İbrahim Genç

İktidarın gücü, uşağın sözü

16 Eylül 2011 Cuma 14:33

Türkiye’nin sorunlarını çözüp yurttaşlarının yaşam standardını yükseltememesinin nedeni “iktidar”ın görkemli gücüne kapılanların tavırlarıdır. Bu tavır; ya gerçekliğin ve doğru olanın medya-yazarlar eliyle çarpıtılması şeklinde ya da iktidarın ileride uygulamaya koyacağı politikalara ön hazırlık amacıyla yurttaşların yeni teori ve kavramlara alıştırılmasıyla gösterilir. Böylece iktidarlar, yurttaşlarını çeşitli oyunlarla, duygusal yönlendirmelerle ve zihinsel çarpıtmalarla kendi anlayışlarına hazırlarlar. İşin sonunda da iktidarlar, yeterince güç depolayıp büyüdüğünde herkesi bir seçim yapmaya zorlarlar. Kimi eski ABD Başkanı Bush’un dediği gibi “ya bizdensiniz ya da düşmanımız” der, kimi de “Taraf olmayan bertaraf olur” diyerek bu seçimi dayatır.

Yeryüzündeki iktidarların güçlerine güvenerek yaptıkları bu baskılara karşı ancak dürüst ve onurlu kimseler dik durabilir. Çünkü dürüst ve onurlu birey, mücadelesinde çıkarsız davranacağı için hiçbir gücün onu yönlendirmesi söz konusu olamaz. Aynı zamanda onurlu ve dürüst kişilik, dünyayı değiştirebilecek gücü kendinde bulabilen devrimci bir özellik taşır. İktidarların gücüne biat edenleri tarih utanç sayfasına kaydederken; çıkarsız, hiçbir hilekarlık gözetmeden, hakkın izinden gidip de halkına hizmeti gözetenleri ise ömür boyu bir kahraman olarak hatırlama ile ödüllendirir. Bugün ülkemizde de sorun, ülkemizin ilerlemesine yarayacak sorunların çözümüne katkıda bulunmak yerine iktidarın “Aba altından sopa gösteren” tavrı ya da dünyevî menfaatler uğruna halkı kandıran bazı Kürt milletvekilleri, yandaş medya ve yazarlardır.

Sadece Türkiye’de de değil, dünyanın her yerinde iktidarlar konumlarını güçlendirmek için halkı kendilerine inandırmak isterler. Bunun için de toplumda yeni bir kültür ve algı yaratmak, uygulanacak etkin bir “propaganda”ya bağlıdır. Bu propagandanın inandırıcı olması için öncelikle bunu ortaya atanların ve taraftarların büyük bir coşkuyla buna inanması sağlanır. Bundan sonraki aşamada da iktidarın varlığının zorunluluğu gençlere eğitim yoluyla benimsetilir. Medya aracılığıyla da üst yaş gruplarının, özellikle eğitim-araştırma gibi niteliklerden yoksun halkın güveni kazanılmaya çalışılır. Yine ilk bakışta halkın refah seviyesi için yapıldığı izlenimi veren- ki öyle de olabilir- yolların yapılması ve iletişim olanakların yaygınlaştırılması da iktidarın etki alanını genişletmek amacıyla kullanılabilir. Aynı şekilde halkın zaten hakkı olan ama yapılması ihmal edilenin iktidarca yapılması da yine “propaganda” ile abartılır ve geniş kitlelere ulaştırılır. Beri tarafta yaşam standartları çok geride olan yurttaşların hak arama güdüsü kör bir “kanaatkarlık ve kadercilik” ile dizginlenir. Böylece iktidarlar, çeşitli yollarla yoksullaştırdıkları halka yapılan en küçük hizmetleri bir lütuf olarak sunar ve kendi iktidarını sarsar endişesiyle yurttaşlarının durumuna etraflı bir çözüm bulmaz. Bertrand Russell da “Demokratik ülkelerde en önemli özel örgütler iktisadidir” sözleriyle iktidarların demokrasi kisvesi altında yaptıkları uygulamalara dikkat çeker.

Buradan hareketle yine Bertrand Russell’ın şu ifadeleri de dikkat çekicidir: “İktidar sadece bir parti grubu elinde bulunduğu zaman, sert bir ideolojik sansür de kaçınılmaz olur. Gönülden inanmışlar, yeni inancı yaymaya çalışır; ötekiler ise yeni inanca dış görünüş itibariyle uymakla yetinirler. Birincilerin davranışı zekanın özgürce uygulanma olanağını ortadan kaldırır; ikincilerin tutumu ise ikiyüzlülüğü besler (İktidar, s. 193).” Çünkü iktidar, özünde gücü barındırır ve güç her zaman çekicidir; ama aynı zamanda zulmetmeye de daima meyillidir. Bu aşamadan sonra ortaya çıkan başka bir kontrol mekanizması “korku”dur. İşte bu korku, yurttaşlarından ikiyüzlüler yaratır. İktidarın uşağı olmayı, ona koşulsuz biat etmeyi varlık nedeni saymaya başlar ikiyüzlüler ekibi. Böylece iktidar totaliterleştikçe etrafındaki uşakların efendiye hizmeti, yeni bir bürokrasi de yaratır.

Sonuç olarak ülkemizdeki iktidar da gizliden yaydığı bir korku ile toplumu kontrol altına almaya çalışmaktadır. Bunu inkar edip, kendilerini yegane demokrat olarak da gösterebilirler; ama son sekiz yıllık insan hakları istatistikleri onları yalanlıyor. Kürt sorunu konusunda da iktidar insanları hayretler içinde bırakan bir sapma gösterdi. Öyle ki Türk ve Kürt halkı ısrarla birlikte yaşamaktan yana bir duruş sergilese de işin içinde uluslar arası bir hesap olsa gerek ki bazı siyasetçiler ve çeşitli medya organları halkı kandırmanın her türlü yoluna başvurabiliyorlar. Bana göre Kürt sorununun çözülememesi diye bir sorun yok. İnanıyorum ki herhangi bir çıkar peşinde koşmayan, onurlu ve dürüst ve de ülkesini seven herkes için Kürt sorununun çözümü çok basittir. Ama Avrupalı, ABD’li ve İsrail silah şirketlerini zengin etmek isteyenler; uluslar arası bir tezgaha alet olanlar bu sorunu asla çözemezler. Şimdi korkulması ve üzerinde durulması gereken nokta AKP’nin savaş politikasına dönmesinin Batılı güçlerin karıştırdığı Ortadoğu’daki gelişmelerin bir parçası olup olmadığıdır.

Bu yazı toplam 5310 defa okunmuştur
Silah
 // ahmet er
''ama Avrupalı, ABD’li ve İsrail silah şirketlerini zengin etmek isteyenler; uluslar arası bir tezgaha alet olanlar bu sorunu asla çözemezler''

Yani PKK çözemez;

AKP iktidarı uşaklık yaparsa 4 sene sonra halk onu indirir,
PKK iktidarı uşaklık yaparsa onu kim değiştirecek?...
17 Eylül 2011 Cumartesi 09:38