Özgür Amed

Hevalê Mozart, Fîskaya ve Orkestra!

12 Mayıs 2013 Pazar 10:30

2007 yılının o sabahında, bir kemancı Amed şehrinin en kalabalık, insanların vızır vızır geçtiği Ofis semtinde bir konser verdi. Daha ziyade bir mahalle delikanlısını andıran müzisyen bir çöp kutusunun hemen yanında, duvara dayanmış bir halde, 1,5 saat boyunca Schubert ve diğer klasik bestecilerin eserlerini çaldı.

Bin yüz kişi hiç durmadan koşar adım geçti. Yedi kişi bir andan biraz uzun süre durdu. Otobüs ve minibüs şoförleri dönüp bakmadı bile. Kimse alkışlamadı. Durup bakmak isteyen çocuklar oldu, ama anneleri tarafından sürüklenerek götürüldüler. 

Onun Joshua Bell, dünyanın en çok aranan ve beğenilen virtüözlerinden biri olduğunu kimse bilmiyordu. Bu konseri Yenişehir Belediyesi organize etmişti ve konser onların şu soruyu sorma biçimleriydi:

-Güzellik için vaktiniz var mı?

Evet, hal û ahval budur dostlar. Umarım etkilendiniz hikâyeden. Gördüğünüz üzere sanat ölmüş! Klasik müzik bitmiş. Joshua’yı nasıl olurda kimse tanımaz, aklım almıyor. Hikaye için prezedir diyorsanız kısmen katılıyorum size. Hikâye gerçek ama yaşandığı yer Amed değil Washington idi ve düzenleyen de bir gazeteydi.

Başkent Washington “güzellikleri” hak ederde Başkent Amed etmez mi? Fazlasıyla eder.

Büyükşehir Belediyesi Aram Tigran Kent Konservatuvarı’nın davetlisi olarak kente gelen, dünyaca ünlü violin profesörü Rudolf Koelman tarafından 2005’te kurulan çokuluslu Zürih Sanat Üniversitesi Yaylı Sazlar Orkestrası Amed’te konser verdi. Bol bol kelle paçanın tüketildiği bu entelektüel girişim halka da açıktı. Geçen Çarşamba akşamı Fiskaya’nın uçurumuna bakan son noktada, gölgesi deniz değil de insana düşen surun dibine çömeldi insanlar ve bu orkestranın vereceği konseri bekledi. Her şey tamam da orkestra konseri nedir arkadaş?

Şüphesiz çoğumuzun kafasını meşgul eden ama kimsenin karizmayı çizdirmemek adına soramadığı bazı durumların olduğu bir gece idi. Çalınan aletler, çıkan sesler, kulağa yol alan melodilerin imgelem ve simgelem dünyamızda ki eksperyonist dışavurumun tumturaklı manası hepimizi mest etmiş durumda. Amman sabahlar olmasın mirim! Birazdan ortam Mozat kokacak, Vivaldi yeni ciğerden çıkmış, Keçi Burcun’da facebookluk iki fotoğraf çektirmiş halde yanımızda, içimizde, kulağımızda olacak. Ve elbette Beethoven! O sağır hali ile 9.senfoni gibi bir müzikal mucize yaratan güzel abim. Evet, bu gece bunlarla olacağız. Onu biliyoruz az çok ama soru mühim ve hala geçerli: Orkestra konseri nedir arkadaş?

Konserin olacağı mekanda çay dağıtan bir arkadaş telefonda konuşuyor bir arkadaşı ile. Durumu anlatıyor ve bu gece mekanda konser olduğunu söyleyip bir şeye ikna etmeye çalışıyor. Anlıyoruz ki karşı taraf  “Ne konseri? Kim gelî?” diye soruyor. Arkadaş cevap veriyor: “Yaw konser işte! Hanê bu şarqî söylemiler, sadece çalîler! Böyle sehneye 10-15 kişi bi seferde çıxî… Ondan işte”

Tabi ya! Şarkısız kalabalık konser işte. Bu konseri fırsat bilen fularlı arkadaşların caka satma çabaları da dikkatimden kaçmıyor. Aramıza sızmış müzik uzmanları bunlar.

Buyurun onları dinleyelim…

Sağımızda “Duyuyor musun keman sesini? Çaykovski’nin çığlığıdır bu.” Çığlıkları yükselirken; solumuzda “Günde iki kez şawşank rıdampşın filmindeki o şahane müzik sahnesini izlerim. Bu gecede hafif esen rüzgarda da o tat yok mu sence? Mozart sağ olsa gerçekten şahê dengbejan hatta Mozartê Amedê olurdu.” yorumları havada uçuşuyor.

Konser devam ediyor. Getirdiği battaniyesinin üstüne uzanıp çekirdek çıtlatarak klasik müzik dinleyen kitlenin akrabası olduğunu tahmin ettiğim birkaç kişi hemen yan taraftaki Ticaret Sanayi Odası binasının çatısında beliriyor. Yaşını almış mantolu bir teyze de orada. Çatıda dolanıyor. Arkadaşım teyzenin durumunu “Damdaki Kemancı” meselesine bir gönderme olduğunu iddia ediyor. Susturuyoruz.  Olası her etkinliği çevredeki en yüksek yerden izleme hastalığımızın her konserde geçerli olduğunu bir kez da daha idrak ediyorum. Havada karada tırmanacak bir şey bulup öyle etkinliğe katılım sağlıyoruz.

Katılım sadece bu yönlü değil. Üzerimizden ha bire alçak uçuş yapan alçak bir helikopter de var. Ha bire tur atıyor. Gaz atsa daha iyi. Sonra anlıyoruz ki devletin konsere katkısı imiş. Meğerse orkestradaki çello eksikmiş. Araya giren helikopter sesi, sadece ve sadece o sesi tamamlamaya yönelikmiş. Allahtan sadece çello eksik! Yanı başımızda akrep, toma ve panzerlerde var. Onlarda yerlerini almış. Keman hafif nota kaydırsa toma su sesi ile tamamlayacak, violin az naz etse panzer dürtecek bizi. Bu da devletin müziği. Faşizmin notalarını çok güzel çalarlar. Ondandır her etkinlikte onlarda sağda solda bitiyor. Helikopterlerle eşlik ediyorlar. Amed’te kültür sanat şimdilik böyle devam ediyor.

Tarihin dibinde, Dicle nehrinin tanıklığında Zürih orkestrası ile “üst” kültürün kimliğinden müzikal anlar yaşıyordu kitle. Hemen “alt”ımızda alt kültürün feleğinden geçmiş, sosyolojik evrimini tamamlamış, bazen bir haber paragrafının “sabıkalı” gençleri de ateş yakmış, şarjı iyi dayanan bir telefondan “şarkılı bir müzik” dinliyor. Çünkü aynı yerde bir önceki gece molotoflar patlamıştı. Evlere baskınlar yapılıp gençler gözaltına alınmış bazıları tutuklanmıştı. Gece de eylemselliğe dönüşmüştü. Haberler iki polisin yaralandığını bildiriyordu. Aslında gerçek şu idi: Fiskaya’da hemen her gece eylem var. Orası her gece ablukada. Dicle nehrinin derinliklerine vahşice gömülen Murat İzol’un gölgesi yanı başımızdan eksik değil.

Bu kentin belleği şizofrenik. Saat tiktakları arasında iki farklı dünyayı aynı anda aynı mekânda yaşıyorsunuz. Orkestra herne peş parçasını da yorumladı. Sonra ay dilberê dedi. Feqiyê Teyran’ın ruhu çepeçevre sardı bizi. Aram Tigran parçada diyor ya “Tu him derdî him dermanî”, Amed’in meselesi de o. Her şey birbirinin zıddını birbirinden bağımsız oluşturup kendini tamamlıyor. Güzellik için vaktimiz var. Ama her güzellik için bir bedel ödüyoruz. 

Konser biterken tomalarda bizimle beraber yol aldı… Gözyaşı fabrikasından seri üretimi bir türlü bitmeyen ve kendisine yüklenilen bir iki insani hormon sayesinde ayakta kalabilen Arınç’ın da dediği gibi. Cehenneme kadar yolunuz var sevgili tomalar. 

Bu yazı toplam 9097 defa okunmuştur
xwaş
 // sputnik
çok güzel yazmış. ji deste we eş nebine...
26 Şubat 2014 Çarşamba 14:05
19:25
 // anti gewer
yahu bari gewer ismiyle yazma da gewerin ismi oduna kalasa çıkmasın.okuduğunu anlamiyorsan yazar ne yapsin.bence yazar mizah yaparken de ciddi yazarken de çok mahir.yazılarını dört gözle bekliyoruz....
13 Mayıs 2013 Pazartesi 19:25
18:23
 // farqin
bişey anlamadım...
13 Mayıs 2013 Pazartesi 18:23