Özgür Amed

Gerçek Kandil Notları...

28 Nisan 2013 Pazar 11:56

Bir oteldeyiz. Kalabalığız. Yanımda Milliyet’ten Aslı, Akşam’dan Tuğçe, BBC’den Mary, CNN’den Janıtın var. Bir de sonra aramıza katılan Cumhuriyet muhabiri. Gece geç saatlere kadar otelin lobisinde sohbet ettik. Yapılacak tarihi açıklama öncesi olasılıkları değerlendiriyoruz. Aslı’ya 20 Mart’ta Amed Newroz’una gelirken bindiği uçak ile ilgili yazdığı “Business'da lahmacun verdiler. Yine de Nevruz'da barış ozlemimiz var.” Sözünü hatırlatıyorum. Bu açıklama için de bir özlemi olup olmadığını ve gelirken yolda lahmacun, ciğer, kelle paça ya da tırşık verip vermediklerini merak ettiğim için soruyorum. Bişi yememiş yolda! Haliyle beni bir tedirginlik alıyor. Barışın tehlikeye girdiğini anlıyorum.

Tuğçe birkaç gün önce Kandil’e gittiği için aramızda Kandilolog olarak konuşuyor. Google haritadan elini koymuş gibi bölgeleri göstermeye çalışıyor. 1 röportaj yaptıktan sonra 2 kitap projesini de bizimle paylaşıyor. KCK Heyetinin uzun demeçlerini birleştirip basacakmış! Ve elbette çok mutlu o gece. Çünkü otelin tuvaleti içeride. Kandil ve yakın çevresinde tüm lavabolar dışarıda! Öyle mutluyuz ki. Topluca bir sırıtma var yüzümüzde. Dışarı çıkmadan lavaboya gidebiliyoruz! Düşünsenize bu nimeti!!!  Mary ve Janıtın(kısa sürede samimi olduğumuz için ona Canısı diyoruz) ise durgun. Bu açıklamayı nasıl hikayeleştireceklerini düşünüp tartışıyorlar. Gecenin en demli anında odalarımıza çekiliyoruz.

Gün doğuyor. Heyecan ve sakinlik iç içe. Sabahın ışımaya başlayan ışık süzmeleri perdeleri delip kalbime kalbime geliyor. Zamanında arkasına bakmadan yola çıkanlara kavuşacak olmanın heyecanı tekrar damla damla iniyor anılarıma. Kandil’e doğru yola çıkacağız birazdan. Kısa süre sonra bir görevli arkadaş geldi. Hepimiz heyecan yaptık. Bize güzergah detayları verdi. 5 noktayı geçtikten sonra artık gerilla noktasına varacağımızı söyledi. Uymamız gereken kuralları sıraladı. Zorluk çekecek arkadaşlar için manşet önerilerini de oracıkta verdi. Sonra kalabalığı süzdükten sonra yüksek sesle “Tamam mı Kanal D?” demeyi de unutmadı. Fıso pıso olan zavallı muhabir Cem “tamam abi, bir daha olmaz” dedi. Yolculuğumuzun resmi sponsoru pikaplar geldi. Atladık! Aslı taktığı iki kiloluk gözlükleri ile doğayı hayretle izliyor. Hemen fotolar çekip sosyal medyada paylaşmak istiyor. Kandil dağlarında sınırsız çeken kablosuz internet ile bağlanmaya çalışıyor nete. Şifre korumalı olduğu için şoförden şifrenin “serok2121” olduğunu öğreniyoruz. Topluca bağlanıyoruz. Yine bizi götüren arkadaşın belirttiğine göre bazen TC ordusu ile online savaşılıyormuş. O derece sağlam Wi-Fi…

Kandil Belediyesi denen yere geliyoruz.  Gerillalar karşımızda. Türk medyası canlı canlı görmenin heyecanı içinde. Yıllardır “kandırılmış, cahil, töreden dolayı, okuma yazma bilmeyen saf köylü” diye yaza yaza tanımlamaktan bıkmadıkları o “terörörö gençler” ile yüz yüzeler. Büyük bir saygı ile önlerinde dizilmiş durumdalar. Onların ikram ettiği yemeği yiyecekler. Ana akım medya için Kurdistan’da görev yapan gazeteciler hemen kendilerini xoş beş etmek için atlıyorlar. “Hewal hewal, ez ji Kürt” diyerek kimlik bunalımının ölümcül anına yelken açıyorlar. Aslı dürtüyor beni “Ayyy baksana Mekap! İnanamıyorum! Gerçekmiş yhaaa”… Bende onu dürtüyorum “Aslı dur Allah’ını seversen, ortalık zaten karışık” diyerek.  Aslı, ilgili arkadaşlardan Roj Welat’a soruyor: Çekilme olursa mekapları bırakacak mısınız? Markası nedir bunların? Vs… Roj arkadaş “Heval üslup” diyerek sertçe uyarıyor. Aslı heyecanla meslektaşları arasına karışarak gördüğü mekabı anlatıyor. “Giydikleri mekabın markası Üslup imiş, ilk defa duydum. İstanbul’a dönünce hemen alacam” diyor.

Tuğçe biraz telaşlı. Sanırım lavabo ihtiyacı var. Çaktırmıyor ama. Mary ve Canısı ise birazdan alınacak telefonlar öncesi son bağlantılarını yapıyorlar. Öyle güzel diyorlar ki “Pi key key”… Cumhuriyet muhabiri arkadaşı ter basmış. Atatürk ilke ve inkılaplarına ihanet içinde olup olmadığını anlamaya çalışıyor. Onu biraz sakinleştirmek ve “Brêmin carpe diem! rehet ol, reheten bax” felsefesini aşılamak için sohbet etmeye başladım. “Değerli dostum, büyük gelirli ama küçük karakterli bir medyada, gazetede çalışıyor olmak senin suçun değil! Sana tavsiyem bugün insanlığı buradan yeniden keşfetmen! Etrafına bak, insanın özüne in ve hakikati yakalamaya çalış. Ve bence doğru olan şey bu kamerayı atıp artık özgür dağlara doğru yol alman! Sence de öyle değil mi?” dedim. “Öyle” dedi. Sarıldık. Ona son olarak “Git kendini netleştir!” dedim. “Abi net burada yok ki, çekmiyor şimdi” dedi. Boşuna konuşmuşum yani! Ben ne diyorum o ne diyor. Nemre kerê min bila bihar were!

Yemekler yenilip çaylar içildikten sonra bizi tekrar yola çıkarıyorlar. Yanımızda Delil Amed var. Aslı söze giriyor “Mailin var mı? Yazacağım yazıyı sana da atayım, paylaşırsın sen de” diye. Bu bardağı taşıran som damla oluyor! Baktılar olacak gibi değil. Aslı’yı indirdiler konvoydan. Gerillalardan bir tanesi yanında getirdiği fazladan bir çift mekabı ellerine tutuşturuyor ve ekliyor: “Aslı arkadaş! Sen burada bekle, hatta çık şu tepeye kendine oyna. Mekaplar da bizden hediye! Xêrimiz olsun sana. Bakıp bakıp köşe yazısı yazarsın!”… Aslı çocuk gibi şen şakrak! Öyle sevindi ki. Onu orada bıraktık. Dönüşte alacağız artık…

Alana vardık! Sayın Karayılan’ı beklemeye başladık. Gazeteci arkadaşları atlatarak ona ulaşma derdindeyim. Sordum görevlilerden birine açıklama öncesi bir mini sohbet şansı var mı acaba diye? Yok dedi. Ama nazikçe de yolu gösterdi. “Heval Cemal ile görüşmek için Kandil Turizm ve Danışmanlık Hizmetleri ile görüşmen iyi olur. Haftada 2 gece 3 günlük tur paketleri var. Mekana göre röportaj yeri de değişiyor. Ayrıca yemek ve konaklama hizmeti de bizdendir. Bu turlardan birine kaydınızı yaparsanız siz de görüşebilirsiniz. Form verecekler. Görüşmede heronlu anlar istiyorsanız ve yazınızda bu aksiyonlu kısımlara da değinecekseniz formada işaretlemeniz gerek. Korkmayın ek ücrete tabi değil. Ayrıca sağlık sigortası ve maaş bordosu da istemiyoruz” diyor.

Bu önemli detayları öğrendikten sonra son bir çay içiyoruz. Bir kımıldama oluyor, yüzümüzü çeviriyoruz. Geliyorlar… Heybetli dağların patikacıları, yıldızların ışığı ile yol bulanlar; yeşillikler içinde geliyorlar.

Bu yazı toplam 26631 defa okunmuştur
20:13
 // Ağrılı İmam
Yazınızi iki defa üst üste okudum insan sıkılmadan rahat okuyor. . . SPAS...
04 Mayıs 2013 Cumartesi 20:13
keyif aldık
 // azad amed
yazılarını her hafta merakla bekliyorum.kalemine sağlık...
04 Mayıs 2013 Cumartesi 11:51
09:34
 // ahmedo
Yazını ilkdefa okudum çok güzelyazmıssınız kendimden geçtim vallah sanki o an ben ordaydım gibi geldi bana kendimi kaybetim zaten kandil deyince kayboluyorum o an.ağzınıza sağlık sayin karayılan gibi demese burası filistin ırak sokakları değil BURASI KÜRDİSTAN ASİL DAĞLARIDİR ONUNDA BİR ŞEREFİ VARDIR SERKEFTIN JITERA .HEVAL AMED....
04 Mayıs 2013 Cumartesi 09:34