Necip Çapraz

Gittiğin gün, ardından

2006-08-20 14:49:35

Cumhur’a vefa adlı yazımın çok sayıda ziyaretçi tarafından okunması, gerek maille gelen yazılar ve gerekse yazıya gelen yorumlara baktığımda Merhum’a yalnız ben değil birçok insanın da benim gibi sevdiğini anladım. Hatta çok uzaklardaki “bizden vefalı” dostları ile karşılaştım. Merhuma çok uzaktaki bir vefalı dostu “www.nav.to/ckeskin” adresli bir site bile yapmış. Bu siteyi de yazımı yazdıktan sonra gördüm. Dileyen herkes bu siteden Merhum Avukat Cumhur Keskin’in tüm hayatını, çalışmalarını anlatan yazı ve resimlere ulaşabilir. Bu vesile ile aşağıda yazıma gelen birkaç yorumu yayınlayarak Merhum Cumhur Keskin’i anmaya devam ediyorum. Çünkü bu yazılarla daha fazla bilgi ve dostlara ulaşmayı düşünüyorum.

GİTTİĞİN GÜN, ARDINDAN


Sayın Çapraz! Bunca yıldan sonra Cumhur'u anmak ne güzel, ne anlamlı… Acılarımız tazelense bile, anımsattığınız, anımsadığınız için size şükranlarımı sunuyorum. Bu vesile ile onun arkasından yazılmış bir metni size yolluyorum. Cumhur için hedeflediğiniz şeyleri en kısa zamanda başarmanızı diliyor. Şükranlarımla birlikte saygılarımı sunuyorum.

Gittiğin gün, her taraf kardı, buzdu soğuktu...
Üşüdüm. Kalbim üşüdü, ellerim üşüdü, içim üşüdü, her yanım üşüdü.
Yüreğim parçalandı. Soğuktan mı, üşümekten mi yokluğundan mı?
Bilemedim. Ardından yüreğimin kopan parçalarını aradım bir bir.
Şaşkınlıkla, korkuyla acıyla…
Gittiğin gün soğuktu. Üşüdüm.
Sonra sessizlik ve acı sımsıkı sarmaladı beni. Saatler durmuştu o an.
Gittiğin gün, birbir zorlukla bulunduğun şehre geldim.
Bu şehrin ulaşabildiğim her köşesinde her sokağında seni aradım, izini izlerini… Kulaklarımda söylediğin şarkılar, onların ezgileri ve sesin.
Sesin; hala kulaklarımda…
Zap Suyu’nun süzülen çağıltısı gibi duruyor.
Söylediğin şarkıların ezgilerine haykırışlar karışıyor sonra…
O nedenle ayarsız çalgılar yankılanır hala kulaklarımda.
O yüzden bu şehri hiç sevemedim, insanlarına güvenemedim.
Gittiğin gün bu şehre geldim, soğuktu üşüdüm, kalbim üşüdü, ellerim üşüdü içim üşüdü her şey dondu, ben dondum.
Gece bütün haykırışlara sırtını döndü, öylece kalakaldım. Hala bu şehre gelmeye devam ediyorum.
Gittiğin mevsim gibi her şey, soğuk ve karlı, sokaklarında mendil satan çocuklar öksüz, kadınları acılı ve yalnız.
İnsanlar kayıtsız her şeye, umursamaz...
Bu şehri sevmiyorum. Her seferinde yine geliyorum.
Şehrin sokaklarında, öksüz çocuklar, erkek istilasına uğramış caddeler görüyorum.
İnatla caddelerde, sokaklarda izlerini arıyorum.
Her seferinde yorgun ve acılı yüreğim alışık ayaklarıma.
Düştüğün sokağa sürüklüyor beni.
Anımsayışlar haykırışlar, kırık dökük her şey, kırılıp dökülmeye yüz tutmuş insanlar, yardım çağrılarına yanıtsız, katline, direnmene kayıtsız kalışları. Haykırışlar içinde düşüşün...
Kanlar içinde düştüğün yerde kırmızı güller açtı, adını verdiler bu sokağa… Bütün sokakları karanlık bu şehrin, insanlar mutsuz ve de korku içinde. Geçtiğim hiçbir sokağını sevmiyorum be şehrin.

Gözyaşlarımı salıyorum ardın sıra ve lanetler yağdırıyorum düştüğün güne.
Gittin…
Ben, benden çok uzaklardayım artıkm.
Beynimde hep söylediklerin yankılanıyor, yüreğimde tarifsiz acılar.
"Bu sefer son, en kısa zamanda dönüyorum” derken,
"Gidiyorum bu sefer dönmeyebilirim" i anlamak, algılamak ne kadar zordu benim için.
Bu kadar kesin miydi umutsuzluğun?
Bu kadar kolay mı olacaktı düşüşün?
Bu yılda bulunduğun şehirdeyim.
Yine her köşe bucakta seni arıyorum, seni düşünüyorum.
Gittiğin mevsim aynı, soğuk ve karlı, üşüyorum.
Her yanım üşüyor.
Yine yüreğim parça parça.
Seni anımsıyorum.
Üzerinde gittiğin günkü giysiler, yüzündeki tuhaf gülümseme, gözlerinde hüzün...
"Sen dostumdun benim, gülünce güneşler açan/ Bulutlara, rüzgara asarım suretini her akşam/ Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar/ Meşeler göğe ermiş diyorsun, varsın göğe ersin” Unutmadım bırakıp giderken söylediğin sözleri.
Gittiğin gün, ah gittiğin gün...
Her biri tutunmak isterken geçmişe, bana ait olduğunu sandığım her şeyi bir bir aldılar elimden.
Sonra yok oldular ardından, yitip giden zaman içinde...
Yoksun…
Hiçbir şey eskisi gibi değil, Sevdiğin gözlerimdeki ışıltı olmayacak artık.
Yoksun...
Acıklı bir düşsün şimdi. Ben, benden uzaklardayım, beynimde söylediklerin, yüreğimde sevgin.
Seni düşünüyorum…
Bu şehirde, bu sokaklarda, ne zaman seni düşünsem, bu şehir kan akıtan ırmak oluyor artık.
12.08.2006, siber

GECİKME

Sayın yazar!
Yüksekova haberde C.Keskin ile ilgili bir makale okumak oldukça sevindirici. Gecikmiş bile olsa. Vefa borcu demişsiniz, onun için vefa halkının eskimiş değerlerine sıkı sıkıya sarılmak değil, yüzlerini çağdaşlaşmaya çevirmekti, halkın, bilhassa gençlerin kendi öz değerlerine, benliklerine sahip çıkmaktı. Bunca yıldır insanlar susmakta onun halkına yaptığı şeyleri bile nerdeyse unutmaya çalışmakta. Onu, C.Keskin'i çok yakından tanıyan biri olarak söylüyorum. O yörelerde onun gibi insanlar nerdeyse parmakla gösterilecek kadar azlar. O,kendi benliğini, halkının benliğini en iyi koruyandı, kollayandı. Damıtılmış Kürt terbiyesini en iyi bilendi, bazı Kürtler gibi büyük şehirlerde ruhunu satmadı. Kendi mesleğini icra etmeye çalışıyordu. Dediğim gibi damıtılmış Kürt terbiyesini en iyi bilendi. Ruhu utanmaya ayarlıydı, duygularını açığa vurmaktan çekinirdi, ama düşüncelerini açıklamakta, onları savunmakta en ufak bir ikircik taşımazdı. O, devletin işlediği cinayetleri ilk sorgulayandı, meclis kürsüsüne taşıyandı. İnsanların ne ailelerini ne de memleketlerini seçme şansı yoktur. Onun da bu anlamda ne ailesini ne aşiretini seçme şansı vardı. İstemese de bir aşiretin içine doğmuştu, ama o aşiretin evrensel değerlerini taşımaya çalışırdı. Ne ailesi, ne de aşireti ona sahip çıkmadı ona yakışır bir tavır sergilemediler. Ne siyasi anlamda ne de etik anlamda. Onu nerdeyse yok saydılar. Bazı vefalı dostları, kıymet bilen halktan bir-çokları dışında. Aşiretçilik diyorlar, kan davası diyorlar. O kimsenin kanlısı değildi ki, kan davasına kurban gitsin. Yoncalı köylülerini yaktıranlar şimdi kimleri nasıl korkuttuklarını anlatıyorlar gazetelerde çarşaf çarşaf. Oturup biraz düşünmek gerekiyor. Cumhur Keskin neden niçin öldürüldü diye... Evet sizin de söylediğiniz gibi aradan bu kadar uzun yıllar geçti, o halkı için her şey yaptı ama her şey, yaptığı iyi şeylerin bedelini de canıyla ödedi. Onurluca, direnerek... Kimse ona sahip çıkmadı. Katil ona arkadan saldırdı üç kurşun sıktı, o döndü katilin boynuna sarıldı, ama o arada kan kaybediyordu gücü tükenmek üzereydi orada bulunan, hizmet ettiği halk film izler gibi izliyordu olanları ve ona yardım etmiyorlardı. Kan kaybetti gücü azaldı ve katil silahın kabzasıyla kafasına vurdu yine de direndi, boğuştu, kendi kanından ayağı kaydı ve katille birlikte yere düştü. Katil soğukkanlı bir biçimde ayağa kalktı herkesin gözü önünde tutukluk yapan silahına mermi sürdü ve yeniden ateşledi. Sevgili Cumhur'un o sevimli yüzü, güzel beyni yaralandı. Bazı kendini bilmezler, onun yaralandığı zaman korkup kaçtığını söylediler. Korkuda, cesaretin kardeşidir. Ancak Cumhur ve cumhur gibiler korkusuzdu, cesareti düşüncesinden alırlar. Cumhur bilirdi ki korkunun nasıl bir şey olduğunu bilmesiydi, korkunun birini görmezden gelse üstünden atlasa, sessiz kalsa bilirdi ki o korku başka bir biçimde, başka bir boyutta uç verip karşısına çıkacaktır. Bunu bilirdi düşünce sistematiği düzgün çalışırdı. O yüzden korkusuzdu, o yüzden cesaretliydi, o yüzden dirençliydi.. Cumhur gitti direnerek, Onurluca, korkusuzca ama onu izleyenler, ona yardım etmeyenler, korkaklar utanç içinde kaldı. Halkının ise, hala vicdanı yaralı, hala kanıyor. Sizin gibi sevenlerinin gayretleri o yarayı iyileştirir mi bilmiyorum. Ama yine de bu olumlu gayretleriniz için sizi kutluyor, teşekkürlerimi sunuyorum.
12.08.2006, gulâzer

SİZİ DESTEKLİYORUZ
Sayın N.Çapraz! Merhum Cumhur Keskin'i anan yazınızı okurken duyarlılığınız adına sevinirken, Merhumu kaybetmenin verdiği ruhi sıkıntıyı tekrardan yaşamış oldum. Gerçekten Hakkari ili ve İlçelerinde Cumhur Keskin'i anımsatan birçok esere sahip olmamız gerekirken kendisinin hafızalarda kalması hepimizin; özellikle sorumluluk taşıyan birimlerin ( baro, belediye başkanlığı v.b) ayıbı olduğu kanaatindeyim. Hümanistliği ve modern anlayış ile örnek kişiliğe sahip Cumhur Keskin'İ yaşatmalıyız. Burada en büyük sorumluluğun merhumun meslektaşı olarak; meslek örgütümüz olan ve 2005 yılında kuruluşunu gerçekleştiren Hakkari Barosuna düştüğünü belirtmek isterim. Sayın Çapraz sizlerle birlikte adım atmaya hazır olduğumuzu belirtir. İyi çalışmalar dileklerimizle.
08.08.2006, Av. Abdulkadir Adıyaman

APTAL MASUMLAR

Değerli arkadaşım Necip beyin yazısını okurken aklıma ilk gelen şey bir kitapta okuduğum bir katilin düşünceleri geldi. Katil olaydan hemen sonra yürürken söyle düşünür. Ve insanların yüzlerine baktıkça görüyorum ki ellerine daha cinayet işleme fırsatı geçirmemiş oldukları için pek çok kişi masum zannediyor kendini. Bu mesele yüzünden insanların çoğunun benden daha ahlaklı ya da daha iyi olduğuna inanmak zordur. Olsa olsa daha cinayet işlemedikleri için biraz daha aptal suratlı oluyorlar. Ve bütün aptallar gibi iyi niyetli gözüküyorlar. Gözünde bir zeka ışıltısı, yüzünde ruhundan yansıyan bir gölge gördüğüm herkesin gizli bir katil olduğunu anlamam için o zavallıyı öldürdükten sonra, sokaklarda dört gün yürümem yetti. Yalnızca aptallar masumdur. (Benim Adım Kırmızı O.P.)

Sanırım fazla söze gerek yok. Yarın en karşı çıkanımızın bile başına gelebilir bir şey. Adım gibi eminim ki böyle her cinayeti işleyen insan kendinden önceki katilleri kınamış, eleştirmiş hatta lanetlemiştir. Kendi içindeki gizlerden habersiz…  Hepimizin aynaya donup bir kere daha kendi içimiz deklilerini iyice sorgulamamız gerekir. İnşallah birer aptal masum değiliz. Selamlar, saygılar herkese.

Merhum Cumhur beyin ailesine tekrar sabırlar diliyorum.
08.08.2006, izzet

ARIYORUM, BULAMIYORUM

1976 yıllarında Hakkari Lisesinde okurken, öğretmen sıkıntısı hat safhada idi. Milli Eğitim Müdürlüğüne müracaat ederek, edebiyat dersimize hiç bir ücret almadan giriyordu. 30 yıl önce hep Hakkari gençler okusun diye çırpınıyordu. Yıllar sonra Belediye Başkanlığı yaptığımda da, Ankara ve Van da ki tüm proje çalışmalarına ve açılışlarına katılıyordu. Bir Vanlı olarak Hakkari da okul okumam nedeniyle Hakkari Halkına apayrı bir saygım vardır. Belediye Başkanı döneminde yaptım, iş hayatımda da yapmaya devam edeceğim. İnsanlarımıza her yerde ve her ortamda hizmet etmemizi Rahmetli Cumhur Beyden öğrenmiştim. Şu görevim Nedeniyle Ankara’dayım. Rahmetli Cumhur beyin oturduğu semt benim oturduğum semtin tam karşısında. Her sabah hatırlarım ama arayıp ta bulamıyorum. El ele vererek bu aşiretçilik anlayışı bitirelim. Bu kafa hem bölgeden sermaye göçü hem de beyin göçüne neden olmuştur. Tümümüz buna karşı mücadele vermeliyiz. Cumhur Bey İnsanlarına daha yakın olurum düşüncesiyle Van İlin de Avukatlık yapmaya başlamıştı. Cumhur Bey Hem Hakkarili hem de Vanlıdır. Hepimiz Cumhur Beyi yaşatmalıyız. Gündeme getiren ve uyarılar dada bulunan sevgili Necip Beye de saygılar sunarım. Halil CİNTAN Van Bostaniçi Eski Belediye Başkanı
08.08.2006, Halil CİNTAN

Bu yazı toplam 10223 defa okunmuştur