İbrahim Genç

HDP’nin yükselişi karşısında AKP ve CHP

11 Şubat 2015 Çarşamba 11:17

Türkiye genel seçimlere doğru ilerlerken seçim endeksli tartışmalar yoğunlaşmaya başladı. Dolayısıyla ülke gündeminde siyasi partilerin yapacağı manevralar, girişecekleri stratejik ittifaklar, belirlenecek milletvekili adayları profili, seçim programları vb. merak ediliyor. Tabii Türkiye’nin çok erkenden seçim havasına girmesinde birçok faktör etkili oluyor. Söz konusu bazı nedenleri sorular üzerinden somutlaştırabiliriz:

-AKP, 7 Haziran seçimlerinde anayasayı tek başına değiştirecek ya da referanduma götürebilecek kadar milletvekili elde ederse bunu hangi yönde kullanacaktır?

-AKP tasarladığı milletvekili sayısına ulaşıp getireceği başkanlık sistemiyle “Tek adam” yönetimine mi geçmek istiyor?

-AKP’nin güçlenmesi, etnik temelli sorunların çözülmesine rağmen demokrasi alanında gerilemenin olduğu, İç Güvenlik yasalarıyla sivil eylemlerin terörize edildiği ve örgütlenme hürriyetinin kısıtlandığı bir ülkeye doğru gidişi hızlandıracak mı?

-AKP, akıl takımının çoğu zaman teorik açıdan yeniden formüle etmeye çalıştığı neo-Osmanlıcılık politikasıyla radikal Sünni çizgiye kayarak bölgesel gerginliklere neden olur mu?

-Bu noktada farklı mezheplerin yaşadığı Anadolu’da, özellikle Alevilere yönelik baskılar söz konusu olur mu?

-Aynı şekilde AKP’nin kontrol edilemez şekilde güçlenmesi sonucunda laik-seküler kesimlere yönelik yaptırımlar artar mı?

Bu soruları çoğaltabiliriz. Dolayısıyla AKP’nin son yıllarda katı merkeziyetçi, her şeyi kontrol etmek isteyen ve güvenlikçi yaklaşımları ile son günlerdeki söylemleri halkta bir tedirginliğe de neden olmaktadır. Bu tedirginliği farklı etnik ve dini kesimlerin özellikle yaşadığını söyleyebiliriz. Çünkü özellikle IŞİD’in Kobanê’ye yönelik barbar saldırısında AKP’nin gösterdiği tavır, Türkiye’nin  bölgede neredeyse radikallerin hattında yer almasına neden olmuştu.

AKP-CHP-MHP’nin kutsal ittifakı

Tam da bu noktada sorgulanan bir nokta da muhalefet olarak Meclis’te yer alan CHP ve MHP’nin bunca yıldır sergiledikleri pasif tavırdır. CHP ve MHP, genel bir demokrasi düşüncesine sahip olmadıkları için çoğu zaman halk için politika üretememiş ve Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarına cevap yetiştirme ve birey eksenli bir politika yürütmüşlerdir. CHP ve MHP, her ne kadar AKP ile kavgalı olsalar da söz konusu Kürtler ve Kürt siyasal hareketi olunca AKP ile yakınlaşmışlardır. Bu noktada sadece iki anekdot vermemiz yeterlidir:

-Temmuz 2007 seçimlerine kadar birleşik oy pusulasında sadece siyasi partilerin adları ve amblemleri yer alırken bağımsız adaylar da kendilerinin hazırladıkları ve adlarının yazılı olduğu oy pusulalarını oy kabinlerine koyabilir ya da seçim öncesinde seçmene verebiliyordu. Seçmenin yapması gereken tek şey, bu pusuları zarfa koymaktı. Fakat DTP’nin seçimlere bağımsız adaylarla gireceği anlaşılınca AKP, CHP ve MHP hemen harekete geçerek bağımsız adayların birleşik pusulada yer almasına karar verdiler. Hatta AKP’den haz almayan dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de bu ittifaka katıldı. Amaç, Kürtlerin parlamentoya girmesini engellemek, engellenmezse bile katılımı asgariye indirmekti.

-Siyasi partilerin saha çalışmaları yürütmeleri ve herhangi başka bir yapıya angaje olmamaları için halkın vergisiyle Meclis’te grubu bulunan partilere hazine yardımı yapılmaktaydı. Dolayısıyla Kürt siyasal hareketi de 2007’den itibaren Meclis’te bir gruba sahipti. Ama AKP, diğer partilerin de sessizliğinden istifade ederek hazine yardımını sadece %10 barajını geçen partilerle sınırlandırmak için yasal tedbirler almıştı. Dolayısıyla süregelen uygulama, Kürtlerin Meclis’te grup kurmasıyla birlikte değiştirilmişti.

Ve CHP’nin son icraati, Ocak’ın son haftasında Kılıçdaroğlu başkanlığında yapılan Merkez Yönetim Kurulu toplantısında Yunanistan’daki Syriza başarısının Türkiye’de HDP’ye yarayabileceği ve dolayısıyla CHP oylarının HDP’ye kaymasının önlenmesi için alınacak tedbirler görüşülmesi oldu. Yani AKP’ye ya da MHP’ye karşı değil; HDP’ye karşı politika üretecek.

AKP oy kaybeder mi?

Bundan hareketle bugün de Kürt siyasal hareketinin Kobanê direnişi ve Şengal savunması üzerinden elde ettiği iç ve dış prestijin getirdiği özgüvenle 7 Haziran seçimlerine Türkiye’deki demokrasi güçlerinin ittifakıyla girecek olması bazı kesimleri kaygılandırmaya başladı. AKP, zaten Kobanê sürecinde gösterdiği yaklaşımdan dolayı Kürtler tarafından sorgulanıyor. Dolayısıyla bölgede oyunu kullanacak olan Kürtler, vicdanlarında ve düşüncelerinde Kobanê ile oy kullanacaklardır. Buradan hareketle AKP, belirtilen bazı nedenlerle oy kaybına uğrayabilir:

-Kobanê sürecinde AKP’nin gösterdiği olumsuz yaklaşım

-Çözüm sürecinde kültürel ve siyasal somut bir ilerlemenin olmayışı

-Bir türlü müzakereye geçilememesinin Kürtlerde yarattığı “oyalanıyoruz” düşüncesi

-Kürt coğrafyasında gözle görünür sosyoekonomik bir gelişmeden bahsedilememesi ve işsizlik oranının yüksek olması.

-İç Güvenlik kanunu gibi kanunlarla bölgede polis kurşunlarıyla ölümlerin artabileceği endişesi.

CHP ve MHP oy kaybeder mi?

Aynı şekilde Türkiye’nin batı illerinde de özellikle AKP’nin Gezi sürecinde verdiği olumsuz sınavdan sonra AKP’ye karşı gergin bir kesim var. Bunların bir kısmı MHP’li de olabilir ama genel olarak başta CHP olmak üzere çeşitli siyasal partilere oy veren bir kesimden bahsediyoruz. Burada şu nedenlerle seçmen CHP ve MHP’den kaçabilir;

-MHP ve CHP’nin “bir şeyleri değiştirebilir” ya da “engelleyebilir” bir durumda yer almaması.

-MHP’nin de CHP’nin düştüğü kısırdöngünün dışında ülkenin reel politiğinden uzak olması

-CHP ve MHP’nin alabilecekleri oy oranlarına ulaşmalarına rağmen bir politika üretemediklerinin tecrübe edilmesi.

-CHP ve MHP’nin iktidar olmak gibi bir iddialarının olmaması ya da bunun inandırıcı olmaması

-Dünya ve Türkiye’de dinamikler değişirken CHP ve MHP’nin statükoyu besleyen bir noktada durduğu düşüncesi.

-AKP’ye karşısındaki müthiş alternatifsizlik.

HDP’yle “bir şeyler yapabiliriz” umudu

İşte tam da bu noktada karşımıza siyasette özgül bir ağırlığı olan, AKP’ye karşı bir alternatif sunmaya çalışan Halkların Demokratik Partisi (HDP) çıkıyor. Her ne kadar iç dinamikleri Türkiye’den farklı olsa da Yunanistan’da Syriza’nın başarısı, İspanya’da Podemos’un yükselişi aynı şekilde Türkiye’de HDP lehine bir psikoloji yaratıyor. Dolayısıyla birleşik sol ittifak, neo-liberal ve kapitalist dünyanın insanı sıkıştırdığı cendereden kurtarabilecek bir noktada yer alıyor. İnsanlar artık demokrasi güçlerine inanmaya ve güvenmeye başladıkları gibi büyüyen bir umut var. İşte bu yüzden Türkiye’de Kürtlerin, Türklerin, Lazların, Çerkezlerin, Romanların, Sünnilerin, Alevilerin, Hristiyanların, Caferilerin, işçilerin, memurların ve herkesin oyunu HDP’ye vererek yapabileceği şeyler var:

-AKP’nin neo-Osmanlıcı politikalarıyla bölgede yeni çatışma riskleri ortadan kaldırılabilir.

-AKP’nin neo-liberal piyasa yönelimiyle patron eksenli politikalarına karşı sınıfsal dayanışma büyüyebilir.

-İç güvenlik yasası vb. gibi antidemokratik uygulamaların Meclis’ten geçmesi engellenebilir.

-Tüm etnik ve mezhepsel farklılıkların eşit görüldüğü ve geliştirilmesi için önlemler alınabilir.

-Kürt meselesinin çözümü noktasında bir zihniyet değişimi zorlanıp eşitlik ve adalet temelli bir çözüm zorlanabilir.

-Yeni anayasa yapımında tüm farklılıkların talepleri dikkate alınabilir

-AKP’nin Başkanlık sistemine geçiş düşüncesi engellenebilir ya da kontrol edilebilir

-AKP, karşısında kendisini denetleyecek bir gücün farkına varıp kontrol altına alınabilir.

Gözler şimdiden HDP’de

İşte bu yüzden HDP, daha bugünden tartışılıyor. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş her kesimin, medyanın ilgisini topluyor. Çünkü HDP’yle insanlar bir şeyleri değiştirebileceklerine inanmaya başlıyorlar.

Yine de seçimlere bu kadar zaman varken erken sonuçlara varmak güç; çünkü daha seçim programlarını, milletvekili adaylarını ve partilerin sahadaki performansını göreceğiz.

Ne yapalım, biz de HDP ve Demirtaş’ın estirdiği rüzgara kapılıp erken bir yazı yazdık...

Bu yazı toplam 8508 defa okunmuştur