İbrahim Genç

Evliya çelebi Kürt diyarında

05 Ekim 2011 Çarşamba 18:36

Evliya Çelebi’nin bilim, kültür ve tarih alanına olan katkısının bilinmesi ve düşüncelerinin tartışılıp değerlendirilmesi için doğumunun 400. yılı dolayısıyla UNESCO tarafından 2011 yılı tüm dünyada Evliya Çelebi yılı ilan edildi. Böylece başta Türkiye olmak üzere birçok ülkede E. Çelebi çeşitli etkinliklerle anıldı ve anılmaya devam ediyor. Buna rağmen ülkemizde başta tarih üzerine okuyan öğrenciler olmak üzere yurttaşların E. Çelebi ve Seyahatname’den ne kadar haberdar oldukları tartışılır. Bu yüzden ülkemizde yıllarca yürütülen asimilasyon politikası sonucunda yıkanan beyinlerin tekrar kendini bulması için E. Çelebi ve seyahatname’nin irdelenmesi gerekiyor. Özellikle on yıllardır asimilasyona tabi tutulan Anadolu halklarını tanımak açısından Seyahatname çok büyük önem arz ediyor.

Osmanlının bu büyük gezgininin yaşam öyküsü Seyahatname’nin çeşitli yerlerindeki bilgilerden yola çıkılarak ortaya konmuştur (1). Ataları aslen Kütahyalı olan E. Çelebi İstanbul’da 25 Mart 1611 yılında doğmuştur. Çeşitli kaynaklarda anlatıldığına göre E. Çelebi küçüklüğünden beri başka yerleri görmeye meraklı ve zekası uyanık biridir. E. Çelebi’nin bir akrabası tarafından Saray’a alınması ona bu merakını giderme şansı verir. Çünkü E. Çelebi birçok gezisini vezirlerin ve paşaların himayesinde yarı resmi hüviyette yapmıştır (2).

Anlatıya göre E. Çelebi’nin seyahate çıkıp gördüklerini yazmasına gördüğü bir rüya neden olmuştur. Buna göre rüyasında camide namaz kılan E. Çelebi cemaat içinde Hazreti Muhammed’i görür ve huzurunda “Şefaat ya Resul Allah” diyeceğine yanlışlıkla “Seyahat ya Resul Allah” demiş ve yine Sa’d İbn Vakkas da kendisine gördüklerini yazmasını söylemiştir (3). Böylece E. Çelebi ömrünün elli yılını bu gezilere ayırmış ve İstanbul’dan Mekke’ye, Şam’dan Selanik’e birçok yere gitmiştir. Öyle ki gördüğü yerlerin tarihini, coğrafyasını, iklimini, folklorunu, dilini ve dinlerini de incelemiş, yazmıştır (2).

E. Çelebi’nin 1640-1675 yılları arasında Osmanlı topraklarını ve komşu ülkeleri gezerek yazdığı 10 ciltlik Seyahatname’si ne yazık ki gerekli ilgiyi kaynaklarımızda görememiş ve Tanzimat’a kadar bilinmemiştir. Bunun nedenini Fahir İz “Benim kanıma göre, gerek dili ve üslubu gerek içeriği bakımından eskiler Seyahatname’yi bilinen herhangi bir kategoriye sokamadıkları için değerlendirememişlerdir. (1)” sözleriyle dile getirir. Tabi Joseph Von Hammer’in bu eseri bilim dünyasına tanıtmasıyla 1880’den sonra Ahmet Vefik Paşa, Ahmed Mithat, Şemsettin Sami ve Necip Asım gibi yazarlar sayesinde bu eserin önemi anlaşılıyor.   

Bugün özellikle Seyahatname, Kürtlerin dilleri ve coğrafyalarıyla birlikte anlaşılması için büyük öneme sahiptir. Çünkü ülkemizde birçok halkın dili ve kültürü yok edilmeye çalışılırken bu tür kaynakların varlığı asimilasyonu başarısız kıldı. Tabi bu tür kaynaklar ya yıllarca saklandı ya da sansürlenerek basıldı. Zaten ülkemizde de Seyahatname’nin ilk baskılarına baktığımızda, özellikle Cumhuriyet’in ilanından sonra, genellikle Seyahatname’den seçkiler şeklinde olmuş. Çünkü Cumhuriyet’le birlikte Anadolu halkları yok sayılırken eski kaynaklar sansürsüz bir şekilde bu halkların varlığından bahsediyordu.

Her şeye rağmen artık E. Çelebi’nin Seyahatname’sini sansürsüz okuyabiliyoruz. Birkaç yıldır sık sık Yapı Kredi Yayınlarının hazırladığı Seyahatname’yi okumaya çalışıyorum. Bugün kullanmaktan korktuğumuz ama tarihi bir coğrafyanın adı olan “Kürdistan” kelimesi birkaç ciltte çok kullanılıyor. Bazı art niyetli milliyetçiler “Kürdistan” deyince hep bir ülke anlıyorlar; ama bilmeliler ki bu, tarihi Kürt coğrafyasının tarihsel-sosyolojik adıdır. Bugün “Türkistan” da diyoruz. Biliriz ki Türkistan bir ülke değildir, sadece Türklüğün coğrafyasının adıdır. Ki Büyük Türk Klasikleri’nde Seyahatname’de geçen yerler verilirken dördüncü ciltte geçen yerler “Tokat ve Kürdistan, sonra Rumeli; Sarıkamış’tan Orta Avrupa’ya kadar çeşitli ülke ve eyaletler (2)” sözleriyle verilir.

Buna rağmen Muhteşem Yüzyıl adlı dizide Kanuni Sultan Süleyman tarafından Macar kralına yazılan mektubun orijinali verilerek “Kürdistan” kelimesi kullanılmış ama Osmanlı döneminde yazışmalarda “Kürdistan eyaleti” diye bir yer olduğu bilinse de bu söz pek tepki toplamıştı. Oysa açık ve net olan bir şey nasıl reddedilir? Tarihçiler kaynakların verdiği bir gerçeği neye göre yok sayacaklar? Bu kelimeyi coğrafi bir terim olarak kullanan insanlara kim ne diyebilir? Savcılar neden dava açacaklar? İşte Seyahatname’nin de önemi buradan geliyor. Kürt coğrafyasının dili ve kültürüyle anlaşılmasını sağlayacak bir öneme sahiptir. Bu yüzden E. Çelebi’nin kendi eserinde geçen adıyla “Kürdistan” gezisine değinmek ve anlatmak gerekiyor.

Bruinessen’in eserinde anlattığına göre “Evliya Kürdistan’da üç büyük gezi yapmıştır (4)”. E. Çelebi’nin bu gezilerinden yola çıkarak anlattıkları dil bilimcilerin, halk bilimcilerin, tarihçilerin işine yarayacak çok önemli verileri içeriyor. Bu amaçla Kürt coğrafyasıyla ilgili Seyahatname’den şu bölümü verebiliriz: “Memâlik-i azîmdir, bir ucu cânib-i şimâlde diyâr-ı Erzurum’dan diyâr-ı Van’dan diyâr-ı Hakkari ve Cizre ve İmâdiyye ve Musul ve Şehrezûl ve Harîr ve Ardalân ve Bağdâd ve Derne ve Derteng ve ta Basra’ya varınca yetmiş konak yer Kürdistân u sengistân add olunur kim Irâk-ı Arab ile Âl-i Osmân mâbeyinde bu kûh-ı bülendler içre altı bin adar aşâ’ir ü kabâ’il-i Ekrâd sedd-i sedid olmasa kavm-i Acem diyâr-ı Rûm’a istîlâ etmeleri emr-i sehl idi.

İnşâallah mahalliyle alti bin aded mîhr-i aşâ’irleri dahi tahrîr etmeğe destime hâme-i cevâhir-gûyâmı almışım, ammâ bu Kürdistân’ın arzı, tûlu gibi vâsi değildir. Cânib-i şarkîsinde Acem hudûdunda Harîr ve ve Ardalan’dan hâk-i Şam ve hâk-i Irak –ı Arab ki hâk-i Haleb’dir, ol hâk-i pakeyne varınca Kürdistân’ın arzı yigirmi ve yigirmi beş konak ve ednâsı on beş konak yerlerdir. Ammâ bu kadar ülkeler içre beş kere yüz bin tüfeng-endâz ümmet-i Muhammed Şâfi’îyyü’l-mezheb vardır. Ve cümle yedi yüz yetmiş altı pâre kal’a add olunur kim cümle imârdır (4)”.

Seyahatname’de Kürt coğrafyasına dair verilen bilgilerin yanında Kürtçe için de birçok bilgi var. E. Çelebi, Seyahatname’de Kürtçe ve Kürtçenin lehçelerinden bahsederken bazı yerlerde örnekler de verir. Hatta bazı aşiretlerin kullandığı lehçeleri karşılaştırarak aralarındaki farklılıklara da değinir. Bu anlamda Kürtçeyle ilgili Seyahatname’de Ermeni bir tarihçi olan Mığdısi’nin sözlerine yer verilir. Bruniessen’in değerlendirmesine göre Kürtçe kastedilerek “Evliya’nın Miğdişi’si, ‘Tufan’dan sonra konuşulan en eski dil(lerden) olduğunu belirterek... (4)” der ve Kürtçenin saygın bir dönemine değinildiğini anlatır. Bu konuyla ilgili Seyahatname’den şu ifadeleri aktarabiliriz: “Müverrih Mığdısî kavli üzre ba’de’t-tûfân-ı Nûh, imar olan şehr-i Cûdi’dir, andan kal’a –i Sincâr’dır, andan bu kal’a-i Mefârikin’dir amma şehr-i Cûdi sâhibi Hazret-i Nûh ümmetinden Melik Kürdim altı yüz sene mu’ammer olup Kürdistân diyârların geşt [ü] güzâr ederek bu Mefârîkin’e gelüp âb [u] hevâsından hazz edüp bu zemînde sâkin olup evlâd [u] ensâbı gâyet çok olup lisân-ı İbrî’den indiyyât bir gayrı lisân-ı turrehât peydâ etdi kim ne İbrî’dir ne Arabî ve ne Pârisî ve ne lisân-ı Derî’dir ve lisân-ı Pehlevî’dir, ana hâlâ lisân-ı Kürdim derler. Bu diyar-ı Mefârikîn’de peydâ olup hala diyâr-ı Kürdistân’da isti’mâl olunan lisân-ı Kürd Hazret-i Nûh ümmetinden Melik Kürdim’den kalmışdır, ammâ vilâyet-i Kürdistân dağistân u sengistân bilâd-ı bîpâyân olmağile on iki gûne lisan-ı Ekrâd vardır kim birbirlerine elfâzları ve lehçe-i mahsûsaları mûğayirdir kim niçesi birbirlerinin kelimâtların tercümân ile anlarlar (4).”

Yine Seyahatname’nin başka bir yerinde “El-Arabî fesâhatün ve’l-Acemî zarâfetün ve’t-Türkî kabâhatün ve gayrü’l-lisân necâsetün (5)” denildiğini aktaran E. Çelebi devamında Kürtçeyi kastederek şöyle devam eder: “ammâ lisân-ı Ekrâd’da dahi fesâhat ü belâğat üzre tekellüm eder kavm-i Ekrâd-ı Hızre ve kavm-i Ekrâd-ı Şirvân ve kavm-i Ekrâd-ı (...) Ammâ bunlardan dahi ziyâde fesâhat ü zarâfet ü selâset üzre tekellüm eden kavm-i Ekrâd-ı İmâdiyye-i Behdînân’dir. Bu kavm-i İmâdiyye’nin ulemâ-yı âmilînleri kavli üzre lisân-ı Ekrâd’ı Hazret-i Yûnus aleyhi’s-selâm diyâr-ı Musul’da sâkin iken Kürd lisânın söylemiş ola. Zîrâ, ‘Lisân-ı Ekrâd Fârisî’den azmış ehl-i cennet lisândır’ deyü bu hadîs-i sahîhi delîl ederler (5).”

Sonuç olarak ülkemizin dürüst ve gerçek bilim adamları Kürtler ve Kürtçe üzerine tüm kaynaklarda bilgilerin olduğunu biliyorlar. Yıllarca Kürt halkının tarihi ve kültürü Türk halkından saklanarak halklar birbirinden uzaklaştırıldı ve birbirine yabancılaştırılmak istendi. İşte bu yüzden bugün Kürt belediyeler halkların birbirini tanıyıp yakınlaşması amacıyla, UNESCO’nun 2011 yılını Evliya Çelebi yılı ilan etmiş olmasını değerlendirmeli. Başta Diyarbakır belediyasi olmak üzere Kürt coğrafyasındaki tüm belediyeler bir proje başlatarak “Evliya Çelebi Yılı” kapsamında etkinlikler hazırlamalı. Her belediye, Seyahatname’de kendi illerinin geçtiği bölümlerden oluşan kitapçıklar çıkarmalı, konferanslar vermeli ve gerekirse anlatılanlar tiyatrolaştırılmalı. Özellikle bir proje kapsamında bir Diyarbakır’ın, bir Hakkari’nin ve diğer Kürt kentlerinin Batı’da çeşitli etkinliklerle anlatılması çok faydalı olur. Eğer bu proje Kültür Bakanlığı aracılığıyla yapılırsa iki halkın birbirini tanıyıp kaynaşmasına vesile olabilir.

Kaynakça:

1- Fahir İz, Evliya Çelebi ve Seyahatnâmesi
2- Büyük Türk Klâsikleri, Evliyâ Çelebî, cilt 5, s. 393
3- İslam Ansiklopedisi, cilt 4, MEB yay.
4- Martin Van Bruinessen, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde 16 ve 17. Yüzyıllarda Kürdistan
5- Evliya Çelebi, Seyahatnâme, cilt 4, s. 316, Yapı Kredi Yayınları

Bu yazı toplam 9386 defa okunmuştur
Evliya Çelebi Sergisi
 // Hakkari Kültür ve Turizm
"Evliya Çelebi'nin Dünyası" Sergisi 07-09 Ekim 2011 tarihleri arasında Hakkari Kültür Merkezinde gezilebilir.Hakkari Halkına Duyurulur...
06 Ekim 2011 Perşembe 09:34
eline sağlık
 // raif
emeğine eline sağlık yeni nesil mutlaka okumalı. yeni nesil tarihinden bi haber büyüyor...
06 Ekim 2011 Perşembe 00:16