Ümit Yazıcıoğlu

Dr. Devlet Bahçeli'ye Mektup

18 Ağustos 2009 Salı 01:31

Sayın Dr. Bahçeli,

 

Malumunuz cumhuriyetin kuruluşundan bu ana kadar devlet Kürt sorununun çözümü için ciddi stratejiler ve politikalar üretmedi. Kendisini sevmeyeni onu niçin sevmediğini  sorgulamadı. Eğer tarihe eğilip bu son seksenaltı yılı irdelerseniz; Kürtlerin hayatının bir yüzünü katliam, diğer bir yüzünü ise hep sürgünler kaplar. Dolayısıyla demokrasi ve hukuk kapıları üstlerine daima kapanan Kürdlerin dağa çıkmaktan başka yolları olmadığını çok rahat tesbitedebilirsiniz. Bunun ancak ve ancak siyasi açılımlarla önlenmesi gerekirken, ajitasyonlarla dağa çıkmayı engelleyebileceklerini ülkede zannedenler oldu.

Bu bağlamda Demirel, "Kürt realitesini tanıyoruz" dedi, Mesut Yılmaz, "Avrupa yolu Diyarbakır’dan geçer" belirlemesinde bulundu. Hatta Turgut Özal,  "federalizmi tartışa biliriz, meseleyi kökten halletmek için, Türkiye’nin adı Anadolu olarak değiştirilse daha iyi olmaz mı" dedi. Tansu Çiller gibileri, Bask Modelinden bahsederken; Doğan Güreş, Mehmet Ağar ve Mehmet Eymür'le birlikte ülkede korkunç olayların yapılmasına sebep oldular (buna Susurluk, Şemdinli, Ergenekon olayları örnek verilebilir).

Bildiğiniz gibi ayrılıkcı ve ayrımcı uygulamalardan rahatsız olan Kürtler tarih boyunca olduğu gibi, özellikle Cumhuriyet döneminde isyanlar çıkartarak kendi sorunlarına çözüm bulmaya çalışmışlardır. Bu isyanlara karşı merkezi devletin, siyasi çözüm yerine, sert tavır alması, Kürtlere karşı zor kullanması, köy koruyucuları adı altında örgütlenmesi, Kürt sorununu siyasi olarak çözememiş, bilakis sorunun dahada büyümesine sebiyet vermiştir. Dolayısıyla hangi amaçla, kim tarafından ve kime karşı olursa olsun hukuk dışı ve şiddet içeren eylemler doğru değildir.

Malumunuz Mardin'in Mazıdağı ilçesi Bilge köyünde bir nişan töreni sırasında düzenlenen silahlı saldırıda 44 kişi öldü, 3 kişi yaralandı. Tüyler ürperten bu katliama Köy koruyucuları mekanızması sebep oldu. Dolayısıyla bu olay Köy koruyuculuğu sisteminin, terörizimin tanımında değerlendirilmesi gerektiğini zaruri kılmaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin acilen köy koruyuculuğu mekanizmasından vazgeçmesi gerekir.

Cumhuriyet’in en önemli sorunlarından biridir Kürt sorunu.

Bilakis ister etnik olsun, ister mezhepsel, isterse siyasi, ister Lozan’da tanımlansın, isterse tanımlanmasın egemen gurup ülkede Kürtlerden çekinmiştir, onları güvenilmez bulmuştur. Bu nedenle kendi vatandaşını tehcir ederek, vatandaşın zorunlu göç etmesine, katledilmesine ve sürgüne gönderilmesine sebep olmuştur. Asıl yanlışta zaten Türkiye'deki bu uygulamalardan kaynaklanmaktaydı.

Dikkat edilmesi gereken önemli bir diğer husus, merhum Özal'ın da belirttiği gibi “eğer buğün Kürt meselesine siyasi olarak daimi bir çözüm bulamazsak, büyük hatta orta devlet olma şansımızı kaybetme ihtimali mevcut olduğu gibi, zayıf ve perişan hale gelmemiz ihtimali de mevcuttur”. Bu bağlamda kaanatim Kürt sorununa en sağlıklı çozüm ülkede Başkanlık sistemine geçiştir. Bilindiği gibi “Kürt sorunu artık tümüyle bir kimlik sorununa ve bir politik soruna dönüştü“. Her ne sebeple olursa olsun sorunlar oluşma nedenleri ortadan kalkmadan çözüme kavuşturulamazlar. Bu nedenle Hükümetin önerilerini aklı selim içerisinde değerlendirmenizi umut ediyorum.

 

Zaten hepimizin istediği Türkiye'deki Kürtlerin içinde yaşadığı koşulların iyileştirilmesi, anayasada haklarımızın verilmesi ve Kürt diline saygı gösterilmesidir. Yani ciddi siyasi açılımların yapılmasıdır. Kimse ülkeyi bölmeyi, parçalamayı zaten istemiyor, "başkanlık federalizm" veya "bölge belediye başkanlıkları sistemi" tartışılmalıdır. Arzu edilen aslında demokratik ve laik cumhuriyet kavramının özlü olarak hayat bulmasında aranmaktadır. Bu ise ülkede demokratik sisteme tam ve tutarlı bir geçişle devlet ve toplum düzeyinde karar vermekle mümkündür.

Sayın Dr. Bahçeli,

Sorun felsefi, hukuki ve siyasi açıdan ele alındığında; Kürt sorunu ile silahlı muhalif grupları aynı kategoride değerlendirme doğru degildir. Çünkü demokratik yönetimlerde, şiddet içermeyen farklı anlayış, düşünce ve inanışlar, toplumun ortak paydasını oluşturmaktadır. Dolayısıyla silahlı muhalif grupların toplum ve birey üzerinde oluşturduğu psikolojık etkinin ortadan kaldırılması, ancak karşılıklı güven ve sevgi ortamıyla mümkün olacaktır.

1999'da Abdulah Öcalan'ın yakalanmasıyla 1984'den 1999'a kadar devam eden kirli savaş, onun İmralı'daki açıklamalarıyla bir ara durmuştu. Abdullah Öcalan İmaralı'da yapılan mahkeme huzurunda Şeyh Said'i eleştirerek, barış için devlete hizmet arzusunda olduğunu belirterek, Şehid ailelerinden özür dileyerek, Kürt sorununa "siyasi çözüm" istiyordu. Kanatimce Abdullah Öcalan Kürt sorununa siyasi çözüm isteminde takdik yapmıyordu, ciddi idi. Fakat bazıları onun bu tavrını inandırıcı ve samimi bulmadı. İnandırıcı olabilmesi için kendisine yeterli diyalog fırsatı verilmedi ve istenmeyen savaş tekrar Haziran 2004'te başladı. O günden beri oluk gibi kan akıyor.

Ülkede bugün Kürt sorunu siyasal bir kriz halini almıştır.

Kürt sorunu'nun bugüne kadar çözülmemesi'nin ana sebebi, Türkiye'nin bunu çözecek demokratik olgunluğa erişmemiş olmasından kaynaklanmaktaydı. Türkiye'de içbarışın sağlanabilmesi için, Köy koruyuculuğu mekanizmasının hemen işlevsiz hale ğetirilmesi, ve bir ğenel affın çıkaraılarak, anayasada yapılaçak düzenlemelerle, Kürt sorununun demokratik anlayışla çözülmesi sağlanmalıdır. Bu bağlamda çıkarılması zaruri olan genel affın bir yönü hukuki, diğer yönü ise siyasi olmalıdır.

Sayın Dr. Bahçeli,

 

Kürtler bu ülkenin her karış toprağında bedel ödemiştir. Mustafa Kemal eğer Kürt halkı ile ittifak yapmasıydı bu ülkeyi kuramazdı. Kürtlerin amacı bu ülkeyi bölmek değildir. Kürtlerin mücadelesi ortak bir vatanda özgürce ve kardeşce yaşamaktır. Dolayısıyla Kürtlerin kardeş bir millet olarak, evrensel kurallara ve modellere göre tarih sahnesine çıkacakları gerçeği, çağımızda artık tartışmasızdır.

Tahlil ettiğim kadarıyla Sayın Erdoğan Hükümetinin elinde siyasi bir çözüm konsepti var, meseleyi çözmek içinde kendileri samimiler. Dolayısıyla sizin gibi bir bilimadamından, bir düşünür olarak, bir bilimadamı olarak, bir vatandaş olarakbenim ricam, halklarımızın kardeşliği ve devletin bekası için bu sorunun siyasi olarak çözülmesine yardımcı olmanızdır. Çünkü Kürt sorunu devletin geleceğini belirleyen ölümcül bir sorundur. Vatandaşlarımızı memnun edecek demokratik gelişmelerin dış baskılarla değil, bizzat devletin kendi iradesiyle gerçekleşmesinin Türkiye açısından yüz ağartıcı bir durum oluşturacağı açıktır.

Ortadoğu’da büyük ekonomik yatırımları bulunan Türkiye'nin Kürtleri potansiyel müttefik olarak görmesi Türkiye'nin iç ve dış güvenliği acısından zaruridir.

Beni anlayışla karşıladığınıza inanıyor, saygılar sunuyorum.

Bu yazı toplam 11127 defa okunmuştur
Bahçeli ve idam
 // Ahmet Timur
Bahçeli, Apo hakkındaki idam cezası kararına rağmen, hükmün infaz edilmemesi kararına imza atmıştır. ABD istedi diye mi? En azından ne Bahçeli, ne de Ecevit acaba Amerikalılardan, bu “şartlarının” sebebini sormadılar mı? Şüphelenmediler mi? Sormuşlarsa, tatmin edici cevap almışlar mıydı? Ne idi, bu cevap? Sayın Bahçeli’nin AKP’nin yüklemeye çalıştığı töhmetin altından kurtulabilmesi için, bunu artık açıklaması gerekir. İşin “Hikmeti Devlet-De...
26 Ağustos 2009 Çarşamba 13:26
Sayın Zerrin Hocaoğlu ve Lütfü Esenköy
 // kırçiçeği
Şimdi kanun hakimiyeti ve devlet denetimi yok mu? Millet kan akmasın diyor zaten. Şehit ailelerine gelince kiminle savaşıyoruz allah aşkına.kendi içimizde düşman ilan ettiklerimizle savaşıyoruz.Kürtlerin Bosna,Kosova,Uygur da yaşayan halklar kadar hakkı yok mu? Kendi topraklarında istedikleri eşitlik ayrı devlet naraları ile anlatıldı. Bence tarihi iyi araştırmak lazım.Kırk yamalı bohça misali yalan yanlış tarih ile bir yere varamayız.Gerçekleri öğrenmek lazım....
21 Ağustos 2009 Cuma 09:12
Çözüm; silah bırakma
 // Zerrin Hocaoğlu
Kan akmasın, analar ağlamasın diyorsak; kanun hakimiyetini ve devlet denetimini sağlarız. Çözüm silahların bırakılmasıdır......
19 Ağustos 2009 Çarşamba 22:44