İbrahim Genç

Hanımın gerçek Kürtleri!

25 Mart 2010 Perşembe 16:01

Türkiye’de öyle bir aydın kesim(!) vardır ki anlamamaya koşullanmış bir dinamiğin parçası gibi hareket eder. Öyle ki, bütün akademisyenler toplansa ve ansiklopedilerden bilgi takviyesi yapılsa da o, en temelde inanıp inanmama arasında bocalar gibi olur fakat “peki, ama” gibi sözcüklerle yine “anlamamakta” ayak diretir. Bu sadece Türkiye’de bulunan bazı aydın kesimin değil, bütün Türkiyelilerin problemi aslında; çünkü ülkemizde demokratlığın öyle kırılma noktaları vardır ki kişi, çıkarına ters düşen bir durumda bocalayıp demokrat kimliğini kolayca unutabilir.

Öyle ki, kimi demokrasi savunucusu solcular özgürlük adına mücadele ederken, bir başörtülü kızın başörtü takma özgürlüğüne karşı çıkabilmektedir. Yine kimi araştırmacılar vardır ki, Türk dünyasının durumunun iyileşmesi ve başka ülkelerin egemenliği altında yaşayan Türklerin dil, kültür gibi haklar edinmesi için mücadele ederken, iş Türkiye’de yaşayan Kürtlerin dil, kültür gibi alanlarda demokratik haklar edinmesi söz konusu olduğunda “ama o başka bu başka” diyebilmektedirler.

İşte daha önceki yazımda bahsettiğim İnternet Haber yazarı Şeyda Açıkkol da bu türe giriyor. O ki Kürt gerçekliğini çok iyi biliyor; ama bu gerçekliği inandığı ideolojisi doğrultusunda biçimlendirmeye çalışıyor. Oysa dünya değişiyor, toplumsal özgürlükler genişliyor, ulus-devlet mantığı çıkmaza giriyor ama Şeyda Hanım ısrarla bu ülkenin gerçekliğini kabullenmek istemiyor.

Bir önceki yazısındaki tutarsızlığa, vicdansızlığa, devekuşu yanılsamacılığına gelen tepkilerden sonra şimdi de Şeyda Hanım “Kürtleri sevmek” diyor. Kürtlerin kendi öz kimlik ve kültürleriyle bir nebze olsun gelişmesini istemeyenlerin bütün art niyetlerini bazen içine sığdırdıkları “sevmek, kardeşlik” sözcükleri…

Şeyda Hanım, “ezberletilmiş, öğretilmiş, doğma haline getirilmiş söylemlerden kurtulup sorgulama gücü” diyorsunuz. Peki cumhuriyet tarihi boyunca size öğretilmiş, ezberletilmiş söylemlerden siz kurtuldunuz? Resmi söylemlerin dışına çıkabiliyor musunuz? 1924’ten itibaren diğer ulusları inkar ve imha yoluyla bertaraf edip “tek ulus” yaratmak projesinin söylemleri dışına çıktınız mı? Yoksa siz bu projenin milenyum çağındaki versiyonu musunuz?

Siz “50 yıl sonrasını görmekten” bahsediyorsunuz; ama düşünme tarzınız ve  ülkenin durumunu analiz etme kabiliyetiniz 50 yıl öncesine ait. Oysa 50 yıl sonrasını düşünmek, bireysel ve toplumsal özgürlerin genişletilmesi demektir. Tabi ki Kürtler de tek devlet istiyorlar, kalkınmış bir Türkiye istiyorlar; ama “tek millet” olmayı istemiyorlar. Tabi yazınızda “tek millet” istiyorsunuz. Ki sizin “tek millet, tek dil” diye bağırdığınızı duyar gibiyim. Ama şunu unutmayın ki 50 yıl sonrası için bu söylemleriniz çok ilkel kalmaktadır.

Yazınızda “gerçek Kürt halkı” diyorsunuz. Kürtlerin arasına nifak sokmayı bir türlü bırakmıyorsunuz. İşinize gelen bir “Kürt” mü istiyorsunuz? Yani “en iyi Kürt ölü Kürt”? Kürtlerin dilinden, kültüründen, demokratik haklarından, tarihlerinden bihaber olmasını mı? Ama artık o dönem bitti Şeyda Hanım. Siparişi alınmıyor artık bu düşüncelerinizin. Ki ülkemizde de sizin gibi düşünenlerin oranı azalıyor gün be gün. Öyle ya gerçeğin gözleri kamaştıran varlığı önünde nasıl duracaksınız? Köhne zihniyetlerin 50 yıl sonrasının Türkiye’sinde yer alamayacağını bilmelisiniz artık.

İşin bana enteresan gelen tarafı da Kürtlerin demokrasi taleplerine karşı gelen bu tür insanların her defasında, öyle olmadığı durumlarda da, “Benim ortağım Kürt, komşum Kürt, en iyi arkadaşım Kürt” ifadesini çok kullanmaları. Ki bunu söyleyenlerin büyük çoğunluğu Kürtlerin demokrasi taleplerini anlamamakta direnirler. Şeyda Hanım da hemen “bütün Güneydoğu’yu mezralarına kadar bilirim; halkını yakından tanırım” derken işte bu duruma düşüyor. Neyi biliyorsunuz Şeyda Hanım?

“Bölgenin gerçeğini yaşadım, acılarını paylaştım ve eksikleri gidermek için çaba harcadım” diyorsunuz. İyi tamam da onlarca yıl yaşadıkları sıkıntılardan hangilerini biliyorsunuz?

Mesela 3.500 köyün boşaltılmasını, yakılmasını biliyor musunuz? Kürt coğrafyasının ateşe verildiğini, bölgenin geçim kaynaklarının kurutulduğunu biliyor musunuz? Bir sabah şafak vaktinde yerinden yurdundan metropollerin kenar mahallerine sürgün edilenleri biliyor musunuz? Bir sabah evlerinden alınan babaların, ağabeylerin bir daha geri dönemediklerini biliyor musunuz? Asit kuyularını, işkenceleri, 17.500 faili meçhul cinayeti biliyor musunuz?

Biliyor musunuz ki milenyum çağında Kürt halkı diliyle eğitim alamıyor? İnsanlar bu yüzyılda anadilde eğitim için yürüyorlar. Bu yüzyılda insanların anadil için yürüyüş yapma ihtiyacı hissediyor olmaları sizin gibi kentli-çağdaş-modernler (!) için bir utanç vesilesi olmuyor mu? Türk dünyasının gelişmesi, özgürleşmesi, başka milletler tarafından sömürülmesi karşısında şahin kesilen sizler neden Kürtler söz konusu olduğunda devekuşlarına dönüyorsunuz?

Gerçekleri çarpıtmayın! Kimsenin bu ülkeye ihanet ettiği yok. Ortada gerek var oluşsal ve gerekse evrensel hukuktan gelen hakların gaspı var. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki Kürtler en zor dönemlerde bile Türklerden ayrılmayı düşünmediler. Kürtlerin bütün vefakar çabalarına, bedel ödemelerine karşılık siz ne yaptınız? Sizin gibileri ne yaptı? Şu bir gerçek ki ihanet varsa ortada, o da sizin gerçeklere olan ihanetinizdir.

Kafanıza göre ideal bir Türkiye kurgulamaktan vazgeçin artık. Bu idealist tutumdan dolayı Anadolu insanını, Kürt halkını hep küçümsediniz. Kendinize kentli-modern-çağdaş kavramlar bulup sizin dışınızda olan insanların neler düşündüklerini önemsemediniz. Şimdi de önemsemiyorsunuz. Bu tavrınız bana 1930’lardaki Kadroculardan Şevket Süreyya Aydemir’leri, Vedat Nedim Tör’leri hatırlatıyor. Artık bu projenin iflas ettiğini anlayın ve bırakın gerçekler üzerinden gelişsin bu ülke. Geçmişteki iflas projeleriyle ülkemize pranga vurmaktan vazgeçin.

Israrla sizi evrensel mantığa, insanî vicdana davet ediyorum. Kürt sorununu doğru algılamalısınız. Herkesi Türk sayma gibi çağdışılıktan sıyrılın artık. Eminim şimdi Kürt sorunu diye de nedir diye soruyorsunuz. Ama ben ne kadar anlatsam da “peki Kürt sorunu nedir?” diye soracaksınız. Yine de siz sormadan anlatayım:

Şeyda Hanım; Kürt sorunu, Yunanistan’da yaşayan bir Türk çocuğuna her sabah “Ne mutlu Rum’um diyene” dedirtmektir.

Şeyda Hanım; Kürt sorunu, Bulgaristan’da yaşayan Türklere bir dönem “Bulgaristan Bulgarlarındır.” denmesiyle herkesin Bulgar sayılması ve Türkçenin yasaklanmasıdır.

Şeyda Hanım; Kürt sorunu, Sovyet Rusya zamanında İlminsky gibi Türkologlar vasıtasıyla Orta Asya Türk coğrafyasının Ruslaştırılması politikasıdır.

Şeyda Hanım; Kürt sorunu, Rusya egemenliği altında halkları için İsmail Gaspıralı, Kayyum Nasırî, Kursavi gibi aydınların Türk dili ve kültürü için çıkardıkları gazetelerinin kapatılmasıdır.

Şeyda Hanım; Kürt sorunu, kısacası bir halkın diliyle, tarihiyle var oluşsal olarak talep ettiği haklarının verilmemesi. Bir halkın kendisini zorla Türk hissettirilmesine çalışılmasıdır.

İşte bu yüzden bu ülkenin romantizme ihtiyacı yok. Herkes bir gün, başını kuma gömen devekuşu olmaktan vazgeçip şahin gözlerin genişliğinde görecektir Türkiye’nin can acıtan sorunlarını.

Şeyda Açıkkol: “Tamam da, PEKİ KÜRT SORUNU NEDİR?”

Bu yazı toplam 4078 defa okunmuştur
Vicdan yoksunluğu
 // Dağıstan karakoç
Slm. şeyda hanımı vicdani sorumluluğa davet ettiğinize göre, yazdığı şeylerin insaf ölçülerine sığmadığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Vicdansız ve adaletsiz zorba iktidar sadece bu günün hırsızı değil, yarınında hırsızıdır. Bunu sürekli kılmak için de toplumu, adalet, vicdan, duygu, ahlak vs. gibi insani vasıf ve ölçülere yabancılaştırarak yapar. Zaten insanın başına gelen felaketlerde, insan ve toplum tutarsızlıklarından kaynaklanmaktadır. Sistem için de en ideal savunucu gerçekleri ters yüz edendir. Biz yinede, evrensel akıla ve vicdanlı olmaya davet ettiğiniz şeyda hanım ve onun gibilerini yazarken bile vicdanlı olmaya davet edelim. yazınızı zevkle okudum. Başarılar diliyorum....
25 Mart 2010 Perşembe 23:06