İbrahim Genç

Hewler, Rojava, Kürtler

27 Mayıs 2013 Pazartesi 11:18

Ortadoğu’da güçler arasında mücadelenin yarattığı sarsıntılarla sürekli yeni süreçler gelişiyor.

Birbirini doğuran süreç ve dengeler içinde Ortadoğu ülkeleri “Ne kaybetmeyebiliriz?” sorgulamasına girip savunma pozisyonunda dururken; Batılı Güçler ise “Ne alabiliriz?” sorgulamasıyla emperyal kârın hesabını tutuyorlar.

Bu ilerleyen süreçte özel ve önemli bir konumda Kürtler karşımıza çıkmaktadır. Çünkü geçmiş yüz yılın kandırılanı ve kaybedeni  olan Kürtler, milenyum çağının son oyunundan kârlı kalkmak istiyorlar.

Bu sebeple de devletleri olmadığı için onlar da “Ne alabiliriz?” sorusunu soruyorlar. Burada Kürtlerin emperyal-yayılmacı bir politikası söz konusu değil. Kürtler sadece kendilerinin olanı ne eksik ne fazla; hak neyse onu talep ediyorlar. Tabi Kürtlerin bu talebi, yurttaşı oldukları ülkelerden karşılık bulamıyor. Ta ki Batılı güçlerin müdahalesiyle başlayan yeni süreçler, Kürtler için çeşitli fırsatlar yaratana dek.

Bu anlamda Türkiye’de başlayan barış sürecini de Suriye Kürtlerinin özgürleşme atılımlarını da Ortadoğu’da işleyen süreçlerden bağımsız ele alamayız. Bugün Suriye Kürtlerini ele aldığımızda, son on yılda girdikleri yoğun örgütlenme sayesinde Suriye karmaşasında akıllı ve etkili siyasi hamlelerle kısmî bir statü elde ettiler. Suriye’de Kürtlerin bazı kentlerde kansız bir devrimle kontrolü ele almasının bir nedeni her ne kadar yıpranmış Baas rejiminin yeni bir cephede savaşı göze almamasıydıysa da ikinci neden de Kürtlerin kendi bölgelerinde yoğunlaşmış örgütlü yapılarıydı. Burada Kürtleri sokağa dökebilen ve aynı anda hareket ettirebilen; farklı coğrafyalarda yaşayan Kürtler arasında (özellikle Türkiye Kürtleriyle) konfederal bir çizgiyi oturtabilen PYD (Partiya Yekîtiya Demokrat)’ın çalışmalarını unutmamız gerekiyor.

PYD’nin siyasi anlamdaki örgütlülüğünün yanında kurduğu YPG silahlı gücüyle de örgütlülüğünü korumaya alması, Suriye karmaşasında ne  kadar lazım olduğu sonraki süreçlerde ortaya çıkmıştı. Çünkü bir tarafta özellikle Halep gibi şehirlerin Kürt mahallelerinde rejim güçlerine karşı mücadelede ve gerekse de çeşitli ülkelerin desteğiyle Suriye Kürtlerinin kazanımlarını yok etmek için Kürt bölgesine sızmaya çalışan El-Nusra gibi çetelere karşı verilen mücadelede bu elzem durum ortaya çıkmıştı. Tabi bu, PYD’nin YPG aracılığıyla diğer Kürt siyasi ve örgütlü yapılar üzerinde baskı oluşturması anlamına gelmiyordu. Ama PYD çok basit bir şey söylüyordu:  Hewler antlaşması gereği oluşturulan Kürt Yüksek Konseyi bünyesinde hareket edilip YPG şemsiyesi altında tek bir silahlı grup oluşturmak.

PYD bunu söylerken farklı silahlı yapıların Kürt bölgesinde olmasının sorun çıkaracağını düşünüyordu. Ki silahlı çeteleri ve rejim askerlerini de bu sebeple Kürt bölgesine yaklaştırmamaya çalışıyordu. Sonuçta PYD, özellikle halktan aldığı destekten dolayı Suriye Kürtlerini temsilde en etkili örgüt oldu. Fakat başta Abdülhakim Başar’ın El-Parti’si (Suriye Kürtleri Demokrat Partisi) olmak üzere bazı diğer küçük partiler, bu realiteyi içlerine sindiremediler.

Oysa PYD, tüm halk gücüne rağmen Hewler antlaşmasıyla ortak bir temsili kabul edip Kürt Yüksek Konseyinin denetimine girmeyi kabul etti. Bütün bunlara rağmen Suriye Kürdistanı’nda bugün Kürtler arasında bir iktidar kavgası baş göstermeye başladı. Burada özellikle Abdulhakim Başar’ın Irak Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani eliyle girdiği bir iktidar hırsı söz konusu. Tabii Sayın Barzani’nin de El-Parti’yi kullanarak etkili olma gayretleri, Rojava halkının tercihlerine rağmen devam ediyor.

Öyle ki Irak’ta KDP’nin El-Parti üyelerine silahlı eğitim verdiğini PYD kaynakları dile getiriyorlar. Bu sebeple de Suriye Kürdistanı’na kaçak yollarla girmeye çalışan 74 El-Parti üyesi, YPG asayiş güçlerince göz altına alınıyor. PYD, asayiş güçlerinin her türlü illegal sızmaya karşı rutin bir uygulamayı yaptıklarını dile getirirken Irak Kürdistan Bölge Başkanlığı yazılı açıklamayla tehditler savurmuş El-Parti yetkilileri ise Hewler antlaşmasının geçerliliğinin kalmadığını dile getirip Sayın Barzani’yi de provoke edecek bir yaklaşım sergilemişti.

Özellikle Bölgesel yönetimin açıklamasında; PYD’yi insan kaçırma, öldürme, işkence etme gibi vasıflarla değerlendirmesi, yeni kararlar alınabileceği tehdidi PYD tarafından sorumsuzca bir açıklama olarak değerlendirildi. Aslında açıklamanın sertliği, KDP-El-Parti arasındaki ittifakın derinliğini de gösteriyor. Şimdi PYD yetkilileri, Kürt Bölgesel Yönetimiyle bir görüşme  yapmak için çabalıyorlar. Çünkü PYD karşılıklı restleşmenin, Kürtlerin kazanımlarını sekteye uğratacağının farkında.

Sonuç olarak Suriye’yle ilgili yeni toplantılar yapılıp yeni bir süreç şekillendirilirken Kürtlerin birlik olma noktasında daha dikkatli davranmaları gerekiyor. Sayın Barzani’nin Rojava’da zorla kendini lider olarak kabul ettirme çabaları Suriye Kürtleri arasında kutuplaşma yaratacağı için bunun tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor.

Her Kürt coğrafyasının yarattığı kendi aktör ve önderlerine diğer parçadaki liderler saygı duymak ve onlarla birlik yönünde ilişkiler geliştirmek zorundadır. Çünkü Kürtler önünde artık sadece “kazan-kazan” seçeneği var. Aksi takdirde Kürtler, bu yüz yılın kaybedeni olurlarsa artık bir daha toparlanmaları zordur. 

Bu yazı toplam 10572 defa okunmuştur
,,,
 // simko56
kürtler şayet suriyede kardeş kavgasına girerse lütfen hep bir ağızdan şu duayı edelim.o duada yarab biz kürtlere saddamın attığı kimyasalından nasip et olsun çünkü öle bir durumda özgürlüğümüz hayal olacak. çünkü esaret altındaki bir yaşamı ölmeye tercih etmek asilliktir....
27 Mayıs 2013 Pazartesi 22:11
yazık
 // zanyar muhabat
barzaniye yakışmıyor...elinde güç var ama nerelere kullandığı belli...
27 Mayıs 2013 Pazartesi 17:15
açıkdeniz ve kürt geleceği
 // şivan
kürtler suriyenin akdeniz sahilinde toprak sahibi olmadan suriye kürtleri ve barzaninin işi gerçekten zor. petrol ihracat ithalat ulaşım vb her konuda açık denize kürtlerin ihtiyaçları var. kürtler biribiriyle çatışacaklarına akdenizden yer elde etsinler bu fırsat 1000 yılda bir gelir....
27 Mayıs 2013 Pazartesi 16:15