Şeyhmus Diken

İradeye “Kayyum” Müdahilliği!

25 Haziran 2016 Cumartesi 09:25

Son on yıldır yapılan genel ve yerel seçimlerde seçmen iradesi değişken sonuçlar verdi. Coğrafyanın farklı bölgelerinde seçmen tercihi yine farklı tezahür etti. Diğer bölgelerin tersine Kürt coğrafyasında seçmen iradesi giderek düzeyi artış gösteren bir profil sergiledi. Genel seçimlerde de, yerel seçimlerde de bölgede Halkların Demokratik Partisi birçok yerleşkede açık arayla birinci parti oldu. İllerde vekillerin çoğunu çıkarıp yerleşim yerlerinde de belediye başkanlıklarını ve belediye meclis üyeliklerinin çoğunluğunu kazandı. Üstelik devlet, “hile” yapılacağı kaygısı nedeniyle güvenlik önlemleri ve gözlemciler huzurunda yapılan seçimlerde bu sonuçlar çıktı.

Birçok yerleşim yerinde yüzde 60’lardan başlayarak 90’lara hatta daha fazlasına varan oy oranlarıyla seçmen tercihini HDP’li adaylardan yana kullandı.

2015 Haziran genel seçimlerinde de bu tercih aslında tavan yaptı. Seksen vekille HDP parlamentoda güçlü bir gruba sahip oldu. Ama bu başarı hazmedil(e)medi. Sonuçların netleştiği akşam yeni bir seçim kararı verildi. Ve yeni seçime kadarki süre de akıbeti belirsiz hatta karanlık bir sürece sürüklendi. Peşpeşe patlayan ve toplu katliam yaşatan bombalar, ölümler, sürgünler, hapislikler ve daha niceleri.

Yetmezmiş gibi 1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra daha da tırmanarak “Hendekli, Barikatlı ve Sokağa Çıkma Yasaklı” şehir yaşamına müdahale eden büyük felaket dönemi.

Kürt yerleşim yerleri için bu “Büyük felaket” dönemi hâla devam ediyor.

Şimdi bir süredir iktidar ve devletin ağzına pelesenk olan “ikili söylem” gündeme hâkimiyetini sürdürüyor.

İlki vekillere yönelik olanı: Halkın kendi tercihleriyle birçok yerde yüzde altmışın üzerinde oy oranıyla seçilmiş vekillerinin seçmen iradesi rızası hilafına “dokunulmazlıklarının kaldırılması” diye dillendirilen ifade. Aslında zaten gündelik hayatta siyaset yaparlarken konut masumiyetinden tutun, sokaktaki duruş ve davranışlarına (basın açıklamaları ve benzeri) varıncaya kadar her daim, her fırsatta dokunulanlara yasal prosedür uygulanılarak dokunmanın diğer adı sanki dokunulmazlıkların kaldırılması…

Muhtemelen dokunulacak…

Parlamentonun 1 Temmuz’dan sonra da tatile girmeyip tüm hızıyla çalışması kararının verilmesi bunun göstergesi gibi.

İkinci ve diğer önemli mesele de HDP’li belediyelere “kayyum (kayyım)” atanması.

Kayyum meselesi bilindiği üzere Türkiye literatüründe genellikle şirketler için tercih edilen bir yargısal işlem. Rotası düzgün gitmeyen, tıkanan, kriz yaşayan şirketlere devlet “müdahale” edip geçici bir süre için mahkemeler kararıyla kayyum atar. Kayyum görevini tamamladıktan sonra seçilen organa görevi devreder.

Ama görünen o ki; son bir yıldır kimi kurumlara atanan kayyum makamı asli olarak o göreve atanmış gibi işlevlendiriliyor.

İşte sanırım tehlikenin büyüğü de bu noktada netleşiyor.

Ve tabii ki cumhurbaşkanı ve başbakanın dilinden dökülen (HDP’li) belediyelere atanması söz konusu olan kayyum meselesi doğrudan olarak Kürt seçmen iradesine cepheden müdahale gibi duruyor.

Seçmenin açık ve şeffaf olarak Sur, Yüksekova, Nusaybin, İdil, Cizre, Silopi, Lice v.b. gibi yerleşim yerlerinde yüzde seksenin üzerinde seçmen tercihi ile seçtiği belediyelere atanma usulü ile kayyum atanacak ve “dağıt-yönet” denecek.

Bu karar tercihinin en hafifinden açıklaması şudur ki; her fırsatta yüzde 52 oyla tercih edildiğini dile getiren bir cumhurbaşkanı ile yüzde 49,5 ile tercih edildiği dillendirilen bir başbakanlık makamının kendilerinden çok daha fazla oy oranları ile tercih edilenlere “Milli İrade”yi gerekçe göstererek müdahalesi.

Bunun hiçbir hukuki ve meşru tarafı yok. Ve dahi sürdürülebilirliği de yok…

Evet, belki ticari faaliyet alanı belli bir konu ile sınırlı, ekonomik açıdan müdahillik gerekçesi olabilecek bir ticari kuruma, şirkete “kayyum” atayıp o kurumu belli bir zaman dilimi içinde düzene sokmak yasal bir gereklilik olabilir.

Ama halkın yüksek tercihleri ile seçilip meşruiyet kazanmış yerel yönetimlere, yetkisi sadece kendisini atayanlara vereceği hesap üzerinden sınırlı olan ve yönetsel meşruiyeti peşinen kabul görmeyecek olan bir atanmış kayyumun ne kadar yönetebileceğinin tahminini bugünden yapmak hiç de güç olmasa gerek. 

Bu yazı toplam 5794 defa okunmuştur