklı ve değerli biridir, sen saçlarını niye siyaha boyamıyorsun?)

 

- Gardaş men de gocalmişam ağam da, ikimizin de saçları ağarıp, Allah öyle istemiş. Biz niçin kara çalalım Allah"ın ağarttığı saçlara ki. (Kardeş bende yaşlanmışım eşimde, ikimizin de saçları ağarmış, Allah öyle istemiş, Allah"ın ağarttığı saçları biz niye siyaha boyayalım ki?)

 

-Olsun olsun, hege ağanı söviyorsan, saçların kara olmalı. (Olsun olsun eşini seviyorsan saçların siyah olmalı)

 

Gülüşmüştük hanımla, mevzuyu değiştirmiştik.

 

Tebriz çarşısında gezerken hanımın gri-beyaz saçları herkesin dikkatini çekmiş olacak ki bir ÜNLÜYE baktıkları gibi, bilhassa kadınlar bize bakıp bakıp gülüşüyorlardı. Hanımla biz de şakalaşıyorduk.

 

Ben hanıma, “Hanım anlaşıldı ki sen beni hiç sevmiyorsun. Eğer azıcık sevseydin saçlarını kahverengine, daha fazla sevseydin saçlarını kapkaraya boyardın”gibi laflarla takılıyorduk birbirimize.

 

İnanır mısınız dikkat ettik beyaz saçlı bir bayana rastlayamadık çarşılarda. Böylece siyah saç boyasının değerli olduğunu anladık. Şimdi hanım gelen gidenle İran"daki akrabalarına (ucuz olduğu için de)bol bol hediyelik siyah saç boyası gönderiyor. İnanın onlar da çok seviniyorlar.

 

* * *

 

Tahrandaki ünlü kapalı çarşıda gezerken, bir halı mağazasının arka duvarında benim yıllar önce Hakkari"nin bir köyünde çektiğim “KÖY YAŞANTISI” bir fotoğrafımın halıya resimlendiğini görünce bir çocuk gibi sevinip heyecanla içeri girip fotoğrafın bana ait olduğunu söylemiştim.

 

Mağaza sahibi alaylı, alaylı, “Olsın PEH, PEH, PEH olsın” demişti.

 

Bu deyiş bizim buralarda, (üfür,desteksiz at,palavracı)anlamında olduğu için çok zoruma gitmişti, içerlemiştim. Bir müddet sonra Tahran"a bir daha gitme fırsatım olmuştu, ben o fotoğrafımın, DİA"sını ve ayrıca birkaç güzel fotoğraflarımdan da yanıma alarak o halıcıya uğramış ve, “Ağa bak sen PEH, PEH demiştin bana ama bak bu fotoğrafımın diası, bu da kartpostalı, aha arkasında da ismim yazılı.” demiştim.

 

Adamcağız mahcup mahcup anlamamazlıktan gelip beni hatırlamıyormuş gibi yapıp büyük ilgi göstermişti kibarca. Ben de ona birkaç fotoğrafımı hediye etmiş ve bu kez dükkânından rahatlamış bir şekilde çıkmıştım. Henüz bir daha oraya uğramak nasip olmadı.

 

Bizim basın ve medyamızın nedense beğenmediği her fırsatta da YOBAZ ve GERİCİ diye bize lanse etmeye çalıştığı komşu ve kardeş İran"daki Azerbeycan"da bir Azeri, anadili Azerice ile, Kürdistan"da bir Kürt anadili olan Kürtçe ile rahat rahat konuşabiliyor. Hatta bir Ermeni kilisesinde bir Zerduşt, kutsal saydığı tepesinde ateş yakıp ibadetini yapabiliyor rahat rahat. Hatta bu insanlar, göğüslerindeki kolyelerinde, evlerinin duvarlarında dükkanlarının tabelalarında, araçlarının üstünde kutsal saydıkları sembollerini bulundurabiliyorlar.

 

Bizi yönetenlerin ve tabiî ki onların sesi medyamızın yıllarca Bulgarları, Yunanları ve Ermenileri “Haa bak geliyorlar haa..” dercesine dile dolayıp her fırsatta öcü gibi halkımızın önüne koyduklarını ve neden sonrada Amerika baba istediği için de İran"ı da Mollalar, yobazlar ve gericiler ülkesi gibi gösterme çabaları az da olsa gayesine ulaşmış görünmektedir. Bu etkilerle güzelim komşumuza hep sırtımızı çevirdik bu güne kadar.

      

Değerli okurlarım O koca İran"ı sayfalara sığdırmak çok zor. Ben sadece parklarından bahçelerine gizemli mimari yapısından İranlının sanat anlayışına birkaç satırla da olsa bile değinmek istedim.

 

Yemeğinden ulaşımına kadar ucuz bir ülke. Gezdim gördüm bunu sizinle de paylaşmak istedim. Motosiklet deryası Tahran”dan söz etmedim dikkat ederseniz. Çok kalabalık bir kent, insanın başını döndürüyor. Hiç mi eksisi yok diyeceksiniz, İran"ın. Elbette ki var. Mesela ben oldum olası gök gürültüsü ve uçağa binmekten çok korkarım. İran"da da zorunlu olarak birkaç kez Rus yapısı eski uçalarla uçtuk, ininceye kadar bildiğim duaların hepsini peş peşe ve defalarca sıraladım desem yeridir. Yemek kültürü bizim gibi değil lokantalarda genelde nefis sedri pirinci üstünde kebap veya tavuk etini (yani pilav üstü) günde iki öğün yemekle karşı karşıyasınız, sulu yemek olarak lokantalarda AVGOŞT dedikleri ve bizim bildiğimiz etli nohuttan başka bir yemek bulamazsınız. Tüm İran"ı gezseniz bizdeki gibi lüks bir benzin istasyonu bulamayacağınız gibi bizdeki şehirlerarası mola yerlerindeki gibi lüks restoran ve lokantalara az rastlayabilirsiniz. Ama ben Türkiye"de aldığım bir litre MAZOT"un parası ile 60 litrelik depomu dolduruyor, birkaç kuruşta artıyordu desem inanır mısınız?

 


Klasik bir İran (Acem) halısı. Dünyadaki tüm el dokuması halıların yüzde kırkının  İran"da dokunduğunu söylesem inanır mısınız bilmem. Ben ekonomist  değilim ama öteden beri iyi bir fotoğrafçı olduğum söylenir ve iyi bir gözümün olduğunu biliyorum. İran"da her kentteki pazarlarda gördüğüm kadarıyla İran yalnız petrolü ile zengin değildir. Onurlu ve üretici İran halkının gerek dokudukları gerekse el sanatları ile ürettikleriyle ülkelerine kazandırdıkları meblağ petrolden önde olmasa da (ki önde olabileceği kanaati var bende) hemen petrolden sonra geliyordur. Yani petrolü olmasa da İran ürettikleri ile de her zaman ayakta kalabilir.

 


Tipik bir KAŞAN halısı. İran"da bölgelerdeki dokuma tarzı ve renk hakimiyetleri birbirinden aydır. Mesela Tebriz bölgesinde beyaz hakimiyetli halılar dokunurken, Hoy ve Urmiye bölgesindeki halıların dokuması ise küçük küçük motiflerden oluşan koyu renklerle dokunur.

 


Hoy yöresinde koyu renklerle dokunan değerli bir halı. İran"da her kilim ve Halı dokunduğu bölgenin adı ile bilinir. Tebriz, Kum, Hoy, Kaşan, Erdebil, Bahtiyari, Beluc, Sıne, Koçan, Sumak ve Bıjar dokumaları gibi. İran"daki üniversitelerde Halı teknisyenleri ve halı mühendislikleri bölümlerinin olduğunu öğrendim. Buradan mezun olanların devlet memuru gibi çeşitli kentlere atandığını söylediler.

 


Hele hele İpek Acem halılarını görüp de iç geçirmemek elde değil inanın. Hani üretim safhasına da değinmeden geçemiyeceğim. Yeterince İpeğini de İran"ın kendisi üretiyor. Bir kilo ham ipeğin kilosunun 70-80 lira ve üç dört kilo ipek işlenip halı haline getirildiğinde ise bu halının 8-10 bin liraya satıldığını söylesem İran halkının çalışkanlığını inkar edebilir miyiz? Hemen hemen her evde bir tezgah vardır, memuru işçisi çiftçisi akşam eve geldiğinde çoluk çocuğu ile hem çayını yudumluyor hem birkaç sıra ilmik atıyor, birkaç ay sonra da bunu iyi bir fiyata satabiliyor.

 


Orta boyutta bir Tebriz halısı 4-5 bin liraya alabilirsiniz. Tebriz halıları genellikle beyaz zemin üzerine işlenen dallı ve çiçekli desenlerden oluşur.

 


En küçük bir kasabasında bile kasaba ve köylerinde üretilen halıların pazarlanması için bir halı pazarına rastlamanız mümkündür. Dünyanın en eski halısı da, dünyada el dokuması halılar da söz sahibi olan bu ülkeye aittir. PAZİRİK ismi ile bilinen bu halı 1939 yılında Rusya"nın Pazirik bölgelinde bulunmuş, bu yüzden PAZİRİK adıyla adlandırılmıştır. Halıyı bulan Rus bilim adamı RODENKO bu konuda yazdığı kitapta halının İran"a ait olduğunu ve milattan önce 5.yy da dokunduğunu yazmaktadır. Halının üzerindeki nakışlarla Persepolis teki nakışlarla aynı olması ve PERS imparatorluğuna ait işaretlerin halı üzerinde bulunması halının İran"a ait olduğunu kesinleştirmiştir. Bu halı Rusya"daki müzelerde korunmaktadır.

 


Tabi ben birkaç kez gittim İran"a ama hep sıcak günlerde. Bu günlerde hergün öğlen yemeğinden sonra, çarşılarda incin top oynadığı için biz şaşkındık sonradan öğrendik ki  herkes ama herkes esnafı tüccarı iş yerinin kapılarını bile açık bırakarak öğlen uykusuna yatıyorlar. İşte bu altıncılar çarşısında bizden başka kimse yok dükkanların bir kısmı da açık ama giren çıkan yok tabi.

 


Tebriz çarşısındaki bir araba hamalı da eve gitmeğe üşenmiş olacak ki biz yanından kaç kez geçtik bilmiyorum o böylece birkaç saat uyudu arabasının üzerinde.

 


Böyle manzaralara İran"da her yerde rastlayabilirsiniz. Aile almış yemeğini gelmiş ağaçların gölgelediği yola sermiş sofrasını rahat rahat öğlen yemeğini yiyebiliyor her aile. Kermanşahlı bu aileden izin alarak onları fotoğrafladım. Tabi yediklerinden bana da zorla tattırdılar ve büyük ilgi gösterdiler. Evlerine de buyur ettiler ama gidemedim tabi…

 


Yine yaz aylarında her yeşillikte her ağaç altında hatta refujler de böyle manzaralara rastlayabilirsiniz. Tüccar esnaf veya memur aile çadırını kuruyor bir ağacın altına, yatağından ihtiyacı olan eşyalara kadar her şeyi çadırın içindedir, kilitsiz anahtarsız. Akşam olduğunda da ailesi ile çadırına gelir bazen çadırın içinde bazen da dışındaki uyku tulumlarında uyumaktadırlar. Ben de uzun yıllar tatilimi hep dağlarda yaylalarda böyle küçük çadırlarda geçirdiğim için keşke mümkün olsa da Adana"da, Urfa"da, Antep"te, Trabzon"da, Erzurum"da, Van"da veya Hakkari"deki bir parkta böyle bir çadırda yalınız başıma da olsa dinlenebilseydim, diye geçirirdim içimden.

 


Gümüş işleme sedef kakma sanatı ala bildiğine ileri durumda. Gerçi bu parçaları artık Türkiye"nin de her kentinde bulabilirsiniz ama kalitelisini ve ucuzunu yerinde alabilirsiniz.

 


Çeşit bolluğundan hangisini tercih etmekte zorlanırsınız. Beğenerek aldığınız bir şeyin daha iyisine bir sokak ötede rastladığınızda acele ettiğinizi anlıyorsunuz ancak.

 


Bir vitrinde gümüş kakmalı vazolar. Hemen hemen her kentte halıcılık, kilimcilik gümüşçülük, nakkaşlık, kakmacılık, çinicilik, çömlekçilik, kalemzeni, maden üstüne resim, altın işlemeli kumaş dokumacılığı, kumaş ve beze baskı işleri bir gelenek halini almış.

 


Tahta oymacılığının envai çeşidini hatta doğal renkli ince tahtalardan oluşan çok güzel tablolar bulabilirsiniz.

 


Çocuklara bir şeyler alalım dediğimizde çeşitler karşısında hangisini alacağımızı şaşırıyorduk.

 


Mimarisi bizim mimariye benzemiyor. Bizdeki gibi cami bolluğundan ziyade, camilerinin her biri bir sanat şaheseri.


Kimisi mavi renk hakimiyetli çinilerden kimisi ise yeşil renklerden oluşan çinilerle süslü camilerin biri diğerine benzemiyor.


Tebriz de üç şerefeli renkli tuğlalardan oluşan iki minareli bir cami.


Şu güzelliğin karşısında insanın gözleri kamaşıyor adeta.Ama bizde de olduğu gibi bir fotoğrafçıyı kahreden  düzensiz kablolara burada da sık sık rastladım.

 


İran çok eski toprak. Topraklarının tamamı tuğlaya elverişli, eeh adamlarda her hali ile toprağı işlemekte hünermendler. Tuğlalarla örülü bu dış duvarı kaç dakika izledim bilmiyorum.

 


Sadece tuğlalarla örülerek süslenmiş büyük bir kubbe.

 


Araba ile geçtiğimiz cadde ve sokaklarda tuğlalarla bezenmiş bahçe duvarlarına her yerde rastlıyorduk.

 


Baharatçılardan uzun uzun yazmayacağım ama iyi bir safran aradığınızda İran"da muhakkak bulabileceğinizi salık verebilirim.

 


Duvar resimleri ve süslemeleri halk arasında da revaçta fakir bir evde de bir iki tabloya rastlayabilirsiniz.

 


Böyle içimin cız ettiği kaç resme rastladım bilmiyorum. Kapı ve dolaplar üzerine halk ressamlarının işlediği resimler ilgimi çok çekmişti.

 


Duvar kâğıdı değil halk ressamının fırçasından çıkma bir duvar.

 


Zendjan Kentini gezerken adeta dünyanın bütün bıçak ve makasları burada diyorusunuz. Almanya"nın Solingen kentine rakip adeta, maskotundan tutun satırına kılıcına kadar, her şekil ve tipte kesici bıçaklar ve makaslar burada imal ediliyor. Şehir bir imalathane gibi.

 


İsfahan"da NAKŞI CİHAN meydanı

 


O dünya devi gibi İran halı pazarında dükkanın birinde yıllar önce Hakkari"nin bir köyünde çektiğim bir fotoğrafımın halıya işlendiğini görünce çok sevinmiştim. Ama artık birçok fotoğrafım işleniyor. Duydum.


Bu yazı toplam 33232 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
13 Yorum