İbrahim Genç

İnsanlığın ortak acısı: Hocalı katliamı

26 Şubat 2013 Salı 20:46

Yeryüzünün uzaktan kumandalı savaşlarına tanık oluyoruz, insanların vahşice katledilmelerine… Kentlerin ve köylerin bombalarla darmadağın edilmesini izliyoruz, sürgün yollarına düşen binlerce yüreği… Anneler görüyoruz, günlerce aç perişan; çocukları görüyoruz bir deri bir kemik… Çocuğunun bir mezarı olsun diye çırpınanların sesini duyuyoruz, sorgularda kaybedilen insanların yüzlerini yüreklerinde taşıyanların haykırışlarını…

Ve yıllardan beri izlemeye devam ediyoruz; Kadim topraklarda Ermenileri, Hama’da Arapları, Halepçe’de, Roboski’de Kürtleri, Srebrenitsa’da Boşnakları ve Hocalı’da Azerileri… Kimsenin kimseden alacağı yok, kan yok akıtılması gereken. Kimsenin kimseden alacağı yok, sararmış defterinde soluksuz bir geleceğin? Yarınlara dair umutlarını ana dilinde cıvıldayan çocukların katili olmaya aday kim(ler)?

“HAÇIN HATIRI İÇİN”

Bugün insanoğlu; türlü varlık ve nesnelerin fetişizmine kapılarak katliamlar yapmaktan geri durmuyor. Yıllar önce Ermenileri katledenler, “Ermeni öldürenlerin cennete gideceği” propagandasını yaptılar. Bu yüzden kimi Ermeniler, yollarda açlıktan ve soğuktan öldüler; kimileri hiç sorgusuz kurşuna dizildiler… İnsanlığın özgürce onurlu bir yaşam arzusuna sırf kendi egoları için, kutsadıkları iktidarları adına Hama’da, Halepçe’de kendi dindaşlarını katletmekten geri durmadılar. Hocalı’da onlarca Azeri’yi katledenler, geçmişin intikam arzusuna buladılar Haç’larını.

İşte bu yüzden Hocalı’da yaşananlar, katliam olmaktan çıkmış ve bir soykırım halini almıştır. Nasıl bir öfkedir ki insanların derileri soyulabiliyor, gözleri çıkarılabiliyor… Nasıl bir vicdansızlık ki minnacık çocukların kafaları ezilebiliyor, bedenleri paramparça edilebiliyor… Nasıl bir ruh halidir ki insanlar duvarlara çivilenebiliyor, gencecik kızlara tecavüz edilebiliyor… Nasıl bir haklılık duygusudur ki insanlar toprağından sürgün edilebiliyor… Bunun cevabı Hocalı soykırımına tanık olan ve daha sonra Beyrut’a yerleşen Ermeni gazeteci Daud Kheyriyan’ın “For the Sake of Cross” (Haçın Hatırı İçin) isimli kitabında verilir: “...Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı’nın1 kilometrebatısında bir yere 2 Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hâlâ yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir şey yoktu. Ben Şuşa’ya döndüm. Onlar Haç’ın hatırı için savaşa devam ettiler.”

Hocalı soykırımıyla ilgili insanın tüylerini diken bazı ifadeler de Karabağ hareketinde önemli bir isim olan Zori Balayan’ın Ruhumuzun Canlanması kitabında geçer: “Biz arkadaşımız Haçatur'la ele geçirdiğimiz eve girerken askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğunun bağırış çağırışları çok duyulmasın diye, Haçatur çocuğun annesinin kesilmiş memesini çocuğun ağzına soktu. Daha sonra bu 13 yaşındaki Türk’e onların atalarının bizim çocuklara yaptıklarını yaptım. Başından, sinesinden ve karnından derisini soydum. Saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü. İlk mesleğim hekimlik olduğuna göre hümanist idim, bunun için de Türk çocuğuna yaptığım bu işkencelerden dolayı kendimi rahatsız hissetmedim. Ama ruhum halkımın yüzde birinin bile intikamını aldığım için sevinçten gururlanırdı. Haçatur daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türk’le aynı kökten olan köpeklere attı. Akşam aynı şeyi üç Türk çocuğuna daha yaptık. Ben bir Ermeni vatansever olarak görevimi yerine getirdim. Haçatur da çok terlemişti, ama ben onun gözlerinde ve diğer askerlerimizin gözlerinde intikam ve güçlü hümanizmin mücadelesini gördüm. Ertesi gün biz kiliseye giderek 1915'te ölenlerimiz ve ruhumuzun dün gördüğü kirden temizlenmesi için dua ettik. Ancak biz Hocalı'yı ve vatanımızın bir parçasını işgal eden 30 bin kişilik pislikten temizlemeyi başardık (wikipedia.org).”

Bütün bu yapılanları Ermenilerin onayladığını söyleyemeyiz. Ama unutmamalıyız ki her toplumda sapık ruhlu insanlar vardır. Türkiye’de vahşeti onaylayan az mı insan var? Dersim soykırımında yapılanlar, Roboski katliamında gözlerimize çarpanlar, Van depreminde ayyuka çıkan ayrımcı söylemler, Kürt gençlerinin parçalanmış bedenlerine ip bağlayıp yerde sürükleyenler, sosyal medyada paylaşıp bu vahşetten zevk alanlar az mı Türkiye’de? Bu sebeple de Ermeni soykırımı konuşulurken “Türkler”, Hocalı soykırımı konuşulurken “Ermeniler” ifadelerini kullanmak iki halkı da karşı karşıya getiriyor. Bu iki soykırımda da suçlu olanlar Türkler ve Ermeniler değil. Suçlu, buna sebep olan yöneticilerdir.

Bu sebeple de Hocalı soykırımı ele alınırken bunun şoven-ırkçı duygulanmalara neden olması engellenmelidir. Çünkü insan olarak sadece Hocalı soykırımını değil; Ermeni ve Dersim soykırımını da, hatta Roboski katliamını da görüp empati kurmalıyız. Bu anlamda Agos gazetesinden “Hocalı’da öldürülen masum canlar için acı duymamak elde mi? O fotoğraflardaki parçalanmış bedenlere yürek sızısı duymadan bakabilmek mümkün mü? İster Azeri, ister Kürt, ister Türk olsun, masum insanların katledilmesinden sevinç duymak insanlığa sığar mı?” diye soran Rober Koptaş’ın “Türkiye’de bugün Hocalı’nın bu kadar büyük bir kampanyayla anılmasının ardında, 1915’in konuşulmasını engellemek, bu konudaki tartışmayı bastırmak ve bu konuda milliyetçi bir yığınak yaparak milliyetçi-ulusalcı söyleme yeni cephaneler sağlamak çabası var. Yok diyebilir misiniz?” tespiti de dikkat çekicidir.

Bütün bu acılar karşısında sağduyuyu kaybetmeden, soğukkanlı bir şekilde durabilmeli ve acıları ortaklaştırmalıyız. Bu anlamda insani-vicdani hassasiyet doğrultusunda sadece bize yapılanlara değil, başkalarına yapılanlara da duyarlılık göstermeliyiz. En önemlisi de geçmişin hataları üzerinden yarınlara ipotek koymamalıyız. Bir acıyı paylaşmak ve duyarlı olmak bizi kin ve nefret tohumlarını yeşertmeye götürmemeli. Artık herkes geçmişiyle yüzleşip yarınlara bir barış bırakmalı. Bu anlamda dünyaca ünlü Azeri yazar Ekrem Eylisli’nin Ermenilerle ilgili söylediği kardeşçe sözler önemlidir. Eylisli’nin mesajının aksi sedasını Erivan’dan da duyabilmeli ve acıları ortaklaştırmalıyız. Azeri halkı da Eylisli’yi linç etmek ve tehdit etmek yerine yarına bırakılacak bir barışta en ön safta olmanın mücadelesini vermelidir.

Bu yazı toplam 9715 defa okunmuştur
katliaamı kınamanın verdiği mutluluk
 // gökhan
ÖNCELİKLE BÖYLE GÜZEL BİR YAZI KALEME ALDIĞINIZ İÇİN SİZLERE SONSUZ TEŞEKKÜRLER.SEVĞİLİ KÜRT KARDEŞİM SEN HOCALI İÇİN GÖZ YAŞI DÖKTÜKÇE BEN DE HALEPÇE İÇİN GÖZ YAŞI DÖKMEZ İSEM İNSANLIK ONURUMU AYAKLAR ALTINA ALMAZ MIYIM?HER ŞEYİYLE ÇEKİLEN ÇİLELER VE HER TÜRLÜ İÇ VE DIŞ MÜDEHALELERE RAĞMEN BİRLİKTE YAŞAMANIN ONURUNU VE MUTLULUĞUNU YAŞAYACAĞIMIZ GÜNLER YAKINDIR.Yeter ki acılarımız paylaşalım mutluluklarımızı paylaşalım....
12 Mart 2013 Salı 08:35
roboskide peyanisde,antepde bizim acımız.
 // yurtsewer yurttaş
şivan yazdığına aynen katılıyorum.sözde vatandaş gibil at gözlüğü takanlar amerikan israil oyununu göremezler..hala roboski yi sakız gibi kullanarak kendi vatandaşıymış gibi ,gerçekleri göremiyecekler.ula sözde yurttaş uyan roboskiler bingöller,peyanıisler antepler ankara kumrular muğlalı olayı bizim acımız senin hiç olmadı olmayacak....
02 Mart 2013 Cumartesi 11:07
gerçek niyet
 // emmo
Ne yazıkki benzetmelerin gerçek yüzünüzü göstermeye yetti arttı bile...
01 Mart 2013 Cuma 21:43