Erkan Çapraz / Gerçeklerle Yolculuk

Genç üniversiteliler rahatsız

15 Aralık 2008 Pazartesi

Üniversiteli öğrencilerimizin yaşadıkları sıkıntıların temelinde maddi sıkıntıların olduğunu düşünüyor, aşağıda bir MAVİDER'li olarak yazdığım satırları dikkatle ve hissederek okumanızı rica ediyorum.

 

Oğlunuz, kızınız, yeğeniniz, akrabanız üniversiteyi kazandığında gurur duyar, mutlu olursunuz. Mutluluğunuza gururunuza neden olan asıl şey üniversitenin kazanılması değil, zor olan bir şeyin üstesinden gelinmesidir. Nitekim geçmişte lise mezunu olmak bile toplumda bir saygınlık nedeni iken, günümüzde artık oğlunuzun kızınızın hangi okulu hangi bölümü kazandığı da bir koşul oluyor ne kadar mutlu olacağımıza karar verirken. Dolayısıyla üniversiteyi kazanmak eskisine nazaran daha olağan bir şey diyebiliriz, en azından Hakkari için.

 

Bir ya da iki kişi gönderebilirken üniversiteye bugün yüzlerce üniversiteliden bahsediyoruz her yıl. Gurur verici. Ancak üniversiteye girmek her ne kadar daha olağan hale gelmiş olsa da, üniversitede okumak zorluğunu koruyor.

 

Gençlerimizi üniversiteye gönderiyoruz, ancak onlarca problemle yüz yüze kalabileceklerini hesap edemiyoruz. Bunların çoğunun temelinde maddi sıkıntılar yatıyor. Ve çoğu problemi, ailesini üzmemek amacıyla, gençlerimiz aileleriyle paylaşmıyor. Üniversitelilerin yaşadığı problemler anlattıklarından çok daha fazla. Bu yazıda temelinde maddi sıkıntıların neden olduğu dört ana probleme değineceğim.

 

1)      Maddi Destek Veren Örgütlere/Cemaatlere Mecburi Katılım

2)      Okulu Bitirme Telaşı ve Akademiden Uzak Olmak ya da Aramızdan Neden Bilim Adamları Çıkmıyor?

3)      Onur Kırıcı Ek İşler ve Okul Notlarının Düşmesi

4)      Kitap, Sinema, Tiyatro"dan Mecburen Uzak Kalmak

 

Maddi Destek Veren Örgütlere/Cemaatlere Mecburi Katılım

 

Üniversite"yi yeni kazanan bir gencin hayata karşı “bu benim duruşumdur” diyebileceği bir hayat görüşü yoktur. Bundan daha normal bir şey olamaz, ortalama 18 yaşındaki bir gençten böyle bir duruş beklemek mantıklı olmayacaktır. Ancak gençlerin bir duruşu olmamasına karşın içlerinde onları karşılaştıkları ilk dala tutunmaya zorlayacak bir merak ve arayış güdüsü vardır.

 

Bu merak ve arayış güdüsü çıkar elde edebilecekleri bir dalla karşılaştıklarında, karşılaşılan dala daha da hızlı bağlanmayı sağlar. Bunu çok iyi bilen örgütler, cemaatler daha kişiliğini oluşturamamış bu gençlere maddi destek de vererek kendi ideolojilerini/ bakış açılarını empoze ederler. Gençlerin beyinlerine, hazır, geliştirilmesi imkânsız şablonlar yüklerler. Tek tipleşmiş, kendi potansiyelini gerçekleştiremeyen, giyimlerinden tutun da bıyık sakal tiplerine kadar birbirine benzeyen “kalabalıklar” üretirler. Bu işlemi yaparken, gençlere üniversite hayatları boyunca “maddi” olarak destek verirler. Öğrenciler tek tipleştirildiklerinin farkına varmadan, “bu benim” diyebilecekleri bir kişilik oluşturamadan, onlara bu kötülüğü yapanlara “minnet” duyguları beslerler.

 

Böylece üniversite hayatı, bir araştırma, bilim ve gelişim aracı olmak yerine, maddi olarak cemaate/örgüte bağlı olan gençlerin aynılaştırıldığı bir fabrikaya dönmektedir. Hammaddeyi memleketlerinden alan öğrenciler, fabrikadan aynı ürün olarak çıkmaktadırlar. Orijinalliği kalmamış, üretkenliği sınırlandırılmış, ilgi alanları çizilmiş bir ürün…  

 

Okulu Bitirme Telaşı ve Akademiden Uzak Olmak ya da Aramızdan Neden Bilim Adamları Çıkmıyor?

 

Ülkemizde yine temelinde maddiyatın yattığı önemli bir problem vardır. Gençlerin üniversiteyi “üniversite” olduğu için değil de “meslek” edindirdiği için okumaları. Maddi durumu kötü olan öğrenciler, üniversitede gelişmek geliştirmek, bilimsel çalışmalarda bulunmak, uluslar arası alanda bilimsel çalışmalarını yayınlatmak gibi düşünceleri aklının ucundan bile geçirmez. Tek dertleri okulu bitirip, bir meslek sahibi olmaktır. Maddi sıkıntıların neden olduğu bu anlayış öğrencileri üretmekten çok tüketmeye teşvik etmekte, gençlerimiz arasında bilim adamları çıkmasına engel olmakta, akademik çevrelerde bilim adına bizi temsil edecek kişilerin/bireylerin yokluğuna neden olmaktadır. Bu ilk bakışta bizim için lüks gibi görünse de aslında eğitim kelimesinin tam karşılığıdır. Akademik olarak ilerleme sağlayabilirse gençlerimiz, toplumsal olarak gelişmeye daha hazır bir hale gelebiliriz. Modernleşmemiz hızlanabilir. Gençlerimizin yüksek eğitime devam etmelerini sağlayacak maddi destekte bulunmak bu yüzden çok önemli. Maddi destek verip, bu akademide devam etmelerini teşvik edebilirsek, aramızdan bilim adamlarının çıkması işten bile değil!

 

Onur Kırıcı Ek İşler ve Okul Notlarının Düşmesi

 

İnsanın sınırlı bir gücü vardır, maksimum faydayı sağlayabilmek için çoğu zaman sadece bir tek işe odaklanmak zorundadır. Etrafımıza baktığımızda her birimizin üzerinde az buçuk uzmanlaştığı bir işi var. Kimimiz bilgisayardan anlarken, kimimiz musluk tamirciliğinden, kimimiz araba tamirinden, kimimiz ticaretten. Bunların hepsini bir arada yapabilecek bir insan bulabilmek zor. Çünkü işimizi doğru düzgün ve hakkıyla yerine getirebilmek için dikkatimizi, zamanımızı emeğimizi o işe vermeliyiz. Öğrencilik de bir iştir. Belli sorumlulukları, bu sorumlulukları test eden sınavları vardır. Eğer o sorumlukları yerine getirmek için harcanılması gereken zaman, maddi sıkıntılardan doğan problemleri ortadan kaldırmak için kullanılırsa, doğal olarak notlar düşecek, iş hakkıyla yerine getirilmemiş olacaktır. Notların düşmesi ileriki hayat da eğitime ya da bulunacak işe de etki edecektir. Öğrencilerin maddi sıkıntıları ortadan kaldırmak için çalıştıkları işlere bakarsak; kafelerde, barlarda, gece klüplerinde 10 saatlik garsonluğa karşılık 15 lira verilen insan emeğini ve onurunu böylece ayaklar altına alan işlerdir. Öğrencilerimizin, gençlerimizin kendiişlerine odaklanmalarını sağlayacak onları maddi açıdan çektikleri zorlukları gidermek için dersten sonra 10 saat çalışmaktan kurtaracak maddi desteği vermek bu yüzden çok önemlidir. 

 

Kitap, Sinema ve Tiyatro"dan Mecburen Uzak Kalmak

 

Üniversite eğitiminin kendisi bir gelişim aracıdır, ancak tam olarak gelişmeyi sağlamak için kitap sinema tiyatro gibi kültürel gelişmeyi sağlayacak araçlardan da yararlanmalılar gençlerimiz. Bir kitabın ortalama fiyatı Türkiye"de 15, sinema 10, tiyatro 5–10 liradır. Ayda bir bu kültürel araçlardan yararlandıklarını düşünsek bile ortalama 30 – 40 liralık bir harcamayı gözden çıkarmak gerekiyor. Ancak kendi geçimini bile sağlamak için ek işlerde çalışan gençlerimiz kültürel açıdan onları geliştirecek kitap sinema ve tiyatrodan mecburi olarak uzaklaşıyorlar. Mecburen okumuyorlar, mecburen sinemaya, tiyatroya gidemiyorlar. Kültürel açıdan gelişmenin önemli araçları olan bu aktivitelerden uzak durmak zorunda kalan gençlerimizden bu alanlara yönelik üretimler gerçekleştirmelerini beklemek zor oluyor. Aramızdan yazarlar yönetmenler çıkması işten bile değil. Yeter ki gençlerimize maddi açıdan destek olalım, onların kendilerini gerçekleştirmelerine yardımcı olalım, maddi kaygılarını azaltalım ve aramızdan üniversiteyi büyük zorluklara katlanarak kazanmış bu gençlere güvenelim.

 

Sorunların temelinde maddi sorunlar varken, üniversite okuyan gençlerimizden geleceğe dair bir beklentimizin olması için, onlara maddi olarak destek vermemiz şart. Bu toplum olma bilincinin bir gereğidir. Bu insan olma onurunun bir gereğidir!

 

Bir musibet bin nasihatten değerlidir sözünden yola çıkarak, Recep Gürdal örneğini vermek istiyorum, bu kadar sözden sonra. Çok değil daha bir yıl önce ayakkabı boyacılığı yaparak eğitimine devam etmeye çalışan Recep"i hepinizin hatırladığından eminim. Recep"in ve Recep gibi yüzlerce öğrencimizin, arkadaşlarımın sıkıntılarını tüm kalbimle paylaşıyorum, onlardan maksimum derecede toplum olarak yararlanabilmemiz için, üzerimize düşeni yapmak zorundayız. Bunun için MAVİDER"i (Mavi Umut Derneği) kurduk, o bir kapı, geleceğe bir köprü olsun istiyoruz ve bu köprüde herkesin harcı olsun. Olsun ki gönül rahatlığı ile üzerinden geçebilelim. Geçtikten sonra da ardımıza bakıp da “Güzel işler yaptık” diyebilelim.

Bu yazı toplam 15315 defa okunmuştur
selam
 // canan oruç
öncelikle geçmiş olsun bi düğündeki fotograflardan gördüm adınızı ve bunca duyarlı olmanız cok güzel.bende öğrenciyim ama yardım etmenin bi yolu olmalı...
01 Ocak 2009 Perşembe 23:49
sosyalizim va paranın mantıksal gücü
 // kardan adam
hayat bir ikili oyundur ya sistemden yana davranırsın yada sistem seni yok eder hesabı
bir yerde çarklar kırılır diye de sistem de çok dikkatli işler okul hayatıda sisteme adapte olmak için birebirdir eğer ki siz kendiniz bilmezseniz başkası sizi zaten çoktan hesabına katmıştır eğer siz kendinizi bilirseniz fakat başkasının hesabına girmişseniz bu biryere kadar devam eder yani köprüden geçinceye kadardır herşey...

Halk olarak millet olarak bakarsak olaya eğitim kapitalist düzeni dahada çok güçlendirmiştir eğitim öğretim adına sıfır ilerleme sağlanmıştır işte bilindği gibi açılan dersaneler açılan gereksiz rehabilitasyonlar (engellilerde bu hayatın birer parçası) vb.. özel kurumlar hakiki bir eğitim yuvasından epeyce uzaktr aslıda...

ama okumak isteyen biri ne için okuduğunu çok iyi bilmeli para amac olmamalı para sadece bir araç başka amaclarıda olmalı insanın eğer hayatında para için okuyanlar varsa niçin başka yerde insan olma adına okuyorlarsa burda para yerine okumak mantıksız bir mukayesedir insanlar bedenleri özgür düşünceleri özgür olmalı ama tamamen bir özgürlük dediysem bu uçarı düzeyde olmamalı sınırsız hiçbirşey olmasın diyorsak özgürlüklerde sınırsız olmasın dünyadaki evrensel hukuk normlarına uygun en ideal bir birey olma konumundan geçer herşey kendini bilme olgusu

teşkkürler yazına yüreğine...
25 Aralık 2008 Perşembe 13:23
geçmiş olsun
 // lotüs
ERKAN ÇAPRAZ ABİNE ACİL ŞİFALAR DİLERİM DUALARIMIZ ONUNLA....
25 Aralık 2008 Perşembe 10:37