İrfan Sarı

Gel GAP’a gel

29 Mayıs 2008 Perşembe

Meseleye hala "Güneydoğu Anadolu Meselesi" olarak bakan ve yaklaşım sergileyen anlayışın içine girdiği tutum onların da başını yiyecektir. Neredeyse Kürtleri oy deposu olarak gören bu tutum sahipleri, elbette meseleye de böyle basit yaklaşacaktır. Tabi bu yaklaşım ve tutum içinde olanları tarihin unutulan yerlerinde, tozlanmış raflarda görürüz.

 

Neredeyse 100 yaşına girecek cumhuriyetin bu asli meselesine çözüm bulamaması düşündürücüdür.

 

Bir taraftan AB sevdalısı görüntü öte yandan demokratik bir ülke “bol” gelir diyen kararsızlık içinde yaşlanmaya devam ediyor. Eğitimden tutun sağlığa, çevre sorunlarına kadar, daha doğrusu hemen hemen her alanda kendini gösteren sorunlarına bile çözüm üretmekte yetersiz kalışını askeri tedbirlerle ve yıllanmış, hatta bayatlamış “paket” programlarla kapatması ise sorumsuzluk göstergesidir.

 

GAP (GÜNEYDOĞU ANADOLU PROJESİ) ANAP iktidarının fırına verdiği bir projeydi. Onların başını yediğini geçmiş seçim dönemlerinde gördük. Bugün yerlerinde yeller esen bu partinin tozlarından alan AKP de aynı rotada gelecekteki tozlu raflarını hazırlıyor.

 

Başbakanın Diyarbakır ziyareti elbette çok önemliydi çünkü bir başbakanın vatandaşlarının ayağına gidip onların sorunlarını çözmesi en anlamlı ifadedir. Siyasetin en şeffafı ve sahici olanı da budur.

 

Kendi değişiyle “Sivas"ın doğusuna geçemeyenler sizin derdinizi anlayamaz” ifadesi aklıselim bir deyiştir. Çünkü zaman bize bir deneyim kazandırdı, bu deneyimden anladı ki Sivas"ın doğusuna geçen sadece uçaklar, potinler ve silahlardı. Hatta Kızıldere"de katledilenler de bu silahlardan çıkan kurşunların yadigârıdır.

 

Orada süren kanlı çatışmaların, kardeş kavgasının arasına yatırımcının gelip yatırım yapmasını elbette kimse düşünemez. Bu yasaklı bölgeyi yaratanlar da zaten ortadadır. İşte bu başbakan diğer başbakanlardan bu bayrağı devralmış ve bugün bunun itirafını yapıyor.

 

Bu eylem planının “milat” olacağını vurgulayan sayın başbakan, bölgenin topyekün kalkınacağını dolayısıyla tarih yazacaklarını alnı ak açıklıyor. Dilerim öyle olsun, zaten bir başbakanın da esas görevi vatandaşlarının refahını, huzurunu, can güvenliğini garanti altına almaktır.

 

Varsayalım hükümetin eylem planı tuttu ve herkes refah seviyesini fazlasıyla buldu. Açlık, yoksulluk defin edildi diyelim.

 

Kürtlerin talepleri ne olacak peki?

 

Şu Kürt meselesinin ekonomi ile çözüleceğine kanaat eden bilgelerin dediği gibi birşey değil bu. Bu insanların talepleri ortadadır, bunları karşıladığınız zaman onlarda üretime katılır ve ülke savaş harcamalarını yaşam harcamalarına ancak o zaman dönüştürür.

 

Nezaket gereği izin aldıktan sonra ceketini çıkarıp başlıyor söylemeye; “kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?”

 

Bu sözlere Kürtlerin karnı toktur ve bu süslü sözler söyleneli hayli zaman oldu. Bu köprünün altından çok sular geldi geçti. Günümüz gerçeklerle yüzleşmeyi ve gerçektende samimi olmayı gerektiren bir zaman dilimidir. Artık öyle laflarla yürütülen gemiler üretilmiyor ve bu büyük sözlere sizinde karnınız toktur.

 

Artık evimizin önünden başlayarak serdiğimiz o süslü ifadeleri süpürmeliyiz.

 

Ne demiş Ahmed Arif:

 

"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda."

“Yiğitlik, sen cehennem olsan bile
Fedayı kabul etmektir,
Cennet yapabilmek için seni,
Yoksul ve namuslu halka.
Bu'dur ol hikayet,
Ol kara sevda.”

 

O kara sevda çocuklarının ölmemesini istiyor. Paradan değerli şeylerin varlığına inanmalısınız.

Bu yazı toplam 11274 defa okunmuştur
birlik
 // umit cecen
seni sen yapan isdiklal savasidir irfan bey...
06 Ekim 2008 Pazartesi 10:21
yeter bee
 // ersin aktun
her bişei begenmeyen yapılanlar karışısında şükürsüz yetmezz diyen insanlardan tiskiniyorum artık..iyi niyetle yapılan işleri birazda taktir edelim bu ne at gözlülüktür bu ne nankörlüktür yaa.. hiç mi yatırım olmasın onu mu istiyoz.....
02 Haziran 2008 Pazartesi 14:45
kuruş
 // tek
Ben olsam bu bölgeye tek kuruş göndermem....
01 Haziran 2008 Pazar 14:05