Özgür Amed

Heso, Heso'nun Pısqılêtî ve AKP....

17 Şubat 2013 Pazar 11:33

Sanırım 15-16 yıl etti. Hey gidi günler diyesim geldi, içimde kalmasın diyeyim bari.

Hepimizin saçlarımızı Amerikan traşı etmek için fırsat kolladığı, hormonların saçma sapan işleyip bizi günahtan günaha itekleyerek kendisine hiç yakışmayan şeyler yaptığı zor zamanlardan geçiyorduk. O aralar nerden estiyse artık, kişisel gerileyiş kitaplarından birinin gazı ile yükselmeye karar verdim. Yaklaşık 9 kat yüksekliğinde olan binamızın damına çıkarak ruhsal bir arınma yaşadım. Binamızın tepesinden hemen hemen tüm Amed’i görebiliyordunuz. Gözlerimi uzağa dikerek neyşınıl coğrafik belgeselinde ki kartal gibi süzdüm Amed’in dört bir yanını. İçimden derin düşüncelere dalmıştım. Kitaplarında, yazılarında hiçbir şey söylemiyormuş gibi yazan ama her şeyi yazıp öyle ölen Çehov gibi duruyordum. O damda sadece durmuyordum. İçimde tsunamiler esiyordu! Orta Dünya’dan Saruman’ın gözü sanki üzerimde idi. Bir yanım Mahmut Tuncer gibi cenderme cenderme, diğer yanım devlet gibi Jitemkar! Gözlerimi son defa keskinleştirerek sokağın başında duran Heso’ya bakıyorum. Anlıyorum ki sabahtandır arınma marınma, Amed’i kuş bakışı izleme falan hepsi preze… Odaklandığım tek bir yer var. O da Heso ve Heso’nun pısqılêtî…

Nalet gelsin! Bilmiyorduk. Bisiklet sürmesini bilmiyorduk arkadaş. Ma nasıl öğreneydik? Elalemin oğlu bir teşekkür getirince bisikleti altında oluyordu. Ben 10 yıldan fazla karneyi full 5 ile getirdim, babamdan aldığım tek şey bir dondurma idi. O da kardeşlerim ile paylaşmam sözü ile tabi…Neyse neyse! Şimdi bu acıklı kısımlara girip ağlatmak istemiyorum sizi. Meramıma devam edeyim... Özellikle okul tatilinin başlaması ile o dönem top oynama işlerinden sonra derdimiz bisiklet idi. Mehlede bir kurmî bisikletçi açıldı. Sokağın bi başından diğer başına 10 kuruşa bir tur veriyordu. Hepimiz bu muhteşem anı değerlendirmeye çalışarak bin dereden su getiriyoruz. Mehlede ki bisiklet sınavımızın başkahramanı da malum kişi: Heso…

Heso ilginç bir arkadaştı. 5 dakikalık teneffüs molasında okuldan çıkıp koşa koşa yolları aşıp internet kafeye oturup Kantır oyununu çeviren, iki el ateş edip birilerini öldürdükten ya da öldükten sonra yine koşa koşa derse yetişmeye çalışan bir insan evladı idi. Türüne en son Nepal dağlarında rastlanmıştı.

Heso’ların maddi durumu o aralar iyiydi. Belli başlı alanlarda ona üstünlük kurabiliyorduk ama o çocuk halimiz ile ezildiğimiz durumlar da vardı. Örneğin o malmîrato eskimolar yok muydu! Heso, şorrıkımızı akıta akıta eskimo yerdi. Hemde böyle evde yapılıp mehlede yağ kutusunda satılan eskimolardan değil; renkli ve lezzeti farklı olanlardan alıyordu. Bazen yarısını alır, emerdik imanımız gevreyene kadar. Heso oynadığımz kağıt oyunlarında da baya iyiydi. Üçkâğıtçının tekiydi. Kafası böyle işlere zehir gibiydi.

Nerden aklına geldiyse bir gün karate kursuna da yazılmıştı. Biz tüm mahalle akşamları onu seyretmeye gidiyoruz. Yolda gelirken duçagî falan diyor. Ters tekmeden örnekler sergiliyor. Biz de izlediğimiz onlarca Ninja filminin etkisi ile elbet sallıyoruz ortaya karışık bir iki şey. Biz zavallı gençlik hala korkunç sonumuzun başlangıcından habersiz öyle geçiniyoruz. Sonra olan oldu ve bizimki bir bisiklet aldı. Şimdiye kadar kiralık turlarla ve bizim gibi eşit şartlarda savaşan Heso, sınıf atlayarak bir bisiklet aldı. Almaz olaydı… O bisiklet alır almaz saflaşmalar ve Hesoistler türedi. İnsanlık H.Ö ve H.S olarak ikiye bölünmüştü. Onun peşinden gidip ona arkadaşlık edip yağ çekenlere Heso tur veriyordu.

Öyle herkese de vermidi. Kanunları vardı. Seçimi kendisi yapidi. Kaç binanın etrafında ve kaç tur atacağına yine o karar veriyordu. Benle iki arkadaş hala bu bisiklete binmemiş yeryüzünün son lanetlileriydik. Mecburen teqlecî güvercinler gibi sağına sağına yanaşarak bisiklet ile tur isteğimizi ilettik sözlü olarak. “Oxlım hele bize de bi tur ver, ma ne olmîş” dedik. Heso takmadı bizi. Sonra kara kara düşünüp strateji planladık. Duygusal modlarla Heso’nun ilgisini cezb etmeye çalıştık. Maçlarda onu takıma aldık. Ne yaptıksa boş dava. Baktık olacak gibi değil sordum bir gün Heso’ya “Niye vermisen tur?” diye. “Ben yemin içmişem, kimseye vermiyeceğim tur” dedi. Beyimiz çok sıkılmıştı ona olan ilgiden. Zaten her şey tamam bir yeminimiz eksikti. İnsan küçükken bazı şeyler daha çok inanıyor. Heso’da tur verirse yemini bozulacağından ve yemini bozulursa tekerliği bozulacak, zinciri atacak, pedaller ters dönecek sanıyordu. Bir çare bulmalıydık. Gözümüzün önünde attığı her tur ömrümüzden ömür götürüyordu. Bir gün müzakere için çağırdım. Başladık görüşmelere. Dedim ki ona “Heso, bak yemin içmiş olabilirsin. Ama bu hep böyle devam edecek değil ya. Araştırdım, sordum ve öğrendim ki eğer 3 defa bir kuru ekmeği öpüp ‘yemini bırakıyorum’ dersen o yeninin artık bozuluyormuş. Heger inanmisense git cami xocasına sor”… Heso inandı! Bildiğin çal kekê çal modundayım. Plan tuttu ve akşama kadar o bisiklet ile tur attık. Yıllar sonra öğreneceğim “sistemleri kandırabilirsiniz” diyen Baudrillard’ın taktiğini bire bir uygulamışım da haberim yokmuş.

İşin aslını sorarsanız sadece bundan değil, başka şeylerden de haberim yokmuş.

90 sonrası Kulp bölgesinde ki köyleri yakan komutanın adı Reco idi. Onun “Benden kurtulamayacaksınız. Hep ensenizde olacağım” sözü var. Adam haklı çıktı! Göç edip ondan kurtulduk derken başımıza başka bir Reco çıktı. Bizim Heso’nun da meselesi o. Meğersem AKP’nin aynası imiş taa o yıllardan. 5 dakikada oyun çeviren, aklı dalavereye zehir gibi olan, sermayesi ile yandaş toplayan ve gerektiğinde eline bir araç geçirip bunu çıkarı için her türlü kullanan, bunu yaparken de kural-yasa koyan ve kendisine Müslüman olan iktidar delisi bir parti. Heso ve onun bisikletinin asıl hatırlattığı şey ise başka. O da BDP’nin adaya gitme işine benziyor. Başbakan şuan Heso gibi takılıyor. Kime tur verirse o binip gidecek. Oysa bunları kandırmak ve kimyaları ile oynamak gerekiyor. Siyasi olarak bunu ne kadar başaracağız bilmiyorum ama böyle giderse adaya gidiş kriteri en sonunda vekillere "o piti piti"(aymay kumay) ile seçim yaptırmak olacak. 

“Yıkılsın hesoizm, dönsün artık devran” temennisi ile bir hatırlatma da bulunayım. O bisikletin tekerliği patladığında Heso da yalnızlaşmıştı. AKP’nin de tekerlekleri bir bir gidiyor… Hadê xêrlisi! 

Bu yazı toplam 14225 defa okunmuştur
15:51
 // cizre
yazi yine harika olmus kalemine yuregine saglik ozgur amed......
19 Şubat 2013 Salı 15:51
:))))))))
 // İlon
Gülmekten öldüm ya bir durum bu kadar mı güzel anlatılır....??...
19 Şubat 2013 Salı 09:40
HO lerdendik abé!
 // aram kurdenyan
Biz de bulundugumuz yerin HÖ leriydik,ama noldi? sistemleri kandırmaktan çox,sistemleri degistirmeye calıstık..hesomuz uzaktan kumandalı araba mı aldı,,hemen milleti toplayıp yüzmeye giderdik..heso fotbul topu mu aldı,hemen kumarlı misket oynardk:)
bu yüzden hesomuz,sahip oldugu statünün kendi çkarları lehine degl de kendisini yanlızlastırdğını gördü ve o da bize statüsüz katıldı...
18 Şubat 2013 Pazartesi 13:56