İbrahim Genç

Eğitimi bitir(me), öğretmeni sömür(me)

24 Kasım 2011 Perşembe 00:24

Türkiye’de eğitimdeki eksiklikler ve öğretmenlerin sorunları her geçen gün artmaktadır. Bunu anlamak için sadece AKP iktidarı dönemindeki uygulamalara bakmak ve biraz mukayeseli düşünmek yeterli olacaktır. Özellikle son dokuz yıllık süreçte Milli Eğitim Bakanlığı gibi önemli bir bakanlığa işinin ehli olmayan kişilerin getirilmesi de eğitim sistemini adeta bir yap-boza dönüştürmüştür. Çünkü her dönemin Milli Eğitim Bakanı, eğitim sisteminde iyileştirmeler yapmak adına (!) bir önceki dönemin uygulamalarını kaldırmakta ve bu da eğitimdeki randımanı düşürmektedir. Tabi bu olumsuz gidişat, başarılı bir şekilde halktan gizlenebilmektedir.

Ne var ki ülkemizde her ne kadar medya marifetiyle eğitimde büyük atılımlar yapılıyormuş izlenimi uyandırılmaya çalışılsa da kendini yetiştirmiş, araştıran her yurttaşın bunun koca bir yalan olduğunu fark etmesi pek kolay. Mesela Başbakan Erdoğan 2011 seçimleri öncesinde ülkemizdeki olanakları Avrupa’daki olanaklarla karşılaştırıp “Almanya’daki Hans, ABD’deki George     “ diyordu  ve her öğrenciye elektronik kitap dağıtılmasından bahsediyordu. Tamamen şova dayalı bu yaklaşımı sezen her yurttaşın “Siz önce öğrencileri öğretmenleriyle buluşturun. Birçok okul öğretmensiz hâlâ” dediğini duyar gibiyim. Çünkü AKP iktidarından önce 2002’de bizzat Başbakan Erdoğan kendisi 72 bin öğretmen açığı olduğunu söyleyip bunların neden atanmadığından dem vururken dokuz yıllık kendi iktidarı döneminde öğretmen açığı resmi açıklamalara göre 150 bin, sendikaların açıklamalarına göre ise 300 bini buldu. Yine şu bir gerçek ki öğretmenlik, bütün itibarını AKP döneminde kaybetti. Bu yüzdendir ki çeşit çeşit öğretmenlik ortaya çıktı: kadrolu, sözleşmeli, ücretli, vekil… Bunun sonucunda da öğretmenler arasında gruplaşmalar meydana geldi.

Buna rağmen Başbakan Erdoğan sürekli Yunanistan’ın durumunu gösterip yaptıklarını haklı göstermeye çalışmaktadır. Bu sebepledir ki Türkiye’de bir krizin olduğunu düşünebiliriz. Başbakan’ın örnek gösterip de dalga geçtiği Yunanistan, öğretmenine yıllık 26 bin dolar verirken bu oran Türkiye’de sadece 12 bin dolar. Ki OECD açıklamasına göre öğretmenine en az ücret veren ikinci ülkeyiz. Bir de ücretli öğretmenlerin sömürülmesine bakarsak; onların düşük ücretle çalıştırılması, sigortalarının tam yatırılamaması gibi durumlar eğitime verilen önemi göstermektedir. Bununla birlikte öğretmene verilen değeri, PKK tarafından kaçırılan öğretmenler konusundaki ilgisizlikten de anlayabiliriz. Kaçırılan 12 öğretmenin ek ders ücretlerinde ve SGK primlerinde de hemen kesinti yapılmıştı.

Eğitim sistemimizin durumunu sendikaların raporları gözler önüne serse de genelde İktidar, bu raporları önemsememektedir. Fakat uluslar arası raporlar da sendikaların yaptığı çalışmaları destekler niteliktedir. Bu raporlardan bir tanesi de OECD tarafından açıklanan “Bir Bakışta Eğitim Raporu 2011”dur. Bu rapora göre öğretmenlerin yıllık zorunlu çalışma saatleri OECD ortalaması 1663 saat iken Türkiye’de bu 1808 saat. Dolayısıyla çalışma saatleri konusunda Türkiye, Japonya ile birlikte sonlarda yer almaktadır. İlginçtir ki birçok öğretmen arkadaşımdan duyduğuma göre müfettişler, öğretmenleri çalışmaya sevk etmek için genellikle Japonya’yı örnek gösteriyorlarmış. Yine bu rapora bakıldığında en kalabalık sınıflar ülkemizde. Dolayısıyla öğretmen başına düşen öğrenci sayısı da fazla. Bu olumsuzluklarla birlikte öğretmene yüklenen çeşitli angarya işler de öğretmenin verimini düşürebiliyor. Buna rağmen Türkiye’de öğretmenin yıllık kazancı OECD ülkelerinin gerisinde.

Yine halk nezdinde AKP döneminde eğitime ayrılan bütçenin arttığı düşüncesi genel bir kabul görüyorsa da biraz araştırıldığında bunun tam böyle olmadığı da anlaşılabilir. Özellikle artan öğrenci, derslik sayısına oranladığımızda eğitime ayrılan bütçenin sorunlara çözüm getirecek mahiyette olmadığı anlaşılabilir. Ki uzmanların söylediklerine göre bu paranın çoğu personel giderlerine, sosyal güvenlik devlet primlerine, cari ve sermaye transferlerine gitmektedir. Sanırım eğitime ayrılan bütçe yeterli olsaydı okullarda her ay çeşitli adlarla para toplanmazdı. Zaten istatistiklere bakılırsa eğitime ayrılan bütçenin milli gelire oranının ne kadar düşük olduğu da görülebilir.

Sonuç olarak her ne kadar “Öğretmenler Günü” gibi özel günlerde öğretmenliğin değeri vurgulansa da gerçekte bunun bir karşılığı yoktur. Eğitim sistemimizin mantalite sorunu olduğu gibi kadrolu öğretmenlerin ve diğer öğretmen gruplarının ayrı ayrı sorunları var. Özellikle ücretli öğretmen gibi uygulamalar, öğretmenleri sömürmekle birlikte öğretmenliğin onurunu da ayaklar altına almaktadır. Hükümet; ekonomideki sorunları ekstra vergilerle, yüksek zamlarla, öğretmenleri atamamakla halletmeye çalışmamalı. Çünkü eğitim sistemi, ihmale gelmeyecek kadar ciddiye alınması gereken bir şeydir.

Bu yazı toplam 6615 defa okunmuştur
Hepimiz Vanlıyız
 // Ercan
Bizleri gsl günlere getiren her ögretmenın günü kutlu olsun...
24 Kasım 2011 Perşembe 14:56
öğretmen
 // nerdeeee
öğretmene öğretene hani değer...
24 Kasım 2011 Perşembe 14:12
sıkıntı
 // mamoste
ben bugün öğretmenler günü olduğunu hiç hissetmedim bile.yaklaşık iki aydır antalyada ücretli öğretmenlik yapıyorum.iki aydır toplam aldığım para 1000 tldir.bunun içinde yol masrafından tutun mutfak masrafına yakacaktan tutn giyime kadar herşeyi iki aydır bununla tedarik etmeye çalışıyorum.bir ayakkabı 50 tl bir takım 150-200 tl yol masrafı en az 60tl.allah aşkına ben naslı sağlıklı bir eğitimle ülkeye gelecek adam yetiştirecem.işte bize reva görülen muamele budur.bu da ülkenin geleceğini karartmaktır.kesinlikle kimse benden sağlıklı bir beyin yetiştirmeyi beklemesin.istesemde sorunlardan sıkıntılardan konsantre olamıyorum.YOKMU SESİMİZİ DUYACAK KİMSE..hani herşey iyi olcaktı.iyi oldu da bizim gibi garibanlar için mi iyi olmadı....
24 Kasım 2011 Perşembe 14:03