Necip Çapraz

İNTİKAM HIRSI VE KAN DAVASI

10 Kasım 2009 Salı 13:32

Son zamanlarda uzun süreden beri uyuyan bir katil tekrar uyandı. Bu katil, insanların birbirini acımasızca öldürmesine, olayların büyüyüp aşiretlere, köylere, şehirlere yayılmasına zemin hazırlıyor. Bu katil, kimi zaman aramızdan bir öğretmeni, kimi zaman yoksul bir köylüyü alıyor.

Bu katilin adı KAN DAVASI..

Köylerde veya mahallelerde başlayan kavgaların yansımaları daha sonraları okullarda görülüyor. Lise benzeri okul önlerinde gruplaşan gençler birbirlerinin üzerine yürüyor, birbirlerini yaralıyor veya ölme noktasına getiriyor. Hatta ilköğretim 4. sınıf öğrencilerinin kanına bile işleyecek noktaya gelebiliyor. Sıra arkadaşı “Kan davalısı” olduğu için yanına oturmak istemeyen 10 yaşındaki çocuğu düşünebiliyor musunuz?

Bu kadar kavganın ve şiddetin mutlaka bilimsel bir açıklaması vardır, ki bunun araştırılması gerekiyor.

Normalde yaşanan bu kavgaların çözümleri Hakkari’nin geleneksel yapısında yer alır. Ancak artık toplumsal, sosyal ve kültürel çözümler de fayda vermemeye başladı.

Oysa bir zamanlar ailelerin barışmasını sağlamak için devreye aile ve aşiretlerin reisleri girdiği zaman bir şekilde çözüyorlardı meseleleri…

Bu barıştırma merasimlerine 90’lı yıllardan sonra önemli bir oluşum daha eklendi. Bu oluşum Kürt Demokrasi Hareketi’nin dönemdeki partileri oldu ve günümüzde ise DTP’dir.

DTP’nin çok önemli davalarda, durumlarda  devreye girip çözüm ürettiğine de şahit olmaktayız. Son yıllarda özellikle kan davaları ve ticari uzlaşmazlıkların çözüm adresi haline geldi. Bu gibi durumlarda çokça bulunan bir gazeteci olarak DTP’li yöneticilerin bazen bu tür anlaşmazlıkları çözerken bu meseleler yüzünden asıl görevlerini yani siyaseti yapamadıklarını söylemelerine zaman zaman şahit olmuşumdur.

DTP, asıl olarak yargının ve güvenlik güçlerinin çözmesi gereken konularda iki tarafın ısrarı üzerine devreye girip çözüm üretmeye çalışıyor. Bu konuda başarılı olduğu birçok olay örnek olarak verilebilir.

Aslında yargının ağır ve aksak işlemesi bunu gerektiriyordur belki de.

Hakkari genelinde yaşanan bu tür vakaları çözen DTP'li parti yöneticilerinin çözemediği ya da yarım yamalak çözdüğü bazı barış vakaları da oluyor. Bu davalardan biri Hakkari’nin Marinüs Mıntıkasından göç edip gelen ve bir ihale yüzünden tartışan Kurt ve Özer ailelerinin kan davasıdır.

Bu kavganın çözüme ulaşması için Hakkari’nin hatırı sayılır bir çok siması uğraştı. DTP İl Örgütü, Vali ve basın yani herkes barışı sağlamaya çalıştı.

İki aile arasında çıkan silahlı kavgada Kurt ailesinin bir ferdi, felç olma riskiyle karşı karşıya geldi ve tedavisi çok uzun zaman istiyor. Olayda zanlı olarak tutuklanan ve cezaevine konulan bir kişi halen cezaevinde yatmaktadır.

Ancak bildiğimiz gibi Hakkari’de her aile yani aynı soyadı taşıyan insanların sayısı bazen binleri buluyor. Neredeyse her küçük aile en az 100 kişiden oluşuyor.

Ve maalesef bu işin en çirkin en vahşi tarafı intikam hırsının kör ettiği kişilerin bazen kundaktaki bebeğe, 70’lik dedelere ve kadınlara karşı da şiddet uygulamasıdır.

Mesela Kurt ailesi Özer ailesinin 2- 3 katı bir nüfusa sahip. Dolayısıyla Özel ailesinin eli bazı şeylere mahkum...

İnsanlar evden işe, okula, çarşıya çıkamıyor. Ailenin devlet memuru olan fertleri işlerine gidemiyor. Hakkarî'de insanlar ev hapsinde. Hem de Hakkari cezaevi bitişiğinde bulunan "kan davası cezaevi"...

Yani ülkemizde görüldüğü üzere “Demokrasi çoğunluğun azınlığa zulmü” gibi görülüyor.

Şimdi sizinle yerinden yurdundan göç etmekle karşı karşıya olan ailenin yapısına bir bakalım. Bu geniş aile 13 görece küçük aileden oluşuyor. Aralarında 36 öğrenci 4 tanesi üniversite öğrencisi, 4 memur, 6 kundakta bebek,  2 tanesi özürlü, 3 tane 70 yaş üstü olmak üzere 98 nüfuslu bir aile. Ve ilginçtir 40 yıldan fazladır Hakkari merkezde yaşayan aile ile ilgili görüştüğümüz Hakkarililerin geneli bu aileden memnun.

Yüksekova Haber Gazetesi’ne gelen bir mesaj üzerine Yüksekova Haber Gazetesi adına ben ve İrfan Sarı arkadaşımız Marinüslülerin diğer önde gelen birkaç aile ferdiyle görüştük, DTP il başkanının da bu konuda yaptığı ve çalışmaları dinledik. Hakkari Valisi ile bu duruma nasıl müdahale etmeyi düşündüğünü görüştük. Daha sonra Kurt Ailesinin ferdi olan DTP İl Encümeni Selahattin Kurt ile görüştük. Yine Kurt ailesinin, oğlu felç olma riskiyle karşı karşıya olan babası, kardeşleri ve amca çocukları ile birkaç saatlik çözüm konusunda sohbet ettik. Ardından yine mağdur olan Özer ailesi ile de evlerini ziyaret etme suretiyle görüşme yaptık.

Amacımız bu anlamsız davanın biran önce uzlaşma ve barış ile sonuçlanması ve tüm STK’lar ile DTP’lilerin de katılacağı bir barışla mağduriyetlere son vermek.

Ancak tüm bu görüşmelerin ve çabaların sonunda Kurt Ailesi’nin inadını kıramadık ve ailenin  bize dediği “Hakkari’den gidecekler” sözü hakim oldu.

Özer Ailesi de sorunlarına bu dünyada yaşayan hiçbir “Güç” çözüm bulamadığı için yavaş yavaş Hakkari’yi terk etmek zorunda kaldı. Şimdi bir kısmının il dışına çıktığı söyleniyor.

Aslında bu davanın hakkından gelmek, sorunu çözmek Hakkari için bu kadar zor olmamalıydı. Ama geldiğimiz nokta ne yazık ki bu.

Oysa halkın iradesi, halkın milletvekilleri, halkın yargısı, halkın yöneticileri, halkın güvenlik güçleri, halkın avukatları, halkın imamları, halkın aydınları, halkın sivil toplum örgütleri ve halkın medyası bu soruna çözüm bulabilmeliydi. Bunu başaramadığımızı görmek doğrusu beni üzdü.

Ama bu sorun hakkında çözüm üretmeyen tek irade kaldı. O da “Halk".

İdarecilerin neredeyse tümü konuştu, söz sırası şimdi halkın kendisinde, halkın hassasiyetinde…

Açılım, barış, acıların dondurulması, acıların üzerine çizgi çekilmesi gibi sözlerin ülke çapında konuşulmaya başlandığı bir süreçte bunu görmek üzüntü verici bir durum.

“Açılım, Demokrasi” diye haykıranlar ile siyasi irade ve devlet güçleri, iki ailenin barışını sağlayamıyorsa hala iki halkın barışını nasıl sağlayacak…

Yazıklar olsun...

 

Bu yazı toplam 9078 defa okunmuştur
Sosyal bir yara..!..
 // İhsan KALENDER
Değerli yazar, böylesine ehemmiyet arzeden bir konuyu köşenize taşıyıp irdelenmesini sağladığınız için ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum....
19 Kasım 2009 Perşembe 14:43
AĞLAYANIN MALI GÜLENE HAYRETMEZ
 // İhsan KALENDER
İllaki zalimden daha zalim bir güruh , zülmedenlerin başına musallat olacaktır. İMAN ve İSLAM eğitimi şart. Başka türlü sert kalpler , mütemerrit nefisler yumuşayıp ıslah olmazlar. İnsanları vahşi hayvanlardan ayıran özellik de budur. Hayvanlar VAHŞETLE , İNSANLAR ŞEFKATLE belirginleşir. Mesele HAK ve ADALET duygusunu kalplerde hakim kılabilmektir. Başaramaz iseniz GÜÇ ve KUVVET EGEMEN olmakla kalmaz ZALİMLEŞİR..!.....
19 Kasım 2009 Perşembe 14:37
HAK EGEMEN OLMADIKÇA ..!..
 // İhsan KALENDER
HAK ve ADALET EGEMEN olmuyorsa GÜÇ ve KUVVET EGEMENLİĞİ ön plana çıkar..!.. O takdirde VAHŞET EGEMEN olur..!.. KALPLERİNE ALLAH KORUSU yerleşmeyen ZÜMRE veya AŞİRETLERİN EBEDİ AKİBETLERİ de BERBAT olur. İMAN ve İLAHİYATIN yeterli derecede şırıga edilmediği açık-seçik görülüyor. ALLAH'TAN KORKMAYANLARIN AKIBETİ HAYRA yorulmaz. MAZLUMUN AHINI ALANLAR İFLAH OLMAZLAR. ŞERDE inat edenleri ALLAH sevmez, kullarda sevmez....
19 Kasım 2009 Perşembe 14:25