İrfan Sarı

Elleri kalem tutacak

02 Kasım 2007 Cuma

Sokaklara bukalemun rengiyle girmek sizin marifetiniz değil çocuklar, bilmeyen yok bunu. Bu durumu bukalemunlar bile biliyor.

Size okullarda bilimin ve insanlığın dersi verilmeliyken sokaklara taşıyarak insanlığına ihanet eden eğiticinin haline acımak gerek.

Benim ülkemde din istismarına ne kadar rastlardık ve bunu anlatırdık birbirimize. Bir gün kendi çıkarlarımız için yani bir parça ekmek bahanesiyle kendi çocuğunu istismar edecek bir anlayışla karşılaşacağımı asla ve asla ummazdım.

Ama çokta şaşılacak bir durum olmamalı aslında, çünkü Türkiye sonuncusu bir ilin eğitimcileri olarak sonunculuktan kurtulma çabasıdır bu. Birileri sırtını sıvazlayacak ve “siz kâğıtlar üstünde sonuncusunuz ama benim anlayışımın birincisisiniz” demesi onların en büyük mükâfatı.

Ve maalesef ki; eğitimci bu tüketici pozisyonuyla var oldukça yani düşünür yaratmadıkça, bilim adamı yaratmadıkça külliyen yaranmaya yönelik tutum artacak ve yine diyorum maalesef bu ülkede barışı arzulamamız gayet tabi hayal olacak ve dolayısıyla da ülkenin çocukları kan ve gözyaşını hep tadacak.

 

Ellerine kalem, çantalarına beyaz defter sayfaları yerleştirdiğimiz çocuklarımız silahtan medet umar olacaklar.

Eğitimin üst olabilmesi için ne kadar çaba sarf edilirse azdır. Bunu bilemeyecek kadar eğitimden nefret etmek bir bura insanına mahsustur desem inanınız. Çünkü cumhuriyet tarihinden bu güne eğitim müfredatına bir tek projesi yani üretisi girmeyen bir anlayışın, tüketici durumunun sonucudur bu. Sürekli tüketen bir pozisyonda olmak beraberinde esir olmayı getirir.

Bir buğday tanesinin toprağa düşmesinden ekmeğe dönüşüne kadar olan yolculuğunu hemen hemen bilmeyenimiz yoktur. Nasırlı ellerin arasından toprağa fırlatılan “dane” toprakta çatlayana kadar tarla kuşlarının ve kemirgenlerin tehdidi altındadır. Toprağa biraz fazladan nem düşerse çürümeye yüz tutar. Yağmur sağanak vurursa topraktan bağları kopar. Ve tam başlamışken büyümeye susuzluk onun baş düşmanıdır. Çok badirelerden geçerek sofralara bol çeşit olarak gelene kadar ki zamanları anlatmak zor değil pek tabi ki. Tam da burada çiftçinin durumu devreye girer. Bütün dış ve iç etkenlerden onu muhafaza edecek yegâne kişi elbette çiftçidir.

Bu anlamda çocuklarımızın eğitime başlaması “dane” nin tarlaya atılmasıyla başlar ve bu yolculukta gerek dış ve gerekse iç etkenlerden muhafazası elbette ki eğitimcinin görevidir. Eğer eğitimci uzmanlığını ve idealizmini meslek aşkına dökemezse olacağı budur. Artık çocuklarımız boylarından büyük işlerde gövde gösterisi yapacak kan ve şiddetin dilini ezberleyecek belinde on dörtlü, ağzında kaba deyimleri hiç düşürmeyecektir.

 

Yolun başında çocuklara sonunculuğu vaat eden olmak yerine onları ülkenin her alanına dolu, birikimli, hırslı ön görüsü olan kimlikler olarak yerleştirirseniz tabiî ki mutluluğunuzun tadı erişilmeyecek boyutta yükselecektir.

Buna paralel ülke kalkınacak şiddet ve kan asla olmayacak. Keza kendi yetmezliklerini vefa borcuymuş gibi kapatmak kurnazlığı da oynanacak acemi oyunda hiç olmayacak. Tarlasına ektiği ürünün meyvesini olgunluğu ile görmek bu kadar zor mudur anlamadım.

Eğitimcinin, elleri kalem tutacak çocukların yerine kendilerini katabileceği bir arena yaratması gerekirken çocukları öne sürmesi ne kadar etiktir bilinmez.

 

Yani her koşulda kendi öğrencisine siper olmayı algılaması lazımken öğrencisini kendine kalkan yapmaya çalışan mantığı sorgulamak lazım.

 

Ve bu davranışta çocukların içine gireceği psikolojiden nasıl kurtulacağını bilmesi gerektiğinde hatırlatmakta fayda var mıdır bilmem.

Ama bildiğim bir şey var. Çocuklar masumdur. Bu masumiyetten faydalanacak olan eğitimciyse bunu hiç anlamam, anlam vermem olanaksızdır. Kalem tutan ellerin ustası olmak onurunu elinizden yüreğinizden hiç uzak tutmayınız.

Okulda, derste, sırada, sokakta o çocuklar sadece sevilmeyi hak ediyor ve o çocuklara sadece sevmeyi öğretmek eğitimcinin işidir gerisi angarya.

Sevgi yumak gibidir, sarmaladıkça büyür.

Bu yazı toplam 6994 defa okunmuştur
öğretmenim'e
 // irfan sari
mustafa abi, antepte çoktan göçtü...kasım hoca hala devam ediyor...
şevki özcan olsa gerek...ki şevki abide hala burada ve tüccar...evet doğrudur şansız bir gidiş oldu bülent abi için...enver abi fotoğrafçı esnafı hal devam ediyor maşşallahı var....halit abide izmirde yaşıyor...çok emin olmasamda...
saygıdeğer öğretmenim oydere@hotmail.com konuşma adresim..
selamın başım gözüm üstüne......
05 Kasım 2007 Pazartesi 23:51
sevgili oğrencim
 // kemal mercan
Sevgili oğrencim,o küçük dediğiniz gerçektende küçüksınıfta 18-20 öğrenci vardı.O sınıftakiler benim ilk öğrencilerimdi.Beni bir iki ay sonra osınftan Okul müdürü Derviş Yalım aldı ve dördüncü sınıfa verdi.Sizlede doğrudur Müzeyyen Hanım devam etti.O zaman vekil öğretmen Mustafa Düzen,Şevki Barış,Rahmetli olmuş Bülent Yücel,Enver Tuna,Halit Oral gibi Yüksekova lı arkadaşlarım ,dostlarım vardı.Biliyorum şimdide varlar.Selam ve sevgilerimle....
05 Kasım 2007 Pazartesi 15:13
de were
 // arda
uzanıp yatmışken mehmedim gözümde ne gezer fer,dalmışım ben ölüm gelmiş ne olacak ve en olmadan... elleri kınalı idin sen,umutların vardı senin ve bir yığın sevda yüklü yüreğin vardı senin.
ne oldu şimdi geldin ebedeen şimdi gidiyorsun ebede. kim bilir mehmedim anarlar mı bir daha senin o yüce adını bu asi dudaklar.sen gideli kaç gün oldu ki sanki hiç bir şey değişmemiş, gül dalından koparılmamış. yüreklre sevgi yerine acı tohumları ekilmemiş gibi,alıp verilen soluklarda bir değişme yok.adına hasret gönüllerden eser yok.
DE WERE hevalı mın,runya çavımın bextı mın....
04 Kasım 2007 Pazar 19:44