İbrahim Genç

Halepçe: Elma Kokusuydu Ölüm

16 Mart 2015 Pazartesi 10:43

Dünyanın birçok ülkesinde birçok halk özgürlük mücadeleleriyle büyük bedeller ödeyerek zafere ulaşmıştır. Tabii iktidarlar da bunu engellemek için her türlü yola başvurup çaresiz kaldıklarında ancak masaya oturabilmişlerdir. Bu süreçte egemen devlet örgütlemesinin özgürlük taleplerini bastırması gayreti beraberinde büyük katliamlar da getirmiştir. Bu katliamlar çoğu zaman sorunun çözümü noktasında milat olmuştur. Öyle ki Srilanka, Tamil Kaplanlarını tasfiye etmek için başlattığı operasyonlarda binlerce sivili katletmiştir. Buna benzer şekilde AKP iktidarı da 2009 sürecinde Srilanka’yı örnek alarak yoğun bir operasyon ve tutuklama sürecini başlatmıştı. Türkiye’de de bu operasyonların zirve noktası da Roboski’de 34 sivilin paramparça edilmesiydi.

Halepçe katliamı da Saddam’ın 1986’da Kürtlere karşı başlattığı Enfal Operasyonun zirve noktasıydı. Tarihler 16 Mart’ı gösterdiğinde Irak Hava Kuvvetlerine ait Mig-23 uçakları Halepçe’ye kimyasal bombalarla saldırdı. Dünyanın gözü önünde yapılan hardal, sinir ve siyanit gazlı bombalamalar sonucunda 6000 Kürt çocuk ve kadın zehirlenerek ya da yanarak öldü. Tabii WHO (Dünya Sağlık Örgütü) Kürtlere yönelik bu soykırımın görünenden daha fazla insanın ölümüne neden olduğunu raporlarla söylüyordu. WHO; bu kimyasal saldırının günümüze kadar 43.753 ölümüne, 62.200 kişinin sakat kalmasına neden olduğunu belirtiyordu. Ne var ki tüm dünya bu ‘Hiroşima’ karşısında sessizliğe gömülmüştü. Katliamdan birkaç gün sonra Katar’da 52 ülkenin katıldığı İslam Konferansında katliam ile ilgili bırakın bir kınamayı, tek bir ifade bile kullanılmadı.  Aynı şekilde Irak-İran savaşında ABD’nin Irak’a verdiği destekten dolayı sessiz kaldığını biliyoruz. Türkiye’nin de sessiz kalmasının yanı sıra Saddam’ın yargılandığı dönemde Enfal operasyonlarında parmağı olduğu gündeme gelmiş ama iki ülke ilişkileri gerekçe gösterilerek üstü kapatılmıştır. 

“Koşuyorlardı ve ölüyorlardı”

Halepçe katliamını ansiklopedik bilgilerden ziyade objektiflere yansıyan görüntüler daha iyi anlatıyor. Halepçe’nin her köşesinde yanmış cesetler… Evlerin avlularında, kapı eşiklerinde, tarlalarda, yollarda, römorklarda… Erkeklerin o yıllarda savaşta olmasından dolayı çoğu kadın ve çocuk… Bu katliamı anlatan öyle bir fotoğraf var ki insanlık tarihinin trajedisini anlatıyor adeta. Katliamdan sonra bölgeye giden Ramazan Öztürk’ün çektiği fotoğrafta bombardıman başladığı sırada oğlunu alıp kaçmak isterken bir merdiven dibinde düşüp yaşamını yitiren Ömer Xawir vardır. Bu fotoğraftan sonra Halepçe’de Ömer Xawir’in büstü de yapılıyor. Fotoğrafın sahibi Ramazan Öztürk, yıllar sonra Halepçe’ye gidip büstü yapan heykeltıraşa “Neden Ömer Xawir?” diye sorduğunda heykeltıraş da “Ömer Xawir ölürken bile çocuğuna ağırlığını vermemek için kolundan destek almış. Son nefesini verirken bile o koruma duygusuyla, babalık duygusuyla hareket etmiş” diyor.

16 Mart sabahı evlerinin sığınağında saklanan Halepçeli genç bir kız da yaşanan çaresizliği ve vahşeti şu sözlerle anlatıyordu: “Önce helikopterler geldi, sonra uçaklar. Bir bir atıldı bombalar. Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu. Dışarı baktım. Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyorduk. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. . Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı.”

Ve Newroz’a açarken çiçekler, Şivan’ın türküsüyle ağlıyordu Kürtler: “Dîsa nale nala birîndaran e / Dengê dayıka tê li ser lorikê wan e / Bavik bi keder xwe davêjine ser zarokan e / Lê zarok mane bê nefes, bê ruh û bê can e / Ax birîndar im Wey lo lo lo wey lo”

Bu yazı toplam 4694 defa okunmuştur