Özgür Amed

Hadron Çarpıştırıcı Bakan İdris Naim Şahin!

08 Kasım 2011 Salı 00:00

Türkiye’de ki en içler acısı bakanlık İç İşleri’nin kaderi hep mi tırt olur kardeşim?

Bu bakanlığı üstlenen her insan evladı Das Experiment’ten çıkmış bir karakter olması mı gerek? Alp Er Tunga aşkına, Dede Korkut hatırına söyleyin…

Son bakan İdris Naim Şahin’den tutun ve sarın geriye. Aslında geriye gitmeseniz de olur. Çünkü bu bakanlık tarihinin olabilecek tüm saçmalıkları son seçimlerinden beri hayatımızda yer alıyor. Daha 6 ay dolmadan bu kadar abes-i iştigal şeyler yapmayı başaran Bakan İdris Naim, gelecek yıllarda daha ne yapar diye bahisleri çokça zorluyor. Bir Hollywood senaryosu olarak ‘Görevimiz Tehlike’nin en görevsizlik halinde ama büyük bir insani tehlike olarak kendi açısından ‘çaylaklık’ dönemini bile henüz tamamlamadı. Varın siz düşünün gerisini!

Ağzından çıkanlar komik, garip, temelsiz. Her olay sonrası hayretle açıklamalarına bakar olduk. Kamerayı görünce ha bire konuşuyor ve cümlelerin sonu yok. Nerden başladı nereye gitti bilinmiyor. Kürtlerden giriyor, Balkanlardan gelen soğuk havadan çıkıyor. KCK’den giriyor, ÖTV’nin bilmem nesinden dem vuruyor. Kanımca her şey protez dişleri ile ilgili. Konuşunca sürçüyor heyecandan ve kelime dizimi dışarı alakasız çıkıyor. Konuşmalarının ortalama evrimi şöyle bişi: “3 adet vatandaşımız öldü. Daha çok ölü olabilirdi, ama AKP o kadar başarılı ki, ölümü bile engelliyor. Şimdi birileri çıkıp soruyor! Neden AB’ye girmiyoruz diye? Ee kardeşim Somali’nin haline baksana. Yunanistan kara sularımıza girmedi mi? Girdi. O halde Kürt kökenli, börekli, sarımsaklı vatandaşlarım melun û sabırla Vakayi Hayriye’yi şad û bülbül olsunlar. Fındık fiyatlarının artışı bizi de üzüyor. Bu üzüntümüz KCK tutuklamalarının devamıdır. Trabzonspor’ın başarısı bizi mutlu edecektir. Bu minvalde 3 tam adet vatandaşımızın ailelerine baş sağlığı olsun diyorum”

Sayın bakanın Begotten filminden fırlamış olduğuna sarsılmaz bir inancım var. Bakıp görememenin can yakıcılığında tarifsiz bir hissiyat ile gündelik yaşam ritüellerini meraka gark ediyor. Dostoyevski’nin dehşetengiz tasvirleri eksik kalıyor. Geçenlerde “Bende Kürdüm” dediğinde benim şarteller iflas etti zaten. Ekmek çarpsın ki beynim halen sürmenajlarda. Şuan kiralık bir beyin ile yaşıyorum. Evet, bakanın böyle bir özelliği de var. O ara konu ne ise hemen içselleştirebiliyor ve “Bende oyum” moduna giriyor. İşte son örneği TRT’de KCK ile yaptığı konuşma. Burada o kadar ileri gitti ki, fetva bile verdi. Mekke imamı ile yarıştadır zannettim dinleyince. Molla Akşemsedin’ın 1400’lü yıllarından dem vuruyordu mübarek. Çünkü aynen şöyle diyordu: “Adım gibi eminim! Kürtlerin bu sivil Cuma namazı kabul olmaz. Olamaz…”

Gören diyecek Ahiret İç İşleri Başkanlığından konuşuyor. Ekranda biraz daha kalsa ayetleri bir bir download edip Kürtleri güncelleyecek korkusu ile kapadım ekranı…

Arabesk bir konserden dönmüş o sarımtırak, altın kolyesi boynunda eksik takım elbisesi ile gittiği Samsun’da, Jandarma’nın tarayarak (resmi ağız ile: kaza) öldürdüğü 16 yaşındaki Gökhan Çetintaş’ın ölümü için “Kadermiş, diğeri de ölebilirdi” diyen Şahin için bir Prof’ta boş yere alınmış sayılmaz. Onda bahane mi yok? BDP’li olması yetmiyor mu …

Hele ki Silvan olayları sonrası “Bu ülke özgürlüklerin alabildiğince var olduğu ve doya doya yaşandığı bir ülke. O kadar ki özgürlükleri sonuna kadar yaşayıp bu ülkede hala özgürlük yok diyecek kadar özgürlüklerin yaşandığı bir ülke. Galiba bir eksiklik var. Var olan özgürlüklerin varlığını itiraf edecek kadar beyni aklı özgürlükten yoksun olan bir takım insanlar var. Bu gerçekle karşı karşıyayız” diyerek nasıl bir şaka-gerçek ile karşı karşıya olduğumuzu göstermesi yok mu! Ax delala min, rihê min, melûl giyana min demekten başka şans yok…

Kendisinin bu muazzam içsel enerjisi bana yüzyılın olayı Cern deneyinden kaçtığını söylüyor. Hatta hatırlarsanız deneyinin gerçekleştirileceği Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC), bir kuşun düşürdüğü ekmek parçası yüzünden tamamen durdurulmuştu. İşte o boşluğa düşen ekmek kırıntısının sosyolojik adı İdris Naim Şahin’dir. Yaptıkları ve yapacakları ile ekmek kırıntısı felaketi gibidir. Böyle olmazsa bir deprem felaketi sonrası “Biz de mi çadır kursak hahaha! Saray’da yaşıyorsunuz, hiç haber vermiyorsunuz hahahah!  Hahahaa(Bu ikinci gülüş yanındaki şakşakçılarının gülüşü idi, arz ederim)” der miydi? “Katırın hesabı sorulacak” açıklamasından zaten hiç bahsetmiyorum. Ayrıca altını üstünü kudret-î imanla çizeyim, bakan Kürtlerden aleni nefret ediyor. Son açıklaması bunun ayan beyanıdır: "Sorun sorun diyorlar. Sorun nedir yani? Sorun yol mu? Sorun şarkı mı? Sorun kıyafet mi? Sorun ibadet mi? Sorun hastane mi? Ben arıyorum sorunu bulamıyorum" deyişi zaten Mars'a göç sebebidir. Van'dan arama kurtarma ekibi gelse bile bakana yardım edemez. Çünkü onları da kaybeder. Hipermetrop vicdanla kim neyi görmüş, bulmuşta sana kısmet olacak sayın bakan? Erdoğan "Düşünmezsen, Kürt sorunu yoktur" dediğinden beri, güncellenmiş en iyi söylem Şahin'e kısmet oldu. Bu konuda artık huzurla yatabilir.  

Neyse ki Sayın Demirtaş kendisine tarihin ayarını verip “Allah’tan iki adet İç İşleri Bakanı yok” demişti. Aynen aynen…

Bu yazı toplam 13005 defa okunmuştur
dogru
 // fatih kumlu
doğru sölemiş...
19 Aralık 2011 Pazartesi 03:12
tıro ya
 // ezwer gever
vala demek seni cok incitmiş bu yazı tıro....seni yapmış fısoo..önce insan ol sonra gel yorum yap......
12 Kasım 2011 Cumartesi 02:05
seni anlamak.
 // çok zor
yazmışsın ama taraflıca.İçişleri bakanıda senin istediğin gibi konuşamaz sanırım.herkesin doğrusu sana uymaz.T.C. doğruları budur ve böyle devam edecektir....
10 Kasım 2011 Perşembe 11:26