İrfan Sarı

Gazeteciler Cemiyeti Yüksekova'daydı

2005-07-12 23:13:20
Misafirlerimiz gelmişti,keza telefondaki ses bunu müjdeliyordu. bu memleket oldu olası bu kadar gazeteciyi bir arada görmemişti. yıllarca terörün ve uyuşturucunun kaynağı olarak boyalı basına işlenmiş Türkiyenin en yüksekovasına bu sefer gelen konuklar,”yerel medyayı”bilgilendirip bu güne kadar işlenmiş yanlış nakışları öze çevirme planındaydı. Perşembe günü karanlık çökerken öğretmen evine gidince bölgenin duayen gazetecisi tek kişilik ordu cumhur abiyi mücadelesinin kır saçlı asil kahramanı olarak tanımanın hazına kavuştum. beraberinde getirdiği delikanlıya kendisinden fazla göz kulak olması usta-çırak geleneğinin ondaki kendine has modeliydi. Sosyal tesislerin çay bahçesinde,çaylarımızı yudumlarken burnumuza ordan geçen derenin kokuları yayıldı,biraz acı da olsa açıklama gereği duyduk. durumu diğer gazetecilerle paylaşınca,kulağımıza da geleneğimizin dışında müzik eşliğinde,kürtçe türkülerde birbiri ardına gelmeye başlamıştı. bir müziğe,bir bir sohbete ve bir kokuya odaklanırken belediye başkanımız m.salih YIDIZ görünüverdi. Hoşbeşten sonra öğretmenevinin terasına giderken saat epey ilerlemişti,ama birbirimizi daha çok tanıma ihtimali ile sarılıyoruz geceye. aşağıdan gelen müzik sesi türkünün sözlerini bıçak ağzı gibi kesiyordu. bizlerde sohbet arası veriyoruz bazen. çünkü esintiyle birlikte ferhad ın gürzü gibi iniyordu konuşmalarımıza ses... Yarın TÜRKİYE GAZETECİLER CEMİYETİ,VAN GAZETECİLER CEMİYETİ VE KONRAD ADENAUER STİFTONG VAKFI tarafından verilecek seminerin ve dolayısıyla yanımızdakilerin gazeteci olmaları nedeniyle doğal olarak sohbet konumuz “yerel medya”arkadaşlar bireysel gayretlerini anlatırken,bizlerde dinliyoruz. biri bitirince sohbetini bir diğeri başlıyor. Bu arada yüksekovamızın çığ gibi yüklenmiş ve ha bire büyüyen sorunlarını da laf arasına sıkıştırıp çözüm arıyoruz kendimizce. oysa biz sesimizi duysunlar diye nice kapılar çalmışız, sayısını bilen olmaz sanırım. ama her ne olursa olsun şehrimize akın akın gelen ve yığma bir şehir haline getiren insanlarımızla el ele,gnül gönüle verecek ,gazeteci dostlarımızı da yanımıza alarak cehennem denen bütün çirkinlikleri,cennet denen güzelliklerle buluşturmak sanki bu sefer bana çok yakın geliyordu. Her şeyin bir başlangıcı var;nasıl ki bu şehir gizli yoksulluklara ve düşmanlıklarla bir ilki yaşadıysa bu seminerinde mutlu bir gelecek için,bir başlangıç olacağına biraz daha gözü dolu bakıyorum. ve bu ilkle yeni bir ilki daha yakalayacağımız gün ışığı gibi görünüyor bana. ne derler “ bir taşla iki kuş” iki rengareng kuş!!
Bu yazı toplam 1413 defa okunmuştur