İrfan Sarı

Eylül

25 Eylül 2007 Salı

Bir tek filtresiz tekel sigarası bilir kardeşliğin adaletini onu söylemeden geçmeyeyim dedim.  Bir de bıyıklarımızın arasına tozları karışmış kitaplar…

 

Kardeş, kardeş araladığımız kitapların arasında beynimize akan o nehir…

 

Bilmezlerin yasak eylediği o kitaplar.

 

Kavganın en mavisini ve en merdini öğrendiğimiz kitaplar.

 

Sigaramızın ve tespihimizin nazar boncuğu kitaplar…

 

Mevsim hazandı…

 

Aylardan eylül…

 

Yapraklar tutundukları daldan sararmaya yüz tutmuştu henüz. Rüzgâr ayrılığın şarkılarıyla besliyordu onları. Kim bilir bir güneş görecek kadar yaşayacaktı bazısı.

 

Evimizin önündeki kavak tez sarardı… Sonra akasya… Elma meyvesini daha etleyememişti.

 

Gece kara çarşaf gibi çöktü ülkeye… Karanlığı yol bilmiş fermanlar, düştü yollara…

 

Deli bir yerinde uykunun alıp götürdüler çocukları. Haki parkaları, İspanyol paçaları ve favullarıyla…

 

Zindanlar en barbar zaman dilimindeydi…

 

Rutubetli sonbaharın hüzünlü türküleri düştü akıllara. Ağrılarla, yaralarla devrimci marşların istikametinden sektirilmeye çalıştılar.

 

Suyun diğer yakası ölüm…

 

Çarpıştılar, vuruştular bir tek bedenleriydi silahları.

 

“teke tek döğüşte yenilmediler.”

 

Bir tütündü acılarına derman…

 

olsan da şimdi ıslansaydık biraz

gözlerimizden aşağı.

dudaklarımız dişlerimizin engelinden taşısaydı sloganları

çarpmadık dağ yavrusu,

yankılanmadık okyanus kalmasaydı.

zincirleri taşısaydık tarihlerin ayaklarından

her bir halkasına pas tutmayan tutkular anlatsaydık.

 

Bu eylülde türküleri soğuk kış günleri için yüreğimizin çelik potasında saklayacaktık. 

 

Çünkü biz gideli kitaplarımız toprağın gömüsünde…

 

Dinlediğimiz marşların kasetleri taş duvarların en zula yerinde. Ya da asılmayalım diye gençliğimizi büyüttüğümüz kitaplarımız yakıldı…

 

Sayfalarının arasında kalmadık… Zindana kafa tuttuk…

 

Giderken darağaçlarına alnımıza şafak çarptı…

 

Başımız düşmedi öne.

 

Kitaplarımızı beynimizin mavisinde çoğalttık… Tepeden tırnağa biz yoktuk.

Toprağa gömülen kitap sarardı, kaç mevsimdir.

 

Dala tutunan yaprak ve yıllar.

 

Ve tütün…

 

Ve biz…

Bu yazı toplam 8414 defa okunmuştur
beledi başkanımızı kaybettik
 // adem
bizim tek bir beledi başkanımız vardı ama bugün sabahleyin kaybettik tüm yüksek ovalıların başı sağ olsun ben şahsım olarak çok ama çok özüldüm böyle bir hizmet eden beledi başkanımızı kaybetmekten ve en çok çalışan larındaydı ve tüm yüksek ova yollarını sayın hetem ike başkanımızın yaptığı yol çalışmaların da ben şahsım olarak hakkaımı helal ediyom tekrar ve tekrar hepimizin başı sağ olsun...
28 Eylül 2007 Cuma 00:21
TURGUT
 // TURGUT ESENER
SİZ YILLARINI SİYASETE VEREN İNSANSINIZ BİRAZ DA Ü.N.V ÖĞRENCİLEREDES TEK VERSENİZ BORS BALATSANIZ BİZLERDE SIKINTI CEKMEYİZ...
27 Eylül 2007 Perşembe 16:28
HAZAN
 // Süleyman KARATAŞ
Eylül,mevsim-i hazan, mevsim-i hicran...ayrılık mevsimi, hüzün mevsimi, hislerin sarardığı, sarı yapraklar gibi döküldüğü, rüzgarın önüne katıldığı bir melal mevsimi...ölümün en çok hissedildiği mevsim...Eylül; ayrılık, veda, haazan ve hasat ayı...Bütün bunlar bir de İrfan Sarı'yla vuslat etti mi, işte böyle nazenin bir eser husule gelir......
26 Eylül 2007 Çarşamba 20:21