İbrahim Genç

Duvara karşı

07 Kasım 2013 Perşembe 14:57

Bulutlar gibiydi yüreğim / Beyaz mı beyaz / Hafif mi hafif / Sınırların içinde, sınırların dışında… / Bulutlar gibiydi yüreğim / Toprağı maviden örülü / Ve yedi gök katına serili / Umutlar döşeli sıra sıra / El ele yürekler, saf saf bedenler…/ Bulutlar gibiydi yüreğim / Devrilen duvarların sırtında / Çökmüş bir gölgeliğin içinde / Serili bir cennet sofrası / Dizil soframıza sen de / Sınırlardan akarak / Duvarlardan taşarak / Ve yıkarak bentleri / Azgın nehirlerce gel / Sürüyerek kendinle prangalarını… / Bulutlar gibiydi yüreğim / Belki de bu yüzden / Tanımam ayrıksı telleri / Toprağa çizili sınırları / Ve de örülü devasa duvarları…

Rüzgar kanatlı bir bulut gibi / Toprağı griye hepten boyayıp / Duvarların içinden geçtim ansızın / Mayınların üzerinden aktım her gece … / Ve bir zaman gelip de / Hasretlik sınır teli gibi adeta / Duygumda, düşüncemde, bedenimde / Batarken derine / İşte o zaman doru atların göğüslerine / Belki bir dünya vuslatı / Çalınan özgürlüğümüzü / Binlerce ton şimşek yapıp / Dikey koştum bir asır /  Nusaybin’den Kamışlo’ya / Hakkari’den Kirmanşah’a… /  

Esaret ağır gelip de / Tüm mevsim yağmur içen / Dağların zulasında suyun bekleyen / Ve kendini ‘89’un 9 Kasım’ına kitleyen / Bağrı yanık, bağrı dolu / Berlin duvarına akan / Elbe gibiyim / Hıncım ağır bir yük… / Esaret ağır gelip de / kıyılırken yüreğim / Doğudan batıya dilim dilim / Rüzgar kesen bakışlarla / Suların sırtında at koşturdum / Meksika’dan emperyal locaya / Rio Granda suyunda / Akıntıya nal vurdum / Kulaç attım, binlerce kulaç / Fakat Rio Granda akıyor / Duvar kaçıyor, sınır uzuyor…/ Esaret ağır gelip de / Tüm petrolünü Ortadoğu’nun / Bir an içerek anne sütü gibi / Dolarak bin bir acının rengiyle / Çaktım kibriti yüreğimde / Fırat’ın buzu çözüldü / Dicle yanıp ateş kesildi / Fırat yıktı duvarları / Dicle yaktı telleri… /

“Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız” / Dirbesiye’den Dirbesiye’ye / Serekani’den Serekani’ye / Ağlaşmaların hüznü bir / Gülüşlerin rengi bir / Azizellah denir / Aynı camiden yükselen ezana / “Karşıyaka köyleri, obalarıyla / Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu, / Komşuyuz yaka yakaya / Birbirine karışır tavuklarımız / Bilmezlikten değil, / Fukaralıktan / Pasaporta ısınmamış içimiz / Budur katlimize sebep suçumuz, / Gayrı eşkiyaya çıkar adımız / Kaçakçıya / Soyguncuya / Hayına...”

Lakin bir fikir yeşerdikçe / Sınırın iki yakasında / Rüzgarıyla özgürlüğün / Duvarlar soyulacak o an… / Ve kadınlar / Sınır hatlarında mayın yürekli kadınlar / Yüreği avucunda yumruk / Cesareti gözlerinde alev / Umudu saçlarında rüzgar / Barışı dilinde şiir şiir işleyen / Devrim nakışlı kadınlar… / Duvarlara karşı soluk soluğa / Göğünde yıldızları çalınmış / Toprağında emeği sömürülmüş / Uygar zamanların gerillası / Direnir gecelerin ayazında / Bir yıldızı avucunda ısıtır gibi / Isınarak halkının yüreğinde…

BİR BAŞKAN DİRENİYOR

Kürtler daha önce onlarca defa aldatılmalarına ve hayal kırıklığına uğramalarına rağmen sadece gözyaşının dinmesi için fedakarlık yaparak barış sürecine omuz verdiler. İnandılar ki kendilerini muhatap alanların içleri ve dışları / sözleri ve kalpleri aynıdır. Lakin geçen zaman gösterdi ki adına barış süreci denen zamanlarda bir taraf, eskinin elitist umarsızlığından ve ağabey kabadayılığından sıyrılamıyor. Kendini “efendi” olarak gören zihniyet, ısrarla kendisine biat edilmesini bekliyor; verdiğinin bir lütuf olarak görülüp ona göre davranılmasını arzu ediyor.

Hayır, barış bu tür oyunlarla yaratılamaz. Önce insanların onuruna saygı duyulmalı. Burada bir halkla barıştığını iddia edip bu halkın kardeşleri olan Rojava’ya ekonomik ambargo uygulamak, insanları vahşice katleden çetelere dolaylı ya da doğrudan destek vermek kabul edilemez. Artık bilinmelidir ki bu halk, kimin ne mal olduğunu anlayıp buna göre hareket edecek bilince ulaştı. Oyun içinde oyunlar kurgularken siz, bu halk sorular içinden sorular yaratıp eleştirel düşüncenin zirvesini zorluyor.

Bu yüzdendir ki Kürtler artık yüzünüze “Siz kimi kandırıyorsunuz?” diye bağırıyor. Barıştan bahsedip iki halkın arasında tel örgüler veya duvarlar koymanız, iki halkın yürek birlikteliğine zarar veremiyor. Bilakis zor zamanların birlik olma ruhuna duyulan ihtiyaçla daha çok birlik olunuyor. Şimdi hangi amaçla yapıyorsanız bilinmez ama sınırın dibinde bir başkan direniyor günlerce. Bu cesur başkan Ayşe Gökkan, halkına bu duvarları reva görmüyor. Ve bu başkanın yüreğine yürek katmak için sınırın Türkiye tarafında bugün ( 7 Kasım) Nusaybin’den ve yine sınırın Rojava tarafında Kamışlo’dan Kürtler sınıra akacak.

Artık namuslu bir yürekle, tertemiz bir ruhla; hiç kimseyi aşağılamadan bir barışı yaratmak zamanıdır. Aksi takdirde duvarlar; yıkanların değil, yapanların üstüne devrilir.

Bu yazı toplam 5802 defa okunmuştur