Mehmet Dinç

İnsanın derinliklerindeki suskunluklar

03 Haziran 2013 Pazartesi 18:06

Bazen, insan hızla geçip akan zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibidir. Çoğu kez kaybeder kendi zamanını; bu dünyada yaşar da kendi zamanını yaşayamaz bir ruh haline girer. Bir şeylerin telaşı, bir şeylerin endişesidir uzaklara savrulmasında neden olan. Bedensel olarak orada bulunsa da yine de ruhen uzaktır her şeye ve her kese. Yalnızdır bu tür insanlar. En kötü yalnızlıktır, kalabalıklar arasında ruhunu yalnız hissetmek. Bazen yalnızlıktan kurtulma çabasına girse de, örneğin, bir duyuş, bir seziş, bir görüş etkilese de ruhunu, yine de bakışların çakışması, duyuların karşılıklı çarpıntıları saman alevi gibi bir anda parlar, ama sonrasında araya koca bir yaşam girer. Emin olamama, yanlış anlaşılmaya sebep vermemek içindir tüm çaba tüm iyi niyet.

Bazen de debisi yüksek, durgunmuş izlenimi veren yorgun ırmaklar içinde yorgun sandallar gibidir insan. Kendini akıntıya bırakan, bazen takıldığı nesneler, yaşamlar, yeni arkadaşlıkları düşünerek başı öne düşmüş yorgun insanlar gibi salına salına akıntının gideceği yöne kendini bırakan.  Yine bir anı düşünürken irkilen, geriye dönmek isteyen fakat emin olamamanın ızdırabıyla, geçmişin güzel bir anına tebessüm ederek  kendini ırmağın sessiz, derinden hissedilen akıntısına bırakan.

Bazen savaşlardan arta kalmış harabe bir kent gibidir insan. Can damarları kesilmiş, susuz, ışıksız ve gıdasız bırakılan. Katiller, diktatörler, apoletler, mazlumlar, masumlar ve maktuller ile iç içe yaşayan. Ölmemişse de beyni şiddetli travmalar geçirdiğinden dolayı her gün beyincik ölümü yaşayan. Hal böyleyken şiddet sarmalı içinde kendi kendine yalnızlaşan, acının coğrafyasında kendinden geçen, kendini insanlığa adayayım derken kendini ve yanı başındaki değerli olanı unutan, belki de kendini kurtaracak bir kapının açılmasına ramak kala yine efkarın, öfkenin ve  çaresizliğin dışa vurumu yazmaya geri dönen.

Bazen etrafındakileri üzmekten, incitmekten ve kırmaktan endişe duyar insan. Zamanını beklemek için çoğu kez erteler düşüncesinde geçenleri, öteler söyleyeceklerini. Öteledikçe bir yumruk gibi gelir boğaza dayanır söz. Sonrasında sırası gelmemiş bazı cümleleri kurmamak için, göz göze gelindiğinde yere saplanır bakışlar. Emin olunmayan duyguları incitmemek için.   

Bazen insan söylememenin erdemine ulaşır. Söylememek, karşısındakini, kendinden daha fazla düşünmektir. Bir duyguyu, bir heyecanı, bir istenci belki de aşkı söylememektir erdemli olan. Karşısındakini, kendinden çok düşünmek, eni sonu birini kendinde hapsetmek istememektir. Ne de olsa her ilişki biraz birbirinde hapis olmaktır. Bazen sen gardiyan olursun, o mahkum, bazen de o gardiyan olur, sen mahkum.

Bazen apak bir güvercin gibi bakmalı yanındakine insan. Gökyüzünün mavisine salıvermesini bilmeli sevgiyi. Sevgi varsın dolaşsın gökyüzünün mavisinde uçan bir güvercin gibi tüm yaşamı. Sonra yorulmasını beklemeli. Her defasında gelip konuyorsa omuzlarına, açtığın avucuna, işte o zaman emin olunmalı, sevgiden, senin olduğunu bilmekten.

Bazen yalnızlığa çekilip, bir defne ağacının gölgesinde derin bir muhakemeyle düşünür insan. mitolojik çağları, sonra taş devrini, ateş ve tunç devrini. O zamanların yaşanmışlıklarından günümüze değin insanlık tarihinin pek değişmediğini. Yeraltından çıkarılan, tarih kadar eski, çeneleri açık, göz çukurlarındaki kemiklerin efkarlı duruşlarında söylenmemiş sözlerin burukluğu okunur.

Bazen söylenecekse de söylemeyecek insan; savaşların yıktığı kentlerin, şiddete maruz kalmış halkların, yavrusunu kaybetmiş annelerin, diline yasak koyulmuş bir halkın, yakılmış, yıkılmış doğanın gölgesinde, duygularını, hislerini ve kalp çarpıntılarını duymamazlıktan gelecek insan.

Eni sonu hep suskun kalmayacak insan. Ancak kendisine bir el uzanıncaya kadar, kendi duygudaşını sezinceye kadar, gözlerine bakmaya cesaret edinceye kadar, gözlerinde kocaman bir dünyayı görünceye kadar. O gün suskunluğunu bozacak insan.

Not: Taksim direnişi her yönüyle çok anlamlı bir direniş. Hukuksuzluğa bir tepki de Mardin’den vardı.  Halkın olanı, kapitalizme peşkeş çekerseniz olacağı bu. Hükümetin bu icraatlarından vazgeçmesi gerekmektedir. Taksim direnişi hükümetin icraatlarının artık yurttaşların canını, vicdanını ve psikolojisini acıttığının bir sonucu. Buradan bir kez daha hatırlatmak istiyorum; çoğulcu demokrasi, ben yaptım oldu, demekle yürütülmez. Sokağın sesine kulak vermeli. Yaşasın taksim gezi parkı! 

Bu yazı toplam 4119 defa okunmuştur
22:36
 // Hasip
Selam mehmet hoca senmısın...
07 Haziran 2013 Cuma 22:36
eşk...
 // serhadi
seet xweş......
04 Haziran 2013 Salı 09:10
Çı jı mera ?
 // Mehemedé Paloyé
Xwedé aqıl ki bıde me Kurdan !...
04 Haziran 2013 Salı 00:26