Bedri Çallı

Dünya kadınlar günü

2006-03-08 12:48:22
Aslında bu yazıyı yazmayı hiçte arzu etmemiştim. İnsan Hakları zaten var. Kadınlar da insan olduklarına göre ne gerek var dünya kadınlar gününe veya onların örgütlemelerine, şeklinde düşünürdüm. Oysa itiraf edeyim ki, gelişen olaylara ve etkilenmelere baktığımda çok yanlış düşündüğümü fark ediyorum. Çünkü şartlar kadınları bu harekete itmiştir. Hiçbir toplum sadece bir cinsten oluşamaz. Her erkeğin bir anası vardır. Kadınlar; babası, Çocuğu, eşi, erkek kardeşi vb. yakını için her zaman canını ortaya koymaya hazırdır. Bunların her hangi birinin kaybedilmesi sonucu, en çok etkilenen kesimdir. O halde neden bu kadar acı reva görülür, anlayamıyorum. Dünyada ve ülkemizde meydana gelen savaş ve çatışmalar sonucu öldürülen insanların ölümü, en çok kadınları etkiliyor. Bir kısmı sevdiği nişanlısını kaybeder, yıllarca ve belki ömrü boyunca hayata küser. Bir kısmı sevdiği, evlendiği, yıllarca aynı yastığa baş koyduğu, ardından hayatın meyvesi olan birkaç tane çocuğu dünyaya getirmesinin ardından, bir anda dul kaldığını görüyoruz. Bu kez kadının artık çocuklarına babalık yapmak zorunda kaldığına ve Hayatının cehenneme döndüğünü izliyoruz. Yine evlendikten sonra dünyaya getirdiği çocuğunu belki yetim, belki yoksul ve daha bir çok zor şartlarda ve ağzındaki ekmeğini paylaşarak çocuk büyütmüştür. Yıllarca koru ekmeğe razı olmuş, hasta olduğu halde doktora gidememiş, üzerine istediği giysiyi alamamış fakat çocuğuna eğitim vermiştir. Tam çocuğunu ülkesi ve insanına hizmet verecek duruma getirdikten sonra bir hiç uğruna, gereksiz olarak ortaya çıkarılmış, kendilerinin değil de, birilerinin ekmeğine yağ sürülmesine yarayan kardeş kavgasında tüm hayalleri yok olmuştur. Bu ana gerek devlet güçleri arasında, gerek dağların başında herhangi bir örgüt üyesiyken ve gerekse bu ikisinin dışında normal bir vatandaş iken yada görevli iken kaybettiği evlat anasıdır. Ana yüreği açısından bunların hiç birinin diğerinden farkı yoktur. neticede bunlara anadır. Ayrıca babasız büyüyen çocukların ömürleri boyunca çekecekleri sıkıntıları bilen bilir. Bu ana veya baba hayatları boyunca çektikleri acıları ve sıkıntılarının sona ermesi ve geri kalan ömürlerini rahat geçirebileceklerinin tek kurtuluşu olarak çocuğunu görürler. Ama kaderin cilvesi bu insanların ömürlerinin son günlerinde peşlerini bırakmamış ve bir hiç uğruna evladını almıştır. Biz ülke olarak uzun yıllar insan öldürülmeleri yada ekonomik olarak çok şey kaybettik. Ama ne yazık ki hiç ders çıkarmadık. Karşılıklı kin ve nefret kokan sert nutuklar ne yazık ki kimsenin evladını geri getirmedi. Her iki taraftan cenaze törenlerinde atılan sloganlar sadece yaranın derinleşmesine yaradı. Kahr olsun sloganları da bir işe yaramadı. Birileri evladını yitirmiş anaları, kullanmaya halen devam ediyor. Bir kısmına Cuma anneleri, diğer bir kısmına Cumartesi anneleri ismini verdiler. Fakat onların evlatlarını geri getiremedikleri gibi başkalarının evlatlarını da vermeye devam ve vesile oldular. Hiç kimse bu güne kadar olan oldu. Bari bundan sonra bu fidanları kaybetmeme mücadelesi vermedi. İki tarafın da bu ülkenin evladı olduğu bir türlü kabullenilmedi. Bu kanın durması için çaba sarf eden aydın veya diğer girişimcilere vatan haini gözüyle bakıldı. Yasadışı uygulamalar karşısında ülke genelinde bütünlük sağlanamadı. Birileri kınadı, diğer bir kısmı oturduğu yerde destekledi. Geçen gün Diyarbakır’da ailelere teslim edilen örgüt üyeleri ve Batman ilinde öldürülen Polisler için hep kadınlar ve çocuklar ağladı ve onlar ömür boyu yara aldılar. Hepimizin içi onlar için kan ağladı. Her iki grupta yine bizim insanımızdı. Aynı bayrağı, aynı toprağı ve aynı inancı paylaşıyoruz. Evet maalesef kadınlar, çocuklar ve engelliler toplumun en dezavantajlı kesimidir. Gerçi Hakkari kültüründe kadınların ağır işlerde çalıştırılması yok, ancak burada da bu yönde farklı köylerde kadınların sırtları ile odun ve ot taşıdığına şahit olduk. Kadınların üzerinde komalar getirildiği son zamanlarda çok yaygın değil ise de yaşanıyor. Karadeniz bölgemizde bir kısım erkeklerin kahvelerde oturduğu, nataşa’larla gönüllerince yaşadıkları, diğer bir kısmı ekmeği için gurbete, yani farklı illere gidip çalıştıklarını ve kadınların çay, fındık bahçelerinde aşırı derecede çalıştıklarını biliyorum. Yine ülkemizin büyük bir kısmında kadınlar tarımda, ağır işlerde çalıştırıldıklarını, Şeker pancarı, Pamuk tarlaları vs. gibi ağır işlerde çalıştırıldıklarını biliyorum. Yine gerek ilimizde ve gerekse ülkemizin büyük bir kısmında erkeklerin kumar oynadıkları ve çalıştığı işten aldığı ücretleri "yani çocuklarının rızkını" kumar masalarında bıraktıklarını, bu kez bin bir yoklukla çocuklarını geçindirme işi yine kadınlara kaldığına şahit olmuşum. Çalıştığı işten aldığı ücreti "yani çocuklarının rızkını" içki masalarında birilerine yedirirken, yine kadınların kendi çocuklarını yoklukla geçindirdiklerine şahit olmuşum. İnsanlar bu sıkıntıları neden sevdiklerine çektiriyor, ben anlamış değilim. Çünkü elde ettiği o para, o ailenin rızkıdır. Onu çarçur edip bu insanları perişan etmeyi hangi vicdanla yaparlar ben anlamıyorum. Kardeşlik sevgi ve dostluk varken neden insanlar savaşır, neden kan dökülür bilmiyorum. Kardeş kanının akıtılmasının bir an önce son bulmasını artık insanlardan bekleme umudumuzu yitirmek üzereyiz. İnşallah Allah’u taala insanlara doğru bir yol gösterir. Gurur insanı yok edinceye kadar devam eder. Kaba kuvvet hiçbir tarafa bir şey kazandırmayacaktır. Bunun bir an önce görülmesi umuduyla, Tüm kadınların gününü kutlar, onların daha fazla acı yaşamamaları ve hak ettikleri insani ihtiyaçlarının, insan hakları evrensel beyannamesinde belirlenen kriterlere uygun olarak karşılanmasını temenni ederim. 08.03.2006 bedricalli@mynet.com bedricalli@hotmail.com
Bu yazı toplam 7863 defa okunmuştur