Bedri Çallı

Hemşerum neden geldun Istanbul'a

2007-02-10 01:37:13
Taşı toprağı altındır, diyerek insanlar doğup büyüdükleri beldesini terk edip İstanbul’a yerleşmeyi belki asırlardır sürdürmüştür. Bu gelişmenin bir çok nedeni var, güzel coğrafyası, denizi, medeniyetler beşiği olması, Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapılarının yanında, yaşadığımız asırda başka nedenlerde eklenmiş oldu. İstanbul, özellikle geçen asırda gelişen sanayi ve ticaretin en az %60’ların üzerinde bir performansla ülke ekonomisine önemli ölçüde katkı sunmuştur. Mevcut sanayi ve yoğun nüfus, istihdam açısından tek umut kapısı olarak görülmüştür. Yaşanması muhtemel yüksek şiddette bir deprem açısından, bunun büyük sakıncalar doğurduğu ve aynı şekilde sanayileşmenin buraya yığdırılması, iller arasında büyüme dengesizliği yarattığı aslında tartışılması gereken bir konudur. İstanbul’a göç nedenlerine 12 Eylül ve Son yıllarda yaşanmakta olan çatışma ortamı ve ardından köylerin boşalttırılmasının doğu ve güneydoğuda yarattığı olumsuz nedenlerde eklenmiştir. Kuş’u altın kafese koymuşlar, ama yinede “ah vatan, ah vatan” demiştir derler. Yani zorunlu bir neden olmazsa kimse doğup büyüdüğü nergis ve ters lalelerle süslenmiş, şarıl şarıl akarsuları sesinin, keklik, bülbül, koyun ve kuzu sesi ile bütünleştiği yaylalarını ve dağlarını terk edip İstanbul’a ucuz ücretle, en ağır işlerde çalışmaya gitmez. 1948 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Kabul edilen, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 13. Maddesi’nin 1. bendini Sayın Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’a hatırlatmak üzere aşağıya yazıyorum. Madde 13 1. Herkesin bir devletin toprakları üzerinde serbestçe dolaşma ve oturma hakkı vardır. Sayın başbakanın Rize’li olduğunu ve İstanbul’a gideli çok uzun yıllar geçmediğini biliyorum. Acaba babası İstanbul’a göç ederken, İstanbul’a neden geldin sorusu ile karşılaşsaydı ve hasbelkader İstanbul’a gidişi engellenseydi, bu gün Rize de yaşayan bir Recep Tayip ERDOĞAN olarak, bu muamelenin haksızlık olmadığını söyleyebilecek miydi, merak ediyorum. Sayın Başbakan ve Partisinin Hükümeti süresince yaşanan yanlışlarla birlikte, ülkede çok olumlu hizmetlerinin olduğunu da inkar etmek mümkün değildir. Ancak Kürtlerde bir ata sözü vardır, “her şey inceldiği zaman kopar, ancak insanlar güçlendiği ve kendisini vaz geçilmez olarak gördükleri zaman kopar”. Yani bir şeyler başarıldığı zaman, başarının sarhoşluğu bazen insanlara yanlış işler yaptırır. Zafer sarhoşları ile ilgili İsim zikr ederek örnek vermek istemiyorum, bunu size bırakıyorum. Örneğin sayın Başbakanın Neden geldin İstanbul'a, yerin varmı?, paran var mı?, işin varmı?, sorusunun yanında yine sayın Başbakan’ın son zamanlardaki sert ve şiddet kokan ürkütücü sözleri benim bu tezimi destekler mahiyettedir, elbette sayın Başbakan ve hükümetinin olumlu yönde daha fazla başarı göstermesi hepimizin arzusudur. Ancak endişem o ki, zafer sarhoşluğuyla bu ülkeyi tehlikeli bir kaosun içine çeker, ne dersiniz. Oysa sayın Başbakan’dan İstanbul’a yada ülkenin batısına göç etmenin nedenleri ve gerçekçi çözümü üzerine fikir üretmesini beklerdim. Göç veren illerde, insanların ihtiyaç doyduğu sorunlarının giderilerek tersine göçü teşvik etmesini beklerdim. Ülkede işsizlik oranının %10 olduğu, oysa doğu ve güneydoğuda bu aranın dört katı olan %40 olduğunu iddia ederim. Halen nüfusun %40’ı göç mağdurudur. Bunlar 1994 yılından önce köylerinde üretici iken, ne yazık ki bu gün tüketici durumundadır. O zamanlar ekmek veren insanlar bu gün avuç açan, bir poşet erzak veya bir torba kömür için kavga eden insanlar durumuna gelmiştir. Bu bölgede ekonomik, sosyal, eğitim, sağlık ve psikolojik sorunlar had safhadadır. Ülkemiz gerçekten çok güçlüdür, Tüketicisi bu kadar çok olan bir başka ülke olsaydı, şimdi çoktan çökmüştü. Bu ülkenin fikir üreten ve bu fikirleri hayata geçirme kudret ve azminde olan insanlara ihtiyacı var. Siz ülkeyi yöneteceksiniz, gerçek sorunu araştırmaya ve o sorunu çözmek için hiçbir şey yapmayacaksınız ve Boğaz köprüsünde karşıma çıkıp, hiçbir sorumluluğunuz yokmuş gibi “Hemşerum neden geldun Istanbul’a yerin varmu?, paran varmu? işun varmu?” şeklinde soracaksınız. Ben de o zaman hadi oradan, deyip BM. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini önünüze koyarım. Kabul ettiremedimse, Fil’in deveden büyük olduğunu hatırlatırım, yani kısacası ülkemin hiçbir beldesine pasaportla girmeyeceğimi ve hiç kimsenin beni zorlamaya gücünün yetmeyeceğini hatırlatırım. 09.02.2007 Bedri ÇALLI bedricalli@mynet.com bedricalli@hotmail.com
Bu yazı toplam 12490 defa okunmuştur